MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

EMO DANIŞMA KURULU TOPLANDI


HABER


 
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 45. Dönem 1. Danışma Kurulu, 7 Ocak 2016 tarihinde toplanarak, 2016 yılı çalışmalarını ve gelecek yıllara ilişkin etkinlik programını değerlendirdi. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, “EMO’nun ayakta kalması için her türlü mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Bunun için tüm örgütlülüğümüzün de yanımızda olmasını istiyoruz” diye konuştu.
 

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 45. Dönem 1. Danışma Kurulu 7 Ocak 2016 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası Kongre Merkezi`nde gerçekleştirildi. Danışma Kurulu`na EMO Yönetim Kurulu, şube yönetim kurulları, mevcut ve önceki dönemlerde görev almış Onur Kurulu, Denetleme Kurulu üyeleri, il ilçe ve işyeri temsilcileri ile komisyon üyeleri katıldı.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, Danışma Kurulu`nun açılışında yaptığı konuşmada, sürekli katliam haberlerinden, saldırılardan, kan ve gözyaşından usandıklarını belirtirken, "Ama gün ne bıkkınlık, ne umutsuzluk günüdür. En önce insan olmanın sorumluluğuyla neye mal olursa olsun mücadele etmekle, yaşamak ve yaşatmakla yükümlüyüz" diye konuştu. Ölümlerin son bulması ve yeni acıların yaşanmaması için bir mücadele hattı örülmesi ve daha sonra da bu hattın genişletilmesi ve sağlamlaştırılması gerektiğini vurgulayan Yeşil, bunun için hem kişisel, hem de kurumsal olarak yapılabileceklere ilişkin olarak maddeler halinde konuşmasını sürdürdü.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil`in açılış konuşmasının ardından 2016 yılında yapılan çalışmalar değerlendirildi. Gelecek yıllara ilişkin etkinlik programı gözden geçirilerek, görüş ve önerilerin alınmasıyla toplantı sona erdi.

 

 

EMO YÖNETİM KURULU BAŞKANI HÜSEYİN YEŞİL`İN DANIŞMA KURULU`NDA YAPTIĞI KONUŞMA

 

Değerli Arkadaşlar,

Hepinizi EMO Yönetim Kurulu adına saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

 

Sürekli yeni bir katliam haberiyle gözümüzü açmaktan, ölümlerden, saldırılardan, kan ve gözyaşından usandık.  Ama gün ne bıkkınlık, ne umutsuzluk günüdür. En önce insan olmanın sorumluluğuyla neye mal olursa olsun mücadele etmekle, yaşamak ve yaşatmakla yükümlüyüz.

 

Bu nedenle ardı ardına gelen saldırıları anımsatmak, kınamak ve acıyı paylaşmak için bir konuşma yapmayacağım. Bu ölümlerin son bulması için yeni acıların yaşanmaması için gerçekten bir mücadele hattı örebilmek için hem kişisel hem de kurumsal olarak neler yapabileceğimizi konuşmak istiyorum.

 

Arkadaşlar, hepimiz bir şekilde bugüne kadar faşist uygulamalarla karşı karşıya kaldık ve kalıyoruz. Elbette kendi deneyimlerimizden ve örgütlü deneyimlerimizden yola çıkarak mücadele hatları örmeye çalıştık, bir birikimimiz var. Ancak mücadele hattını genişletmemiz ve daha sağlam kılmamız gerektiği açık.

 

Baskı her geçen gün bir adım daha atıyor. Evet; kurmak zor, yıkmak çok kolay. Ama bizler zor da olsa, bugün kaybetsek de yarına olan kurucu bir inançla mücadelemizi sürdürmek zorundayız.

 

Yale Üniversitesi`nden Prof. Timothy D. Snyder`in "Faşizm Geliyorsa Nasıl Yaşamalı" başlıklı bir çalışması sosyal platformlarda çokça paylaşıldı. Belki kimilerimiz okudu. Kimilerimiz gördü, ama şöyle bir geçti. Kimilerimize ulaşmadı. Tamamen olmasa da birkaç başlığını okumak ve ülkemizin içinde bulunduğu durumla ilişkili olarak konuşmak istiyorum. Synder;

 

"1-Otoriterliğin gücünün büyük bir kısmı bizim ona kazandırdığımız bir güçtür" diyor.

 

Ne yazık ki bu durum ülkemizde de geçerlidir. İnsanlar kendilerine zarar gelmemesi için daha olmamış baskılara bile öngörüyle boyun eğerek hareket etmeye başlıyorlar. Yani hareket ederken, bir etkinliğe katılırken, bir şey yazarken, konuşurken, hatta ve hatta düşünürken bile otosansür uygulanıyor.

 

Bunun önce kendimiz farkında olmalı ve farkındalık yaratmalıyız. Evet; korkutucu bir iklim vardır, insanlar korkmakta haklıdır, ancak bu korkuları büyüterek "siniklik" yaratılmasına izin vermemeliyiz. Bu ince çizgiyi davranışlarımıza söylemlerimize yerleştirmeliyiz.

 

İkinci öğüdü "Elde kalan kurumları savunmak"tır. "Kurumlar kendi kendilerini savunamazlar" diye ekliyor. Kurumlar elbette tek başına kendilerini savunamazlar, insanlarla örgütlü olarak var olabilirler. Savunacağımız kurum; bir gazete, okul, dergi, dernek olabilir diyor.

 

Biz de öncelikle Elektrik Mühendisleri Odası olarak kendi örgütlülüğümüzü, üst birliğimizi savunmaktayız. EMO`nun ayakta kalması için her türlü mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Bunun için tüm örgütlülüğümüzün de yanımızda olmasını istiyoruz.

 

3.saptaması Walter Benjamin`den "Faşizm koşullarında en büyük devrimcilik, işini iyi yapmaktır" olmuş. İşimizi iyi yapmalıyız. EMO olarak sonuna kadar hizmet alanlarımızın, mesleğimizin sahibiyiz. Mesleki alanlarımızda üretilen yalanlara, talana karşı kamuoyunu bilgilendirmek için çalışmalar yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

 

Sadece son yaptığımız açıklamalar bile ne denli önemli bir görevi üstlendiğimizi gösteriyor. Aladağ`da bir tarikatın yurdunda 11`i çocuk olmak üzere 12 canı kaybettiğimiz yangına ilişkin yaptığımız açıklama ile yangınlara karşı önlem değil davetiye çıkaran düzenlemeleri ifşa ettik. Zaten EMO`nun davalar açıp düzeltilmesi için mücadele ettiği Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik`teki sıkıntıları gündeme getirdik ve kamuoyunda büyük ses getirdi. EMO`nun görüşleri Birgün, Cumhuriyet, Evrensel ve Hürriyet gazeteleri başta olmak üzere görsel ve yazılı basında geniş yer buldu.

 

Yine günlerdir Türkiye`nin birçok bölgesinin karanlıkta kalması nedeniyle arka arkaya 4 basın açıklaması yaptık. Doğalgaz sıkıntısından, iletim hatlarına, tarifelerdeki oyunlarına varıncaya kadar veri ve bilgilerle yaşanan krizin ardında yatan planlama ve yönetim eksikliğini ortaya koyduk. Açıklamalarımız yazılı basında geniş yer bulduğu gibi çok sayıda radyo ve TV programlarına konuk olduk ve konuya ilişkin görüşlerimizi kamuoyu iletme olanağı bulduk. Bu noktaya 1984`de başlayan özelleştirme furyası ile geldiğimizi "adım adım karanlığa gömüldüğümüzü" net olarak dile getirdik. Sorunun çözümünün yeniden kamulaştırmada olduğunun altını çizdik.

 

Faşizmle mücadele hattına dönecek olursak Prof. Snyder 4. madde olarak; kullanılan kelimelere dikkat çekiyor. Olağanüstü hal, terör, vatan haini… Bugünlerde ne çok duyduğumuz kelimeler değil mi? Herkese terör yaftası yapıştırılıyor.

 

Milletvekilleri tutuklanıyor, terör. Barış akademisyenleri tutuklanıyor terör. Gazeteciler tutuklu terör. Hukuk yerle bir, terör. Bunlara karşı bir şey söyleyecek oluyorsun; yine terör.

 

Açık açık tehdit ediyorlar:

Sosyal platformlarda yazdıklarımız başımıza bela olabilirmiş. Sanki yazmadan başımız belada değilmiş gibi…

 

Olağanüstü hali 3. kez uzatmaktan söz ediyorlar. Hayır arkadaşlar, ısrarla söylemeliyiz ki şiddete başvurmayan hiç kimse terör kapsamında değerlendirilemez. Israrla adalet istemeliyiz.

 

5.sırada akıl almaz olaylardan söz ediyor. Biz tüm bu akıl almaz olayları ardı ardına yaşıyoruz. Patlamalar, bombalar, suikastler, silahlı saldırılar… Bir taraftan gerçekten terörle baş etmeye çalışıyoruz, bir taraftan terörize edilen bir siyasi ve toplumsal ortamda var olmaya uğraşıyoruz.

 

Sürekli özgürlüklerimiz daha da kısıtlanıyor. Terörle mücadele edilmiyor; tam tersine kendi iktidarını eleştirenlere karşı mücadele yürütülüyor.

 

Artık gelinen noktada güvenlik talep etmenin bile bir anlamı olmadığını düşünüyorum. İzmir`de yaşanan terör eyleminde olduğu gibi kendi canlarını ortaya koyarak güvenliği sağlamaya çalışanları tenzih ederek söylüyorum ki, güvenliği sağlayacak olanlara güvenmek başlı başına bir sorun haline gelmişken ve alınan güvenlik önlemlerinin ölümleri durdurmaya yetmediği ortamda güvenlik yalnızca muktedirlerin gücüne güç katmanın bir aracıdır.

 

15 Temmuz sonrasında belki de güvenliğin en zayıf olduğu bir dönemde halkı ücretsiz taşıma ve kumanyalarla meydanlara toplayan iktidar, kendisine karşı olan en ufak bir harekete bile tahammül etmeyip güvenlik gerekçesiyle sert saldırılar yapmaktadır. 15 kişinin bir araya geldiği yere polis barikatları kurulmakta, yaka paça insanlar gözaltına alınmaktadır.

 

Hayır, güvenlik değil özgürlük istiyoruz. Özgürlüklerimizin güvencesi olmayan bir iktidarın, can güvenliğimizi sağlamak gibi bir derdi de yoktur. 

 

6.uyarısı kullandığımız dile yönelik. Faşistlerin dilini kullanmamalıyız. Düşünen, sorgulayan söylem biçimiyle öfkemizi diri tutmalıyız. Öfkemizi sözlerimizle boşaltmamızın bir yararı yok. Öfkemizi doğru adrese yöneltmeli ve öfkemizin gücünü insan olarak faydaya dönüştürmeliyiz. Sadece o anlık bir rahatlama sağlayan, ancak geleceğe yönelik taş üstüne taş koymayan boşa bir çabayla enerjimizi tüketmemeliyiz.

 

7.`si itiraz etmek. Ama "hapse girmemeye çalışmalıyız" diye de uyarıyor.

 

8.`si yalan propagandasına karşı doğruyu bulmak. Evet itiraz ediyoruz, doğruyu söylüyoruz. Bugün tüm dünyada "post truth" diye bir kavramdan söz ediliyor. Ülkemizde dinci yapılanmaların en çok başvurduğu yöntem geçmişte de buydu ve buna biz takiye diyorduk.

 

Nitekim takiyenin boyutlarının Fethullah Terör Örgütü ile nerelere ulaştığını bugün herkes görüyor. Ama bu takiye sadece Fethullahçılarda değil, pek çok gerici örgütlenmede vardı. Şimdi koşullar uygun olduğu için yeraltından, karanlıklarıyla çıktılar. Şortlu bir kadına tekme atabiliyor, hamile bir kadını spor yaptığı için dövebiliyor, yeni yıl kutladığı için hedef gösterebiliyorlar… Hala bunu yapanlara karşı çıkmak "nefret" oluyor da şiddet kullanan ve asıl terör uygulayan bu kişiler "aklanıyor", "kollanıyor".

 

Bu durum şimdi dünyada bahsedilen bu "post truth" kavramıyla ilişki. Yalanlar üzerine kurulan bir dünyayı ifade ediyor. Yalanın gerçeklik olarak inşası. Gerçekten böyle bir dünyada yaşıyoruz. İktidar temsilcilerinin bir gün önce söyledikleri, ertesi gün öyle söylenmemiş gibi gösteriliyor.

 

Yalana yalan demenin bile imkansızlaştırıldığı bir ortam yaratılıyor. Sürekli iktidar yandaşlarının çıkarıldığı televizyon kanallarında yalan duvarları inşa ediliyor. Korku eşiğini aşmak için bu yalan duvarlarına her birimiz bulunduğumuz her ortamda karşı duruş sergilemeli, bunun için öğrenmeli, okumalı ve ifade etmeliyiz. 

 

9.öğüdü ülkemizde çokça duyduğumuz "vatanseverlik" ile ilgili. Synder, "Doğayı satılacak bir enerji kaynağı olarak gören, kenti zenginlere pazarlayan, kamu tesislerini ve fabrikalarını yabancı şirketlere satan, ahlaki ve siyasi yozlaşmayı önemsemeyen yöneticiler vatansever olamazlar" diyor. "Gerçek vatanseverlik şovenizmi aşmayı gerektirir" diyor. İçi boş kof sözlerle değil, gerçekten ülkemizi ve yaşamımızı savunmaktır bize düşen görev.

 

Synder, "Tek parti devletini engellemek"ten söz ediyor. Ne yazık ki tek parti devleti kurulmuş durumda, daha da ilerisi tek adam devleti getirilmek isteniyor. İşte bunun için Anayasa değişikliğine de başkanlık sistemine de karşı çıkıyoruz, çıkacağız.

 

Tüm bunlardan sonra öncelikle "insana verdiğimiz değer" üzerinden ortak bir yaşam mücadelesini yaygınlaştırmak için temel ilkelerimizi ortaya koymalıyız.

 

Ne istiyoruz? İnsanların özgürce, eşit haklara sahip olarak, bağımsız ve adil bir hukuk sisteminin güvencesinde, laikliğin temel olduğu bir demokrasi ortamında yaşamasını istiyoruz. Kişisel ayrılıklarımız, farklı siyasi düşüncelerimiz olsa da bu temel hepimiz için bugün en elzem olan şeydir. Bunun için bir arada olmalı, birbirimize ve EMO gibi kurumsal değerlerimize sonuna kadar sahip çıkmalıyız.

 

Değerli Meslektaşlarım;

İçinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik açmaz, Odamızı da büyük zorluklar içerisinde bırakmaktadır.

 

Kamudaki denetimleri devre dışı bırakan, yargı denetimini dahi yok sayan iktidar, bugün odalarımızı denetleyecekmiş. Bu nereden çıktı diye bakıyoruz. 12 Eylül Darbesi`nde çıkarılan KHK`lere geliyoruz. Hani yargı üzerinde vesayet kurmalarına kılıf olarak kullandıkları, "Hesaplaşıyoruz" dedikleri 12 Eylül Rejimi`ne geliyoruz.

 

12 Eylül Darbesi`nde TMMOB ve bağlı odaları üzerinde o günkü Bayındırlık Bakanlığı`nın idari ve mali denetim yapabileceğine ilişkin KHK düzenlemesi yapılmıştı. Anayasa`da da bu denetimin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştü. Ancak 12 Eylül dahil bugüne kadar hiçbir yönetim, günümüzdeki iktidar kadar her alanı kendi vesayeti altına alma çabasına girmediği için böyle bir kanuna gerek duymamıştı.

 

AKP iktidarı ise 17 Aralık 2013 tarihinde hangi odaya hangi bakanlık tarafından idari ve mali denetim yapılacağına ilişkin kararname yayımladı. İlk olarak Kimya Mühendisleri Odası`nda 2015 yılı başında denetim yapılmak istendi. Oda Genel Kurulu`nda alınan karar doğrultusunda, ilgili bakanlık müfettişlerine denetimin hangi kurallara göre yapılacağına dair bir yasa olmadığı için denetim yapamayacakları bildirildi. Süreç devam ediyor.

 

Geldiğimiz noktada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Elektrik Mühendisleri Odası`nın da içinde olduğu TMMOB`ye bağlı 11 oda için aynı uygulamayı yapmak üzere girişimde bulunmuş ve odalara yazı göndermiştir. TMMOB`de yapılan oda başkan ve yazmanları toplantılarında ortak bir karar alınarak, KMO`nun müfettişlere verdiği yanıt doğrultusunda yazılar hazırlanarak gönderilmiştir.

 

Bizler denetimden kaçmıyoruz. Genel kurullarımızda ve demokratik işleyişimizde oluşan denetleme kurulları vasıtasıyla bütün iş ve işlemlerimiz idari ve mali olarak denetlenmektedir. Dönem sonlarında yapılan genel kurullara bütçelerimiz, bilançolarımız ve aldığımız her türlü karar sunulmaktadır. Ayrıca idari ve mali kararlarımız Odamızın İnternet Sitesi`nde yayınlanmaktadır. İsteyen her kişi ve kuruluş, bu sitelerden her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilme olanağına sahiptir.

 

Odalarımız ve birliğimiz üzerindeki baskılar bununla da bitmemekte, antidemokratik uygulamalara yapılan en ufak itiraz bile çirkin saldırılara malzeme olarak kullanılmaktadır. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz`ın milletvekillerinin tutuklanması üzerine diğer emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri ile birlikte HDP Meclis Grubu`na yaptığı destek ziyareti üzerine yandaş basın ve sosyal medyanın fedailiği ile bir kampanya yürütülmektedir.

 

Ne yazık ki Odalarımız ve yöneticilerimiz üzerinde bu kadar baskı devam ederken bazı arkadaşlarımız EMO Genel Kurulu`nda alınan A Tipi Muayene Kuruluşu (ATMK) ve Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK) kararlarının iptal edilmesi ve yönetim kurulu seçimlerinin yenilenmesi isteği ile olağanüstü genel kurul talebinde bulundular.

 

Yayınlanan deklarasyonlardan birinin başlığı da sorunludur: "Odayı Olağanüstü Genel Kurul`a Götürmeyin" başlıklı bildirgeyi gören birisi; ilk önce mevcut EMO Yönetim Kurulu`nun Odayı olağanüstü genel kurula götürmeye çalıştığını zanneder.

 

EMO 45. Olağan Genel Kurulu`nda seçilen yönetim, görevi başındadır ve olağanüstü genel kurul talebi de yoktur.

 

A Tipi Muayene Kuruluşu ve Personel Belgelendirme Kuruluşu tartışmaları, belgelendirme ve odaların hizmet üretimi yılladır örgütümüz içinde tartıştığımız şeyler, tartışmaya da devam edeceğiz. Tabii bu gidişle tartışacağımız örgüt kalırsa...

 

Bir biçimde mevzuatımız uyarınca son genel kurulda bazılarını karara bağlamışız. Örgütsel yapılar kendi kurumsal organlarında karar altına alınanları uygulamak zorundadır. Ne zamandır genel kurul kararlarını uygulamak suç oldu? Seçimler, alınan kararlar benim işime geliyorsa iyidir ve kabul ederim, yoksa kabul etmem.

 

Oda Yönetim Kurulu`nun Genel Kurul kararını uygulamasına karşı kampanya düzenlemek ise örgütsel tarihimiz içinde ilk defa yaşanılan bir durumdur.

 

Odanın kurumsal yapılarına düşen görev; Genel Kurul`un bu kararlarını hayata geçirmektir. Kararlar beğenilmeyebilir. Örgüt geleneğimiz ve iç hukukumuz; katılmasak da bunları hayata geçirmektir. Çözüm ise bir sonraki genel kuruldur.

 

Genel Kurul geçmişimizde belki de hiç olmayan bir biçimde delegelerin yüzde 40`ının katıldığı bir oylama ile bu kararlar alınmıştır. Yönetim Kurulu, Genel Kurul kararını uygulamasa, bu karara "Evet" diyen delegelerin hukukunu kim koruyacaktır? Tam tersi durumda "Evet" diyenlerin olağanüstü genel kurul isteme hakları yok mudur?

 

Elbette oda hukuku içinde her zaman yeterli sayıya ulaşılarak olağanüstü genel kurul istenebilir. Buradaki sorun, Türkiye kan gölüne dönmüşken her gün patlayan bombalarla onlarca yüzlerce insanımız ölürken, iktidar TMMOB ve Odalar üzerine gelirken ve Genel Kurul kararlarını uyguladığımız için olağanüstü genel kurul istenmesindedir.

 

İki yılda bir Olağan Genel Kurul yapan Odamız, olağanüstü genel kurullarla işlemez hale mi getirilmek istenmektedir?

 

ATMK ile ilgili olarak 43. Dönem Yönetim Kurulu`nda bir oylama yapılmış ve çalışmalara başlanılması kabul görmemişti. 45. yani son Genel Kurul`da bu önergelere "Evet" diyen arkadaşlar, o günden bu yana 43. Dönem`deki kararın düzeltilmesi için yan yollar arayışına girmediler ve örgütümüzün kurumsal yapısı içinde sürecin devam etmesine gayret ettiler.

 

Odamızın kendi hukuksal yapısı da dahil olmak üzere, var olan düzenin bir sürü kurumuna muhatabız. Bir kısmımın da içinde yer alıyoruz. Neden bazıları bizi rahatsız ediyor da bazıları etmiyor?

 

TÜRKAK kötü de, diğerleri çok mu güzel? Var olan düzenin içinde yer alıyorsak ikili bir mücadele sürdürmek zorundayız. İtiraz edeceğiz, yasal haklarımızı arayacağız; ama var oluş nedenimiz üzerinden de barikatlarımızı oluşturacağız. Tek cepheli mücadele eksik ve yetersiz kalacaktır. Mücadelemizde var olan bu ikili yapıyı kavrayamazsak yalpalamamız ve kafa karışıklığına düşmemiz kaçınılmazdır.

 

Sonuç olarak EMO kendi kurumsal organlarında alınan kararları uygulamak zorundadır. Bu uygulama çabaları genel olarak verilmekte olan demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemiz ile paralel yürütülmektedir.

 

Herkesi örgütümüz, örgütümüzün iç işleyişi, kurumsal yapılarımız, alınan kararlar, alınan kararların uygulanması, iç hukukumuz ve oluşturduğumuz gelenekler üzerinde düşünmeye ve buna uygun davranmaya çağırıyorum.

 

Yaşasın EMO ve TMMOB Örgütlülüğü!

 

Yaşasın eşit, özgür, demokratik ve laik bir Türkiye`de bir arada yaşam mücadelemiz!

 

Tekrar hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.

 



KANAL B- ANA HABER

27.01.2017
 


Çok Okunanlar


TEST-ÖLÇÜM MERKEZİ GÖREV İSTEK FORMU

UM:AG SEMİNERLERİ BAŞLIYOR

“5. AKADEMİK KAMP” BAŞLIYOR

MİSEM DANIŞMA KURULU YAPILDI

EMO`DAN REFERANDUM MEKTUBU

İNSANLIĞIN GELECEĞİ İÇİN NÜKLEERE HAYIR!

KKTC EMO`NUN GELENEKSEL GECESİ YAPILDI

KADINLAR BİRLİKTE GÜÇLÜ!

GENÇ MÜHENDİSLER İŞSİZ

8 BİN MEGAVAT DAHA DEVREYE ALINACAK (MİLLİYET)

Okunma Sayısı: 450


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2017 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri