MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

ELEKTRİKLİ RAYLI ULAŞIM SİSTEMLERİ SEMPOZYUMU BAŞLADI



 
EMO Eskişehir Şubesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nin (ESOGÜ) düzenlediği Elektrikli Raylı Ulaşım Sistemleri Sempozyumu (ERUSİS 2017) başladı. İlk kez uluslararası olarak gerçekleştirilen sempozyum 2 gün sürecek. Sempozyumun açılış konuşmalarında, güvenli, ekonomik, çevre dostu, hızlı ve konforlu olan demiryolu ulaşımının önemi vurgulanarak, Türkiye’de raylı sistemlerin mutlaka geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
 

 

 

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Eskişehir Şubesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi`nin (ESOGÜ) ortaklaşa düzenlediği "Elektrikli Raylı Ulaşım Sistemleri Sempozyumu (ERUSİS 2017)", 27 Ekim 2017 tarihinde ESOGÜ Kongre ve Kültür Merkezi`nde açılış konuşmaları ile başladı. 

EMO Eskişehir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tuna, sempozyumun bu yıl ilk kez uluslararası düzeyde gerçekleştirildiğine işaret etti. Türkiye`de demiryolu taşımacılığının görsel ve anlayış olarak etkin değişimler yaşadığını, bu kapsamda sempozyumda teknoloji olarak dünyanın neresindeyiz sorusuna yanıt bulmayı hedeflediklerini belirten Tuna, şunları söyledi: "Dünyadaki demiryolu taşımacılığının hedefleri ve etki alanındaki Türkiye, ülke kaynaklarımız ve teknolojik birikimlerimiz, değişime katkıları ile daha verimli bir taşımacılık hedefi için bundan sonra neler yapılmalı konularında elimizdeki verileri ortaya koymak ve ortak akıl oluşturmayı hedeflemekteyiz.  Bu kapsamda ERUSİS 2017 bildirilerimizin ve hazırlanacak sonuç raporunun, ülkemizde yetkili kurumlar tarafından değerlendirileceğine ve halkımıza yararlı olacağına inanmaktayız."

Tuna, sempozyuma destek veren ve emeği geçen herkese teşekkür etti.

Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Parlaktuna, etkinliğin çağrılı konuşmacılar yerine hakem sürecinden geçmiş bildirilerin sunumu şeklinde düzenlendiğini belirtirken, sempozyumun düzenlenme sürecine destek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, Eskişehir`in Türkiye`nin demiryolu ağının önemli bir kavşak noktasında bulunduğuna dikkat çekti. Raylı sistemlerle ilgili lisans ve lisansüstü eğitimler veren üniversiteleri, lokomotif üretimi yapan TÜLOMSAŞ ve raylı sistemler alanında faaliyet gösteren araştırma ve sanayi kuruluşları ile Eskişehir`in bu alanda öne çıktığına işaret eden Önder, "Bu nedenle Elektrikli Raylı Ulaşım Sistemleri Sempozyumu için en doğru adreste bulunduğumuzu düşünüyorum" dedi.

Önder, ulaşım politikalarının günlük yaşamı kolaylaştırma anlayışıyla birlikte enerji tüketimi ve çevre kirliliği açısından da dikkatle ele alınması gerektiğini, bu anlamda toplu taşımacılık açısından raylı sistemlerin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Türkiye`de ne yazık ki 1950`lerden itibaren ulaşım politikaları belirlenirken demiryollarının ihmal edildiğini; dışa bağımlı ve karayolu merkezli yatırımların da ulaşımda dengesiz bir sistemin kurulmasına neden olduğunu kaydeden Önder, şunları söyledi:

"1923-1950 döneminde yapılan 3 bin 764 km yeni demiryoluna karşılık, 1950`lerden 2000`li yıllara kadar geçen yarım yüzyılda demiryollarında yalnızca 945 km`lik bir uzatma sağlanabilmiştir. TCDD`nin Mayıs 2017`de yayımladığı rapora bakıldığında; 2004`den bu yana yapılan 1.805 km yeni yol ile birlikte toplam demiryolu hattımızın 12 bin 532 km`ye ulaştığını görüyoruz. Elbette bu gelişme önemli olmakla birlikte yapılan yatırımlar yük ve yolcu sayısındaki artışları bile karşılamaktan uzaktır. TCDD`nin verileri de oransal olarak ilerleme değil gerileme olduğunu göstermektedir. 1950 yılında ulaştırma sistemi içerisindeki yolcuların yüzde 42.2`sini taşıyan demiryollarının, 2000 yılında aldığı pay yüzde 2.2`ye kadar gerilemişken, bu düşüş devam etmiş ve 2016 yılında yüzde 1`e kadar inmiştir. Demiryollarının yük taşıma payı da 1950`lerde yüzde 68.2 iken 2000 yılında yüzde 5.3 olmuştur. Bu tarihten sonra cüzi düşüş ve artışlarla devam eden demiryollarının yük taşıma payı 2016 itibarıyla yüzde 4.3 olmuştur."

"Yolcu-Yük Taşımacılığında Çok Gerideyiz"

Uluslararası demiryolu istatistiklerine göre, Türkiye`de 1 kilometrekarelik alana 13 metre demiryolu ağı düşerken; bu rakamın Almanya`da 109, İngiltere`de 67, Avusturya`da 66, İtalya`da 56 metre olduğunu belirten Önder, "Demiryollarında yolcu-yük taşımacılığı açısından gelişmiş ülkelerin oldukça arkasından gelen Türkiye`de, karayolu taşımacılığına ağırlık verilmesi, yol açtığı yüksek maliyet ve verimsiz yol kullanımı ile arazi kayıpları, gürültü ve çevre kirliliği yaratmıştır" diye konuştu.

Önder, gelişen dünyada nüfus artışı, insan sağlığı ve iklim değişikliklerinin, ulaştırmanın daha kapsamlı bir bakış açısıyla ele alınmasını zorunlu kıldığını kaydetti. Özellikle gelişmiş ülkelerin, çevresel sorunlar ve küresel iklim değişikliği nedeniyle ulaşımda karayollarının payını azaltarak, çevre dostu olan demiryolu, denizyolu ve iç suyolu taşımacılığının artırılmasına yönelik politikalar üreterek uyguladıklarına dikkat çeken Önder, şunları söyledi:

"Ulaşımın güvenli, ekonomik, çevre dostu, hızlı ve konforlu olması uygar dünyada yer almanın bir gereğidir. Bugün modern şehircilik anlayışında ulaşım büyük ölçüde raylı sistemler ile sağlanmaktadır. Raylı sistemler hızlı, güvenli, temiz ve çevreci olması; kaza riskini, yolculuk süresini ve gürültü kirliliğini azaltması ile enerji tasarrufu gibi pek çok nedenle tercih edilmektedir. Demiryolu ulaşımı enerji verimliliği açısından diğer ulaşım türlerine göre çok daha avantajlıdır. Japonya`da yapılan bir araştırmaya göre; yolcu taşımacılığında demiryollarına kıyasla otobüsler 1.4 kat, otomobiller 6.8 kat ve uçaklar 5.4 kat daha fazla enerji tüketmektedir. Yük taşımacılığında ise demiryolları ve gemiler yaklaşık aynı miktarda enerji tüketirken, kamyonlar 7.5 kat daha fazla enerji harcamaktadır. Enerji tüketimi; cari açıkta enerji ithalatının payı ve Türkiye`nin enerji bağımlılığı dikkate alındığında Türkiye açısından daha da büyük önem taşımaktadır."

Uluslararası Demiryolu Birliği ve Avrupa Komisyonu verilerine göre, karayolu ulaşımında yolcu başına karbon emisyonunun, demiryolu ulaşımındakinin 4 katı; 1 ton yük başına karbon emisyonunun ise demiryolu ulaşımındakinin 8 katı olduğunu bildiren Önder, elektrikli trenlere geçişin, ulaşımda fosil yakıt ihtiyacını ortadan kaldırırken, hareket sırasında sera gazı emisyonunu da sıfır seviyesine çektiğini belirtti. Türkiye`de 2016 yılı itibarıyla 8 bin 947 kilometrelik demiryolu ana hatlarının yüzde 30`unu oluşturan 2 bin 672 kilometresinin elektrikli hale getirildiğini belirten Önder, bu oranın 2012 yılında yüzde 22.4, 2000 yılında da yüzde 20.2 düzeyinde bulunduğunu anlattı. Önder, raylı sistemlerin aynı zamanda karayollarındaki trafik yükü ve dolayısıyla yatırım, bakım ve onarım giderlerini de azalttığına dikkat çekti.

"Serbestleştirme ve Özelleştirmeye Hayır"

Hüseyin Önder, 2013 yılında çıkartılan 6461 sayılı Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun ile TCDD`nin bütünsel yapısının parçalandığını; altyapı TCDD`de bırakılırken, 5 yıllık geçiş sürecinden sonra altyapı dışında kamu ya da özel şirketler eliyle taşımacılık yapılmasının öngörüldüğünü anımsattı. Yasaya ilişkin yetkilendirme yönetmeliğinin de 19 Ağustos 2016 tarihinde Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, böylece özel sektörün kendi lokomotifiyle yolcu ve yük taşımasının yolunun açıldığını belirten Önder, ulaştırma politikalarının özel sektörün kar hırsından öte kamu yararını gözeten bütüncül bir anlayışla planlanması gerektiğinin altını çizdi. "Serbest piyasa" anlayışı çerçevesinde büyük ölçekli yatırımların yükü kamuya yıkılırken, karlı işletmecilik alanlarına sermayenin talip olduğuna dikkat çeken Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yalnızca kar anlayışıyla zorunlu hizmetlerin sağlanamayacağı açık bir gerçektir. Bu nedenle kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde karsız alanlara da hizmet götürülmesi ve mali açıdan külfetli altyapı yatırımlarının devlet bütçesinden karşılanması söz konusu olmaktadır. Sonuçta demiryolundaki karlı alanların özel sektöre bırakılması, kamunun bu alanlarda sağlayabileceği kaynağı zorunlu altyapı üretimi için kullanmasını da engellemektedir. Özetle kamunun, sermaye-yoğun olan demiryolu hattı yatırımlarından çekilmezken, son derece karlı olan altyapı-üstyapı işletmeciliğini özel sektöre devretmesinde kamu yararının bulunmadığı açıktır. Sosyal ve ekonomik açıdan olduğu kadar stratejik olarak da kamu işletmeciliğinde devam etmesi gereken demiryollarında serbestleştirme ya da özelleştirme girişimlerinden vazgeçilmelidir.

Bugün ve gelecekte raylı sistemlere ihtiyaç olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu kapsamda Türkiye`de demiryollarının geliştirilmesi için raylı sistem altyapı gereçleri ve araçlarının yerli sanayiciler tarafından üretilmesine destek verilmesi; yan sanayinin daha da güçlendirilmesi ve etkili bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekmektedir. 60 yıllık duraklamadan sonra yeniden başlatılan demiryolu hamlesi, öncelikle yük taşımacılığının payını artırmayı hedefleyerek sürdürülmeli; araştırma ve teknoloji geliştirme faaliyetleri teşvik edilmelidir."

Hüseyin Önder, AB Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) kapsamında hazırlanan Ulaştırma Ana Planı`nın 5 aşamadan oluşacağı ve gelecek yıldan itibaren uygulamaya başlanacağının kamuoyuna açıklanmış olmakla birlikte bu planın içeriğine ilişkin bilgilerin ortaya konulamadığına dikkat çekti. Bu planın konunun taraflarının içinde yer aldığı kapsamlı bir çalışmanın ardından uygulamaya konulması gerektiğini vurgulayan Önder, bu nedenle en azından plan uygulamaya konulmadan önce konunun taraflarının kamu tarafından bir araya getirilmesi, görüş ve önerilerinin dikkate alınmasının yerinde olacağını söyledi.

"Demiryolu Israrı Kamusal Yarar Demektir"

TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Göltaş, son yüzyılda kalkınmanın yalnızca ekonomik veriler ile ele alınarak çevresel ve sosyal boyutların göz ardı edilmesinin, doğal kaynakların tükenmesi, çevre kirliliği, iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi sorunları ortaya çıkardığını kaydetti. Kalkınmanın sağlanmasında ekonomik, çevresel ve sosyal boyutların tamamına etki etmesi açısından ulaştırma sektörünün kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çeken Göltaş, şunları söyledi:

"Yapılan birçok bilimsel değerlendirmede, saatte tek yönde taşınabilecek yolcu sayısı otobüs sistemi için en fazla 7 bin 500 yolcu/saat, tramvay sistemi için 15 bin yolcu/saat, metrobüs ve hafif raylı sistem için 30 bin yolcu/saat ve metro sistemi için 70 bin yolcu/saat olarak belirtilmektedir. Bu analizden görüleceği üzere kent içinde ve kentler arasında elektrikli raylı taşıma sistemlerini geliştirmek, toplum yararına sağlıklı çözümler üretmenin en önemli adımlarından biridir. Bu nedenle demiryollarında ısrar, ulaşım alanında yaratılan kamusal yarar demektir."

Dünyada yılda tüketilen toplam enerjinin yüzde 19`unun ulaşımda harcandığını ve bu oranın 2030`da yüzde 50`ye yaklaşacağının öngörüldüğünü bildiren Göltaş, hem enerji kaynaklarının kullanımı, hem de sera gazı emisyonlarının kontrol altında tutulması açısından ulaşımda enerjinin verimli kullanıldığı yöntemlere geçişin zorunlu hale geldiğini belirtti. Demiryolu ulaşımının enerji verimliliği açısından diğer ulaşım türlerine göre çok daha avantajlı olduğuna dikkat çeken Göltaş, "Uluslararası Enerji Ajansı`na göre yük taşımacılığında enerji yoğunluğunun dünya ortalaması, karayolu ulaşımı için 3.5 MegaJoule/ton-km iken, demiryolu ulaşımı için bu değer 0.25 MegaJoule/ton- km.dir. Bu durum, demiryolu ulaşımının sera gazı emisyonuna katkısının da karayoluna göre çok düşük olduğunu göstermektedir" diye konuştu.

"Ulaşım Kent Planlamasıyla Birlikte Yapılmalı"

Büyük kentlerin en önemli sorunları arasında ulaşımın ilk sırada olduğunu, Türkiye`deki ulaşım sorununun kaynağında da, ulaşımın kent planlaması ile birlikte ele alınmamış olmasının yattığını vurgulayan Göltaş, "Ulaşım; mutlak suretle kentlerin planlaması yapılırken dikkate alınması gereken bir mühendislik ve şehir planlama konusudur" dedi. Ulaşımla ilgili çalışmaların kent içindeki ulaşım ile sınırlı kalmayıp kentler arasındaki ulaşım konusunu da kapsaması gerektiğine dikkat çeken Göltaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kentler arasındaki ulaşım için de gerekli planlamayı yaparak, plana uygun şekilde ulaşım altyapısının oluşturulması gerekmektedir. Bu nedenlerle ulaşım konusu sadece merkezi idareler ya da yerel yönetimlerle sınırlı bir konu değildir. Toplumun her kesimi (üniversiteler, meslek odaları, sanayiciler sendikalar),  ulaşım konusuna kafa yorup, görüş ve önerilerini yerel ve merkezi sorumlular ile paylaşmalıdır. Ulaşım projeleri toplumsal duyarlılığı ve katılımcılığı içermediği takdirde beklenen faydayı sağlayamadığı görülmüştür. Bütün bu değerlendirmeler ışığında ulaşıma yönelik en temel sorun ise tüm bu tartışmaların doğru bir zeminde yürütülmesi ile ülkemiz için mutlaka sağlıklı verilere dayanan bir Ulaşım Ana Planı hazırlanmasıdır. Dünyada geri kalmış birçok ülkenin bile ulaşım ana planı varken ülkemizin gerçek anlamda ulaşım ana planının olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, enerji, ulaşım, haberleşme gibi büyük ölçekli ve yanlış tercihler kullanıldığında geriye dönüşü ciddi maliyetler içeren yatırımların kamusal bir hizmet anlayışı ile merkezi ve bütünsel bir bakış açısıyla yönetilmesi esas alınmalıdır."

Göltaş, yük ve yolcu taşımacılığında piyasa, kar, zarar veya ticaret, müşteri, pazar gibi liberal anlayışlar yerine, ulaşımın bir insan hakkı ve kamu hizmeti olması gerektiği anlayışından hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Bu çerçevede nüfus yoğunluğu, sanayileşme, kentleşme, turizm, çevre, tarımsal ve sosyal, kültürel gelişmeleri de içeren ve bu gelişmelerle ilişkilendirilen bir yönetim anlayışının, toplumsal refah ve hizmetlerden adil olarak yararlanılmasını da sağlayacağını vurguladı.

Başarılı Sistemlerin Özellikleri

Göltaş, elektrikli raylı ulaşım sistemleri alanındaki başarılı uygulamaların özelliklerini de şöyle sıraladı:

"-Kent içi raylı sistemler ile ulaşımın yönetim ve finansmanının yalnızca yerel yönetimlere bırakılmadığı, bu hususta merkezi yönetimin yerel idarelere destek olduğu,

-Kent içi raylı sistemler ile ulaşıma dair güçlü bir kurumsallaşma, mevzuat ve politika alt yapısının mevcut olduğu,

-Kentlerde imar, kentleşme ve ulaşım ile ilgili karar politika ve yatırımların koordineli olarak değerlendirildiği,

-Özellikle İngiltere, Hollanda ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde insanların günlük yolculuklarında otomobillerine alternatif olabilecek yaygın ve konforlu bir toplu taşıma altyapısının mevcut olduğu,

-Metro sistemleri gibi yüksek maliyetli yatırımlarda, merkezi idarelerin yapım giderlerini tamamen ya da kısmen üstlendiği v e sistemlerin işletmesini yerel idarelere bıraktığı,

-Toplu ulaşım sistemlerinin gerek yapımı, gerekse işletilmesi hususunda kamu özel işbirliği yöntemlerinden de yararlanıldığı,

-Öncelikli olarak da projelerin karar alma süreçlerine halkın katılımının sağlandığı görülmektedir."

Bilim ve Teknoloji Vurgusu

Konuşmasında TMMOB`nin çalışmalarına değinen Göltaş, 63 yıllık tarihsel geçmiş ve 500 bini aşan üyesiyle TMMOB`nin meslek ve meslektaş çıkarlarını ülke çıkarları ile birleştiren yaklaşımlarında temel olarak; bilim ve teknolojinin, toplumsal yapı ve ilişkilerle iç içe olduğuna vurgu yaptığını kaydetti. Toplum, insan ve doğayı tahrip etmeyen, gerçek gereksinimler için oluşturulacak bilim ve teknoloji politikalarının, bilim ve teknolojinin mevcut yapısını, üretiliş biçimini de sorgulayan ve eleştiren bir yaklaşımla oluşturulması gerektiğini anlatan Göltaş, konuşmasını şöyle tamamladı:

"TMMOB, ülkemizde kamu yararını gözeten, emek eksenli, bütünlüklü ve gerçekçi bilim ve teknoloji politikalarının hazırlanması ve uygulanmasını amaçlar. Üyelerinin; bilimsel ve teknolojik gelişmelerin iç ve dış dinamiklerini kavramalarını, teknoloji ile ilişkilerini sorgulamalarını, bilim ve teknolojinin bugünkü düzeyinin farkına varmalarını sağlayacak araçların ve ortamların oluşturulması için mücadele eder. Kamu yararını gözeten, emek eksenli, bütünlüklü ve gerçekçi bilim ve teknoloji politikalarının hazırlanması ve uygulanmasını amaçlar. Bizler EMO Eskişehir Şubemizin öncülüğünde gerçekleştirilen bu sempozyumla ülkemizde elektrikli raylı ulaşım sistemlerin gelişmesinde ve kamuoyunda etkin bir bilgilendirme ile tanıtılmasında üzerimize düşen görevi kamusal bir sorumlulukla yerine getirmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Demiryollarına bağlı bir vagon atölyesinin duvarında yıllar önce bir işçi tarafından boya ile yazılmış olan ‘Dönen teker zaferi müjdeler` sözü hepimizin ortak paydası olarak anlatılanların tümünü içeren en kısa not olarak konuşmamın sonuç cümlesi sayılabilir."

Daha Hızlı, Güvenli ve Konforlu Ulaşım

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, yerel yönetimler olarak kent içi ulaşımda raylı sistemlerin geliştirilmesiyle doğrudan ilgili olduklarını belirtti ve bu açıdan sempozyumun sonuçlarını takip edeceklerini ifade etti. 

ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen, Türkiye`de kentleşme ve sanayileşmenin hızla artması ve kent nüfuslarının fazlalaşması gibi nedenlerle ulaşım probleminin günden güne büyüdüğünü kaydetti. Motorlu taşıt sayısının artmasının da hava ve gürültü kirliliği gibi ağır çevre problemlerini beraberinde getirdiğini ifade eden Gönen, bu nedenle daha hızlı, güvenli, konforlu ve çevre yönünden daha temiz olabilecek alternatif ulaşım sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Ulaştırma yatırımlarının uzun dönemli etkileri olan yüksek maliyetli yatırımlar olduğunu belirten Gönen, bu sebeple bu tür projelere ilişkin önceliklerin doğru belirlenmesi ve kısıtlı ekonomik kaynakların en fazla yarar getirecek şekilde kullanılmasının önem taşıdığını vurguladı. Gönen, bu noktada raylı sistemlerin küçük ölçekli şehirlerden metropollere kadar değişik nüfus yoğunluklarına ve ulaşım taleplerine modern, hızlı, konforlu, emniyetli ve çevreci çözümler getirdiği için gelecekte en çok tercih edilen ulaşım sistemleri olacağını belirtti. 

Demiryolculuğun Eskişehir kent kültüründe önemli bir yer tuttuğuna işaret eden Gönen, şehrin bu konuda sahip olduğu tecrübeyi inovasyon açılımları ile destekleyerek geliştirmek zorunda olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Hasan Gönen, "Maziden Geleceğe Bilgiden Değere" ilkesi çerçevesinde ESOGÜ`nün sahip olduğu bilimsel potansiyelin sanayiye aktarılarak ekonomik değere dönüşmesine katkıda bulunmak ve bölgedeki firmaları Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına yönlendirerek, akademisyenler ile sanayiciler arasında karşılıklı, güvene dayalı, sürdürülebilir işbirliği sağlamanın öncelikli hedefleri arasında yer aldığını dile getirdi. Gönen, ESOGÜ ile sanayi arasında yürütülen işbirliğinin yanı sıra ESOGÜ Fen Bilimleri Enstitüsü`nde açılan Raylı Sistemler Anabilim Dalı`nın da hızla gelişen sektöre nitelikli işgücü sağlamak üzere eğitim çalışmalarına devam ettiğini anımsattı.

Açılışın ardından davetli konuşmacıların sunumu, panel ve sempozyumun ilk oturumu gerçekleştirildi.



KANAL B- GÜNCEL

01.11.2017
 


Çok Okunanlar


YAZ SAATİ OYUNLARINDA YENİ PERDE

EMO’DA OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL İSTEMİNE RET

EEMKON BAŞLIYOR

YAZ SAATİ OYUNLARINDA YENİ PERDE

9. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU BAŞLIYOR

9. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU BAŞLADI

RAPORLARI KAMUOYUNA AÇIKLAYIN!

RAPORLARI KAMUOYUNA AÇIKLAYIN!

ELEKTRİKLİ RAYLI ULAŞIM SİSTEMLERİ SEMPOZYUMU BAŞLIYOR

ELEKTRİKLİ RAYLI ULAŞIM SİSTEMLERİ SEMPOZYUMU BAŞLADI

Okunma Sayısı: 146


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2017 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri