MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

9. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU BAŞLADI



 
EMO Antalya Şubesi tarafından düzenlenen 9. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu ve Sergisi (YEKSEM), 3 Kasım 2017 tarihinde başladı. Açılış konuşmalarında, yenilenebilir enerji kaynakları alanında Türkiye’nin potansiyeline dikkat çekilirken, bu alanda teknoloji üretiminin gerekliliği vurgulandı. Teknolojik gelişimin sağlanabilmesinde bilimsel ve laik eğitimin zorunlu olduğu kaydedildi. Enerjinin toplumsal ve ekonomik yaşamdaki belirleyiciliği anımsatılırken, bu gelişimin insanlığı ve uygarlığı tüketici bir noktaya gelmesinden duyulan endişeler de dile getirildi.
 

 

Sempozyumun açılışını yapan EMO Antalya Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Çiğdem Işıkyürek, ilk olarak kürsüye 9. YEKSEM Yürütme Kurulu Başkanı Rüştü Bekdikhan`ı çağırdı. "Sınırlı olan fosil yakıtlara dayanan enerji kaynaklarına ulaşmada, dünyadaki çekişme ve savaşları yaşadığımız bir dönemde yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi tartışılmaz" diyen Bekdikhan, bu konuda farkındalık ve çalışmaları artırmak, akademik çalışmaların önünü açmak amacıyla bu sempozyumların önemli etkinlikler olduğunu vurguladı. Bekdikhan, sempozyumun hazırlıkları ve program hakkında bilgi verdikten sonra sempozyuma destek verem kamu kurumlarına, üniversitelere, akademisyenlere, EMO Antalya Şube Yönetim Kurulu`na ve çalışanlarına teşekkür etti.

YEKSEM Düzenleme Kurulu ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Özen, insanlık tarihine bakıldığında zaman içerisinde doğadaki kaynakları keşfedip, işleyerek, dönüştürerek ilerlemiş toplumların ortaya çıktığını anlatırken, burada bahsedilen ilerleme kavramının tırnak içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "Bu gelişmeyi sorgulatacak hırs ve kavgalar insanlığın önünde bir tehdit unsuru olarak durabiliyor" diyen Özen, enerjinin ülkelerin dış politikalarında önemli bir parametre olduğunu da anımsattı. Prof. Özen, ülkelerin sürdürülebilir bir enerjiye ihtiyaç duyduğunu; kalkınma, refah düzeyi, sosyal yaşam ve ekonominin ana parametresi olması nedeniyle kaynakların verimli kullanılması ve milli olması konularının çok iyi irdelenmesi gerektiğini kaydetti.

Prof. Şükrü Özen, yenilenebilir enerji alanında yapılan "Pazar mı olacağız, teknoloji mi üreteceğiz" tartışmasında yönetimsel tercih yapılmasının etkili olduğunu anlatırken, "Öncü planlamalar yaparsanız teknoloji geliştirirsiniz, geriye düşerseniz pazar olursunuz" dedi. GES ve RES`de yavaş da olsa artış görüldüğünü, bunun sevindirici olduğunu belirten Prof. Özen, "Neden yenilenebilir enerji? Yaşadığımız çevreye karşı sorumluluklarımız olması gerekiyor. Gelecek kuşaklara daha yaşanabilir çevreyi bırakmamız gerekiyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Şükrü Özen, bilginin belirleyici olduğu ekonomi kavramına dikkat çekerken, ileri teknoloji üretebilmenin bilim ve teknolojiden geçtiğini, bunun da yolunun eğitimden geçtiğini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Adında milli olan bir bakanlığın politikalarının 2-3 yılda bir değişmemesi gerekiyor. Bunun sürdürülebilir olması gerekiyor. Bu noktada geri kalınca teknolojide de geri kalmış oluyorsunuz. Teknolojide söz sahibi olmak; doğru planlanmış, sistematik, vatandaşlık bilinci üzerine oturtulmuş, evrensel normlarda çağdaş ve laik bir eğitim sisteminden geçiyor. Buradan taviz vermemek gerekiyor. Bugün yüksek öğretime baktığımızda, bütün gençliği üniversiteye yönlendiren bir sistem görüyoruz. Gençler artık önüne konan programları okumak istemiyor. Buradan sanayinin, ekonominin ihtiyaç duyduğu ara elaman programı ortaya çıkıyor. Gençler tercih etmiyor artık. Demek ki bir yanlış var. Veriler, rakamlar bunları söylüyor. Bu noktada ciddi bir şekilde yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılması, güçlendirilmesi, niteliğinin artırılması gerekmekte. Özellikle mühendislik açısından temel mühendislik alanlarında ara, ön dönem planlanmadığı için herkes okumak istiyor. Bu da yığılmaya, kalitenin düşmesine neden oluyor.

Ar-Ge`ye ayrılan bütçenin artırılması çok önemli. Yüksek teknoloji ürünü üretip rekabet edeceksek Ar-Ge`ye pay ayırmamız gerekiyor. Bütçeleri düşük, çalışan personel sayısı düşük. Gelişmeler elbette var, ama dünya çok hızlı gidiyor. Kuşaklar arasındaki fark eskiden 50 yılsa şimdi 5 – 10 yıl. Aklı ve bilimi daha çok kullanmak gerekiyor."

Prof. Şükrü Özen, TMMOB`nin ulusal bazda uzun yıllardan beri düzenlediği kongrelerin önemli bir kazanım olduğunu vurgularken, "Son 2 yılda YÖK`ün akademik teşvik diye bir uygulaması var. Türkçe ile yapılan bilimsel toplantıyı akademik teşvikte yok sayan başka bir ülke çıkmaz. Bu sektörle buluşan sempozyumların kökleşmesi, daha da gelişmesi için tanımlanan sabit noktalarda düzenlenmesinde yarar olacağına inanıyorum" dedi.

EMO Antalya Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, enerji, insanlığın gelişimi ve geleceği noktasında yaşanan çelişkilere dikkat çeken bir konuşma yaptı. "Hızla artan dünya nüfusunun enerji tüketimimizi yükselttiği bilinen bir gerçektir. Ama bir yandan da gelişen teknoloji enerji ihtiyacımızı nüfus artışından çok daha büyük bir ivmeyle artırmaktadır" diyen Metin, teknolojinin tüketim alışkanlıklarını ve günlük yaşamı değiştirdiğine işaret etti. Metin, şunları söyledi:

"Çok değil bundan 25 yıl önce üretim ve tüketim kalemlerimizin birçoğu insan gücüne ya da manuel sistemlere dayanırken bugün birçok şey robotlar ya da elektronik cihazlar tarafından yapılmakta ve günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak sürekli enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Artık fabrikalardan en küçük atölyelere kadar üretimin olduğu her yerde kas gücü ikinci plana itilmiş, ekstra enerjiye ihtiyaç duyan sistemlere geçilmiştir. Artan nüfusla birlikte standartlarımız arasında yer alan bu araç ve gereçler çarpan etkisiyle artacak ve enerjiye olan ihtiyacımız gün geçtikçe daha da fazla olacaktır."

"Teknolojinin bizlere sağladığı sayısız kolaylık ve konforu, dünyanın konforunu kaçırarak elde ediyor olmamız bir paradokstur" diyen İlhan Metin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bir yandan insan için daha güzel bir dünya yaratacaksınız ama bunu yaparken insanın var olması için gereken asgari şartları yok edeceksiniz. Doğal kaynakları tüketerek ürettiğimiz bu enerji yüzünden dünyanın dengesini bozarak sıcaklık artışlarına, mevsimsel farklılıklara, su seviyelerinin yükselmesine, küresel ısınmaya ve bir dolu çevresel sorunlara sebep olacaktır. Bu sadece ülkemizi değil tüm insanlığı ilgilendiren hayati bir konudur.

Tükettiğini üretmeyen bir toplumda medeniyetten söz edilemez. Yaşadığımız dünyayı ve ülkemizi koruyup sahip çıkmazsak insanlığın geleceğinden söz edemeyiz. Çocuklarımızdan bahsediyorum, yarınlarımızdan. Onlara yaşanır, daha güzel bir dünya bırakmak zorundayız.

Bugüne kadar enerjiyi yerin altında aradık. Doğal kaynakları atığa dönüştürerek hem yerin altını hem de üstünü kirlettik. Artık kafamızı kumdan çıkarmalı, çevremize bakmalıyız. Çözüm orada çünkü. Çözüm yerin üstünde, etrafımızı çevrelemiş, fark edilmeyi bekliyor. Dünyaya 1 yılda vuran güneş ışını 174 bin terawatt gücündedir. Bütün dünyanın yıllık enerji ihtiyacı ise 15 terawatttır. 15 terawatt 1 saatte dünyaya vuran güneş enerjisi miktarına denk gelmektedir. Yani 1 saatte güneşten dünyaya gelen enerji, tüm insanlığın 1 yıllık enerji ihtiyacını karşılıyor. Teknoloji artık bu farkındalığı sağlayabileceğimiz boyuta ulaştı. Türkiye olarak ekonomik, ticari, siyasal çıkarları bir kenara bırakıp yönümüzü yenilenebilir enerji kaynaklarına çevirmeliyiz."

Cumhuriyetin temel felsefesinin "tam bağımsızlık" olduğunu vurgulayan Metin, enerjide bağımsız olabilmek için yerli ve yenilebilir enerji kaynaklarına, enerji verimliliğine yönelmek gerektiğini kaydetti. Türkiye`nin elinde bulunan yenilenebilir enerji alanındaki zenginliğini bilim ile harmanlayıp hem enerji hem de teknoloji ihraç eden bir ülke olabileceğini ifade eden Metin, "Teknolojinin nimetlerinden üreticisi olarak değil de kullanıcısı olarak faydalandığımız sürece hem zenginleşemeyeceğiz hem enerji ihtiyacını körükleyeceğiz hem de dünyayı kirletmeye devam edeceğiz" uyarısında bulundu.

Metin, yenilenebilir enerji yarışında Türkiye`nin geri kalmaması gerektiğini vurgularken, "Bizlere bu teknolojileri sağlayacak, ülkemizi bu yarışta öne geçirecek bilgilerle donatılmış bir nesil yetiştirmeliyiz. Toprağın altında petrol, doğalgaz ya da kömür üretemeyiz. Ama bilgiyi üretebilir, onu işleyebilir ve ülkemize fayda sağlayacak katma değere dönüştürebiliriz" diye konuştu. Metin, toprağı elle kazılsa petrol bulunacak kapasiteye sahip Suudi Arabistan`ın bile güneş enerjisi santralları kurmaya başladığına, güneş görmeyen Almanya`da bile evlerin çatılarında güneş enerjisi panelleri mevcut olduğuna dikkat çekerken, "Gelişen teknoloji sayesinde fosil yakıt kullanımını tarihe gömmeye hazırlanıyorlar. Artık gücün, başarının ve zenginliğin kaynağı hammadde veya enerjiden ziyade bilgidir" dedi. Yapılan araştırmalara göre 2050 yılında petrol kullanımının, 2090 yılında kömür kullanımının son bulacağını belirten Metin, "Yani hala vakit var. Türkiye olarak yapabileceğimiz şeyler var" dedi.

İlhan Metin, yenilenebilir enerji sempozyumunun bundan sonraki yıllarda Antalya`da yapılmaya devam etmesi gerektiğini de sözlerine eklerken, sempozyuma katkı verenlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

"Yenilenebilirde İstenen Gelişme Sağlanamıyor"

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, EMO olarak çok uzun zamandır enerjide dışa bağımlılık sorununa dikkat çektiklerini ve yerli-yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini vurguladıklarını anımsattı. Yenilenebilir enerji kaynakları alanında yaşanan teknolojik gelişmelerin, elektrik-elektronik mühendislerinin meslek örgütü olarak EMO`yu yenilenebilir enerji kaynaklarına daha yoğun bir ilgi göstermeye yönelttiğini belirten Önder, bu çerçevede 2000`li yılların başından itibaren Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu`nu düzenlediklerini kaydetti.

Önder, Türkiye`deki hemen hemen tüm siyasi partiler yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi noktasında "söylemsel" olarak birleşse de uygulamada istenen gelişmenin bir türlü sağlanamadığına dikkat çekti. Rüzgâr enerjisinde teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir kapasitenin 48 bin megavat (MW) ve yıllık potansiyelin yaklaşık 150 milyar kilovat saat (kWh); güneş enerjisinde ise yıllık potansiyelin yaklaşık 380 milyar kWh civarında olduğunu bildiren Önder, "Peki, bu potansiyelin ne kadarı kullanılabilmektedir?" sorusunu yöneltti. Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2016 yılsonu itibarıyla elektrik üretimimiz 274.4 milyar kWh olmuştur. Bunun yalnızca 1 milyar kWh saat ile yüzde 0.4`ü güneş enerjisine dayanmaktadır. Rüzgarda 15.5 milyar kWh ile toplam elektrik üretiminin yüzde 5.7`si gerçekleştirilmiştir. Geçmiş yıllarda olduğu gibi 2016`da da elektrik üretiminde ilk sırayı doğalgaz almış ve diğer ithal kaynaklarla birlikte dışa bağımlılığımız yüzde 51`i bulmuştur. Eylül 2017 itibarıyla toplam 81 bin 521 MW olan kurulu güç içinde RES`ler 6 bin 201 MW ile yüzde 7.6 paya ulaşmıştır. Buna karşılık GES kurulu gücü ne yazık ki 12.9 MW olup; toplam kurulu güç içinde yüzde birimi ile ifade dahi edilemeyecek düzeyde kalmıştır. Bunun yanında toplam kurulu gücün yüzde 2.4`ünü oluşturan 1926 MW`lık lisanssız elektrik üretiminde termik kaynaklı üretim tesisi ile birlikte rüzgar ve ağırlıklı olarak güneş enerjisi de yer almaktadır."

"Lisanssız Üretim Daraltılmaya Çalışılıyor"

Rüzgar ve özellikle güneş enerjisine dayalı lisanssız faaliyet gösteren üretim tesisleri için her geçen ay bir önceki aya göre aşağıya çekilen kapasite tahsisleri nedeniyle lisanssız üretim faaliyetinin de daraltılmaya çalışıldığı belirten Önder, "Mart 2016`da rüzgar ve güneş enerjisinden lisanssız elektrik üretimi için ülke genelinde TEİAŞ`a ait İndirici (154/34,5 kV) Trafo Merkezlerine yönlendirilmek üzere tahsis edilen kapasite 8 bin 463 MW idi. Takip eden aylarda sürekli düşüşler yoluyla Ekim 2017`ye gelindiğinde bu kapasite yaklaşık 1703 MW eksiltilerek 6 bin 760 MW`a kadar çekilmiştir" diye konuştu.

Türkiye ile Avrupa ülkelerini karşılaştıran Önder, içinde bulunulan enlem daireleri itibarıyla coğrafi konumu Türkiye`den çok daha elverişsiz ve karasal alan açısından Türkiye`nin yarısından daha küçük (% 45`i kadar) olan Almanya`nın, 2016 yılsonu itibarıyla 41 bin 275 MW kurulu güç ile yıllık elektrik enerjisi üretiminin yüzde 5.9`unu güneşten sağladığını bildirdi. Almanya`nın 49 bin 534 MW gücündeki rüzgar kaynaklı üretiminin de eklenmesiyle birlikte bu oranın yüzde 17.8 ulaştığını kaydeden Önder, "Komşumuz Yunanistan`ın güneş ve rüzgar enerjisinden elde ettiği üretim ise yıllık üretim içinde yüzde 17.1 paya sahiptir. Gerek coğrafi konumu gerekse yıllık üretim miktarı açısından ülkemiz ile benzerlik taşıyan İspanya`da ise bu oran yüzde 22.8`dir" dedi.

"Hedefler İnandırıcı Değil"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı`nın 2015-2019 Stratejik Planı`na göre Türkiye`nin 2019 yılında rüzgar enerjisine dayalı kurulu gücünün 10 bin MW, Türkiye Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı`na göre de 2023 yılı itibarıyla rüzgar kurulu gücünün 20 bin MW olmasının hedeflendiğini belirten Önder, şunları söyledi:

"Küresel iklim değişikliği çerçevesinde Türkiye Birleşmiş Milletler`e (BM) 2030 yılı için 16 bin MW rüzgar kurulu gücü taahhüdünde bulunmuştur. Bu hedeflerden hangisi inandırıcıdır? 2017 yılının sonlarına geldiğimiz bu günlerde 6201 MW`a ancak ulaşmış olan rüzgar kurulu gücümüzü 2023 yılında 20 bin MW`a çıkarmamız nasıl gerçekleşecektir? Strateji belgeleri ve eylem planlarında güneş enerjisinde 2023 yılı için öngörülen 5 bin MW güce ulaşılması nasıl sağlanacaktır?

Kaldı ki 2016 yılı başında yapılan mevzuat değişiklikleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi için oluşturulan teşvik mekanizması ile oynanmıştır. Yapılan değişikliklerle, günlük üretim miktarları önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan güneş ve rüzgar kaynaklı üretim farklarından oluşan sistem dengesizlik maliyetlerini YEK Destekleme Mekanizması (YEKDEM) katılımcılarının karşılaması istenmiştir. Bu alana yönlenen yatırımlara bir anlamda set çekilmiştir.

Farklı bir uygulama da 2017 yılının Haziran ayında yapılan düzenleme ile yürürlüğe sokulmuştur. Lisanssız elektrik üreten güneş santrallarının; gün içinde bir anlık bile olsa sisteme kurulu güçlerinin üzerinde enerji verirlerse, aylık üretimlerinin tamamına bedelsiz şekilde YEKDEM sistemine katkı olarak el konulacaktır. Kısacası yenilenebilir kaynaklardan yapılan üretimler bir taraftan teşvik ediliyor gibi gösterilmekte, diğer taraftan da maliyetleri artırdığı gerekçesi ile kısıtlanmaya çalışılmaktadır."

"Siyasi Tercihler Engel Oluşturuyor"

Siyasi tercihlerin de yenilenebilir enerji alanında engel oluşturduğunu vurgulayan Önder, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı`nın Nisan 2017`de açıkladığı Milli Enerji ve Maden Politikası`ndaki enerji politikalarının uygulamalarına bakıldığında, nükleer ve kömüre yönelik teşvikler, alım garantileri ve fiyat garantilerinin dikkat çektiğini kaydetti. "Öncelikle bu kaynaklara yapılan teşviklerin bizzat yenilenebilir önünde engel oluşturduğunun farkında olmak gerekmektedir" diyen Önder, diğer yandan da uygulamalardaki çelişkilerin yenilenebilir enerji alanında garip sonuçlar yarattığını belirtti. Önder, şöyle konuştu:

"Bir tarafta yürürlükte olan bir yasa ve bu yasaya göre yenilenebilir kaynaktan örneğin rüzgardan üretilecek enerjiyi belli bir fiyattan Devletin alma zorunluluğu; diğer taraftan yine Devletin yine aynı yenilenebilir kaynaktan almayı garanti ettiği elektrik ama bu sefer önceki yasada belirtilen fiyatın yarısı… Bu çelişkili durum yenilenebilir potansiyelinin değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin soru işaretlerinin sürmesine neden olmaktadır. Üstelik yenilenebilir enerji alanında Türkiye`nin sorunu; var olan potansiyeli kullanmaktan ibaret değildir. Yenilenebilir enerji alanında teknolojik olarak da dışa bağımlı bir süreç işlemektedir. Her ne kadar yerli üretimin desteklenmesine yönelik düzenlemelerden bahsedilse de hem bunlar için çok geç kalınmış, hem de yerli üretimin gelişimi sağlanamamıştır."

Depolama Alanındaki Gelişmeler

Yerli teknolojik üretimin yanında bugün Türkiye`nin önünde depolama alanında da önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yenilenebilir enerji alanında önemli bir kısıt olarak depolama sorunu bulunmaktadır. Yenilenebilir enerjiler hem kesintili hem de çok sayıda farklı üretici tarafından üretildikleri için elektrik şebekelerine bağlantı noktasında ciddi yönetim zorlukları doğurmuştur. Eğer yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimleri, üretildikleri yerlerde öz-tüketim için depolanabilseler, çok daha verimli ve etkin bir enerji yönetimi sağlanabilecektir."

Önder, enerji depolama alanındaki gelişmelerin kaynak verimliliği, iletim hatlarına ihtiyaç duymama, enerji kontrolü, tasarruf, dizel jeneratörlere alternatif olabilmesi dolayısıyla daha az fosil yakıt kullanımı ve iklim değişikliğine olumlu yönde katkı gibi birçok ajantajı da beraberinde getirdiğini kaydetti. Hüseyin Önder, "2015 yılı üçüncü çeyrek sonunda 100 MW`tan fazla enerji depolama kapasitesi hayata geçirilmiştir ve 60 MW`tan fazlası da yoldadır. Yenilenebilir enerji uygulamalarında dünya lideri olan Almanya`da 2015`te yüzde 35`den fazla PV depolama kurulumu gerçekleştirilmiştir ve 2050 yılına kadar yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretim hedefini yüzde 80`e çıkartmayı planlamaktadır" diye konuştu.

Fosil yakıt kullanımı gerilerken rüzgar ve güneş enerjisinin artması dolayısıyla pil depolamanın, kısa ve uzun vadeli tedarik dalgalanmalarını önleme adına önemli bir seçenek haline geldiğini aktaran Önder, "Japonya enerji depolamaya 100 milyon dolarlık destek sağlamıştır. İngiltere yenilenebilir kaynaklara yatırım yapmaya devam ederken, Faraday Mücadelesi olarak 4 yıllık program kapsamında önemli depolama yatırımı öngörmektedir" dedi.

"Grafit Rezervi En Çok Türkiye`de"

Dünyada depolamanın temeli olan pil teknolojilerinde kullanılan madenlere ve nadir elementlere kolay ulaşım arayışının sürdüğüne dikkat çeken Önder, batarya teknolojilerinde kullanılan önemli madenleri; lityum, kobalt, grafit ve nikel olarak sıraladı. Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Lityum rezervleri sırasıyla Avustralya, Şili, Arjantin ve Çin`de yer almaktadır. Tek başına Şili`nin rezervleri ise yüzde 50`yi bulmaktadır. Brezilya`da derin deniz petrol rezervlerinin keşfi, Venezuela vd. ile petrol ve doğalgaz giderek önemini artırırken bir de pil teknolojilerinde kullanılan önemli madenlerin Güney Amerika`da bulunması Güney Amerika`nın "Yeni Ortadoğu" olacağı görüşünü gündeme getirmektedir. Grafit rezervleri ise üç ülkede sıralanmakta; Türkiye (%36), Brezilya ( %29) ve Çin (%22). Çin 3. sırada yer almasına rağmen dünya toplamının yüzde 82`sini üretmektedir. Türkiye ise ilk sırada olmasına rağmen Çin`in yüzde 2`si kadar bir üretim yapabilmektedir. Yakın gelecekte enerji depolaması ve pil üretimi hızla artarken Türkiye eli kolu bağlı rezervlerini, kaynaklarını kullanmamaktadır."

Pil depolama pazarının önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğini kaydeden Önder, "Yıllık pil depolama kapasitesinin 2014`teki 360 MW`tan 2023`te 14 GW`a ulaşacağı tahmin edilmektedir. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), 2030 Yol Haritası`nda yenilenebilir kaynaklara dayalı gücün toplamın yüzde 45`ine ulaşması halinde, 475 gigavatlık (GW) enerji depolamaya ihtiyaç duyulacağını bildirmiştir" diye konuştu.

Hüseyin Önder, yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirmekte ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde geri kalan Türkiye`nin, depolama alanındaki fırsatı kaçırmaması için bir an önce girişimlerde bulunması gerektiğinin altını çizdi.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı, son günlerde özellikle sanayicilerin tepkisine neden olan tarifelere ilişkin yeni düzenleme taslağıyla ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yaptı:

"Önümüzdeki günlerde tüketicileri ilgilendirecek bir diğer konu da ‘Son Kaynak Tedarik Tarifesi` olarak gündeme gelecektir. Mevzuat düzenlemesi henüz taslak seviyesinde olmakla birlikte; serbest tüketicileri küçük ve büyük tüketici sınıfına ayıracak olan bu tarife yapısında (ki önümüzdeki süreçte tüm abonelerin serbest tüketici niteliğine sokulacağı da göz önüne alındığında) büyük tüketici sınıfında yer alan tüketicileri ikili anlaşmaya zorlayacak bir yapı oluşturulmaya çalışılmaktadır."

Konuşmaların ardından sempozyum ile eş zamanlı olarak düzenlenen, yenilenebilir enerji sektöründeki firmaların ürün ve hizmetlerinin tanıtıldığı sergi alanının açılışı yapıldı.

 

 



KANAL B- GÜNCEL

01.11.2017
 


Çok Okunanlar


YAZ SAATİ OYUNLARINDA YENİ PERDE

EMO’DA OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL İSTEMİNE RET

EEMKON BAŞLIYOR

YAZ SAATİ OYUNLARINDA YENİ PERDE

9. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU BAŞLIYOR

9. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU BAŞLADI

RAPORLARI KAMUOYUNA AÇIKLAYIN!

RAPORLARI KAMUOYUNA AÇIKLAYIN!

ELEKTRİKLİ RAYLI ULAŞIM SİSTEMLERİ SEMPOZYUMU BAŞLIYOR

ELEKTRİKLİ RAYLI ULAŞIM SİSTEMLERİ SEMPOZYUMU BAŞLADI

Okunma Sayısı: 249


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2017 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri