MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

TMMOB 11. ENERJİ SEMPOZYUMU BAŞLADI



 
TMMOB adına Elektrik Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen 11. Enerji Sempozyumu, 14 Aralık Perşembe günü Adana Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde açılış konuşmalarıyla başladı. Açılışta enerjinin temel ve vazgeçilmez bir insan hakkı olduğu, kamusal bir anlayışla üretilip, sunulması gerektiği anlatıldı. Enerjinin Geleceği ana teması kapsamında ise enerji savaşlarına karşı demokrasi ve kamusal fayda vurgusu yapıldı.
 

 

Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi‘nde 3 gün sürecek TMMOB 11. Enerji Sempozyumu, 14 Aralık 2017 tarihinde üniversite öğrencilerinin sunduğu küçük bir müzik dinletisi ile başladı. Açılış konuşmasını TMMOB 11. Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu ve Yürütme Kurulu Başkanı Nedim Bülent Damar yaptı. Damar, enerji alanında var olan sorunların ve çözüm önerilerinin tartışılabileceği bir zemin yaratma hedefiyle düzenlenen sempozyumun hazırlık süreci ve programı hakkında bilgi verdi. "Bugünün dünyasında enerji insanın çağdaş yaşam sürdürebilmesi için vazgeçilemez bir unsur durumundadır ve bu nedenle TMMOB enerjiyi insanların yaşamı için bir insan hakkı olarak kabul etmektedir" diyen Damar, enerji kaynaklarını kullanmaya yönelik endüstriyel faaliyetlerin hem kısıtlı olan bu kaynakları hızla tükettiğine, hem de doğayı belli ölçülerde kirlettiğine dikkat çekti. Bu nedenlerle çevre kirliliği ve iklim değişikliği, doğaya zarar vermeyen teknolojiler ve yenilenebilir enerji kaynakları, enerji tasarrufu konularında yapılan araştırmaların son 30-40 yılın en önemli çalışma alanını oluşturduğunu belirtti.

Damar, enerjinin temin ve kullanımına sunumunun bir kamu hizmeti anlayışı içerisinde sürdürülmesi gerekliliğine vurgu yaparken, bunun da topluma yeterli, sürekli, kaliteli, çevresine zarar vermeyen ve ekonomik gücünü zorlamayan fiyatla enerji temin edilmesi ile mümkün olabileceğini kaydetti.

Damar, sempozyumun ana teması olan "Enerjinin Geleceği" başlığı kapsamında gündemdeki tartışma noktalarına ilişkin değerlendirmelerini ve oturumlarda ele alınacak sorunlu noktaları şöyle aktardı:

"Bugün enerjinin yeterli, sürekli, kaliteli, çevreye zarar vermeyen ve ucuz olarak toplumun hizmetine sunulmasında bazı sıkıntılar olduğunu biliyor, görüyor ve yaşıyoruz. Dünyada savaşlara neden olacak kadar ticari bir meta haline gelmiş olan bazı enerji kaynaklarının yol açtığı yıkımlara bakıp gelecekte daha nelere sebep olabileceğini hep birlikte merak ediyoruz. Dünya siyasetine yön verecek kadar önemli hale gelmiş olan Ortadoğu petrol ve gaz kaynaklarının bu ülkelerde devam eden savaşların neden olduğu insan kayıplarını ve toplumsal zararlarını ibretle seyrediyoruz.

Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla geliştiği, özellikle elektrik enerjisi kullanımına büyük katkılar yaptığı ve enerjinin maliyetinin düşürülmesinde önemli etkileri olduğu ve daha da olacağı artık inkar edilemez bir olgu haline gelmiştir. Ülkemizde de yenilenebilir kaynakların kullanımının arttırılmasının daha temiz bir Türkiye‘ye ve daha ucuz bir enerjiye ulaşılması için çok önemli olduğunu görüyoruz ve yenilenebilir kaynakların enerji üretiminde birincil kaynak olmasını sağlayacak yol ve yöntemleri araştırıyoruz.

Hemen hemen tüm dünya ülkeleri sanayi gelişimi sonrası atmosfere yayılan sera gazlarının dünyanın iklimini hızla olumsuz bir şekilde değiştirdiğini kabul etmiş ve PARİS anlaşması ile sıcaklık artışını 2030 yılına kadar en fazla iki derecede tutacak bir anlaşmaya imza atmışlardır. Bu sağlanamaz ise dünya çok kısa süre içerisinde yaşanamaz bir hale gelecektir. Bilindiği gibi sera gazı salınımlarının ana ve en büyük nedeni fosil yakıtlardan elektrik üreten tesislerdir. Sera gazı salınımlarının azaltılmasında enerji üretiminin planlanması en önemli konu olmaktadır.

Gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak istiyoruz. Ancak bugünkü durum devam ederse bunun pek mümkün olmayacağı aşikardır. İnsanların ve sanayinin enerji ihtiyacının karşılanması gerçeği enerjinin sürdürülebilirliği için çevre ve enerji açısından ortadaki ikilemi bir sentezle çözmek gereğini ortaya çıkarıyor. Bu mümkün mü?

Enerjinin topluma sunulmasında toplum yararını önde tutan ve aynı zamanda enerjinin sürdürülebilirliğini sağlayacak enerji politikaları nasıl olmalıdır?"

Nedim Bülent Damar, sempozyumda emeği geçenlere tek tek teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.

Enerji Sempozyumu`ndan Hasan Balıkçı`ya Selam

EMO Adana Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, 1 yıldır sürdürdükleri yoğun çalışmanın sonunda bu sempozyumun gerçekleştirildiğini anlatırken, toplumda yaratılan duyarsızlığa, enerji alanının yarattığı korkuya dikkat çekti. Mak, ülkenin içinde bulunduğu sorunlu alanlara kısaca değindiği konuşmasında, Adana`nın bereketli toprakların yanında değerli insanların yetiştiği bir bölge olduğuna dikkat çekti. "Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Abidin Dino, Yılmaz Güney" isimlerini sayan Mehmet Mak, kaçak elektriğe karşı verdiği mücadelede katledilen EMO Üyesi TEDAŞ çalışanı Hasan Balıkçı`yı da anarak, "Hasan Balıkçı da bir bereketti burada. Hasan Balıkçı`yı katlettiler" dedi. Genç nüfusta artan işsizlik sorununa vurgu yapan Mak, "Ama bir gün bir patlama olur. Böyle ülke yönetilmez" diye konuştu. Eskiden yapılan din savaşları yapılırken, bugün enerji savaşları yapıldığını belirten Mehmet Mak, "Enerji, su gibi, ekmek gibi bir hak. Kaynak azaldıkça da bunu elde etmek için büyük savaşları görüyoruz. Enerji kaynakları tükendikçe bunun savaşları da artıyor" diye konuştu. EMO Adana Şube Yönetim Kurulu Başkanı TMMOB`nin ilkelerini sıralayarak konuşmasını tamamladı.

TMMOB Enerji Sempozyumu`nun Ayrıcalıklı Yüzü

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, EMO`nun enerji sempozyumunu düzenlemeye başladığı 1996 yılında Türkiye`de başka enerji sempozyumu düzenleyen kurumun neredeyse bulunmadığını anımsattı. Bugün ise sayıları artan sempozyumların enerji alanı içinde birbirine rakip olarak piyasada var edilen çeşitli kesimlerin güdümünde gerçekleştirildiğine, firmaların lobicilik faaliyetlerini yürüttükleri platformlar olarak işlev gördüğüne dikkat çekti. Oysa TMMOB enerji sempozyumlarının daha amacına bakıldığında bile nasıl bir farklılığa sahip olduğunun görüleceğini belirten Önder, şöyle devam etti:

"Enerjinin ekonomik sektörlerin ana girdisi olduğu bilinciyle tüm ülkemiz için; yine enerjinin günlük hayatın vazgeçilmez parçası olarak temel bir insan hakkı olduğundan hareketle tüm halkımız için ve bu alanda faaliyet yürüten tüm meslektaşlarımız için en akılcı ve bilimsel yöntemlerle planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesini istiyoruz. İşte bu nedenle enerjide faaliyet alanlarını oluşturan üretim, iletim ve dağıtım ayaklarını bir bütün olarak görüyor; enerji kaynaklarının ülkemizin gerçek ihtiyaçlarından yola çıkarak verimli şekilde kullanılmasını esas alıyoruz. Yani ne kömürcüyüz, ne nükleerciyiz, ne rüzgarcı, ne güneşçi, ne HES`çiyiz. Ne dağıtımcının karına ne üreticinin karına öncelik veriyoruz. Önceliğimiz halka ucuz, kesintisiz ve kaliteli enerji sunumunun sağlanmasıdır. İşte bu ana amaçla çelişildiği noktada TMMOB ve EMO`nun kafa karışıklığı yoktur. Ne dağıtıcıların karı için, ne nükleercilerin karanlık pazarlıkları için bu amaçtan vazgeçeriz. Ne de ‘Bunlar nasıl mühendis, bir enerji kaynağına karşı çıkıyorlar, teknolojiye karşı çıkan mühendis olur mu?` gibi bizim söylediklerimizi anlamayı bırakın, dinlemekten bile uzak sığ bakış açılarına teslim oluruz. Durduğumuz nokta açıktır: Teknoloji insanlığın yararı için geliştirilmeli ve insanlığın yararı için kullanılmalıdır. Bu bağlamda ne TMMOB`nin yandaş medya eliyle itibarsızlaştırılma çabaları, ne TMMOB Kanunu`nda değişiklik yapılarak, işlevsiz kılınmak istenmesi ne de Kimya Mühendisleri Odamızın Yönetim Kurulu hakkında yargı eliyle görevden alma kararları bu gerçeği değiştirmez."

Önder açılış konuşmasında enerji alanında 20 yıldır uygulanan serbestleştirme politikalarını ve sonuçlarını değerlendirdi. "Elektrik üretiminde önce çantacılar olarak tabir edilen lisans tüccarlığı başlamıştır" diyen Önder, her isteyene lisans verildiği, doğal ve kültürel ortamı yok sayan, can suyunu bile gözetmeyen, sonra da üretim yapamayan HES`lerin yapıldığı bir dönemin yaşandığını anımsattı. Sonra lisans tüccarlığının yatırımlara dönüşmemesi endişesinin baş gösterdiğini, bu sefer de sermaye gruplarını beslemek üzere kamu gücünün devreye sokulduğunu anlatan Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Örneğin serbestleşme ile alım garantilerinin, Hazine garantilerinin ortadan kaldırılacağı; özel sektörün ucuz, kaliteli ve kesintisiz elektrik hizmetini sunacağı yatırımları yapacağı iddiaları tamamen unutulmuştur. İlk olarak nükleer santrallara ihalesiz yapılan uluslararası anlaşmalarla yüksek fiyatlar üzerinden alım garantisi verilmiştir. Ardından kömür santrallarına yıllık alım ihaleleri düzenlenerek alım garantisi sağlanmıştır. Şimdi de arz fazlası olduğu gerekçesiyle satış yapamayan santrallara kapasite mekanizmasıyla bir nevi alım garantisi sağlanmaya çalışılmaktadır."

"Piyasa Kamu Üzerinden Fonlanıyor"

Kamunun enerji alanında yatırım yapmasının yasaklandığı 2000`li yıllardaki arz açığı endişesinin, 2010`larda arz fazlası sorununa dönüştüğüne dikkat çeken Önder, şunları söyledi:

"Arz fazlası oluştuğuna ilişkin saptamalarımıza 2 yıl önce kamunun elindeki santralların eski oldukları ve tam kapasite çalışamadıkları dolayısıyla güvenilir kurulu güç oluşturmadığı yanıtını verenler, bugün rahatlıkla arz fazlası oluştuğunu söylemektedirler. Hatta arz fazlası ve piyasadaki düşük fiyatlar nedeniyle başta doğalgazdan elektrik üretenler olmak üzere batmakta olduklarını, piyasadan çekileceklerini, bu durumun gelecekte arz güvenliğini tehlikeye atacağını iddia etmektedirler. Bu iddialarıyla da kapasite alım mekanizmasını 2018`de devreye sokmak için yol almaktadırlar. Bu arz fazlasını oluşturan enerji üreticilerinin piyasa dinamikleriyle verdikleri yatırım kararının sonuçlarına katlanmaları gerektiği düşüncesi anlaşılan bugün ortadan kalkmıştır. Santrallara kapasitelerine göre, üretim yapıp satmasalar bile ödeme yapılmasını öngören bu mekanizma, yaklaşık 2 yıldır elektrik fiyatlarının artırılması için baskı yapan doğalgaz santrallarınca gündeme getirilmişse de kömürcü tercihlerini açıktan uygulamaya koyan siyasal iktidar kömür santrallarını da bu kapsama almış görünmektedir. Özetle mucize olarak sunulan piyasanın kendi başına işlemediği, yine kamu üzerinden fonlanacağı açıktır."

Üstelik nükleer, kömür ve doğalgaz için bir şekilde alım garantisi devreye sokulurken, yenilenebilir enerjiye verilen desteklerin son bulacağının açıklandığını anımsatan Önder, "Yenilenebilirde gelinen noktada ise büyük ihalelerle tekelci bir anlayışa doğru yol alınmaktadır ki bu da yenilenebilirden beklenen umutların piyasa tekelciliğiyle yok edileceğinin göstergesidir" dedi.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, serbestleştirme sürecinin Türkiye tarihinde görülmemiş sıkıntıları beraberinde getirdiğini tarihsel olaylarla şöyle aktardı:

"Elektrik hizmetinin üretim ayağında gerçekleştirilen serbestleştirmenin ilk sonucu; olarak özel sektör santrallarının devreye girmemesi nedeniyle 2006 yılında 13 ilimizi kapsayan 6 saate varan büyük elektrik kesintisi olmuştur. Buna çözüm olarak borsa sistemine geçilmiş, daha da büyük karanlığın altyapısı hazırlanmıştır. Elektrikte bir yanda doğalgazcılar, bir yanda kömürcüler, bir yanda yenilenebilircilerin kapışmaları yaşanmaya başlamıştır. Bu savaşım içerisinde iktidar-yandaş sermaye işbirliğiyle şirketlerin taleplerinin karşılanmaya çalışıldığı günü birlik bir enerji politikası uygulanmıştır. Dağıtım hizmetinin özelleştirilmesiyle enerjideki açmaz daha da büyümüştür. Dağıtımcıların kar savaşı içerisinde kamunun elinde kalan iletim sistemi ikinci plana atılmıştır. Sonuç tamamen hüsrandır. Üreticilerin fiyat kavgası; dağıtımcıların karı için ortada bırakılan iletim şebekesi; üretim, iletim ve dağıtımdaki plansız adımlar sonucunda 31 Mart 2015 tarihinde tüm ülke karanlığa gömülmüştür."

Doğalgazda Yine Kriz Sinyali

Doğalgazda da planlamanın rafa kaldırıldığı, serbestleşmenin kutsandığı politikalar sonucunda elektrikteki krize doğalgazın da eklendiğini belirten Önder, geçen kış BOTAŞ`ın santrallara verdiği doğalgazı kestiğini ve sanayi bölgelerinin yer aldığı İstanbul, Kocaeli gibi illere elektrik verilemediğini, borsada kilovat saat başına elektrik fiyatının 2 TL`lere dayandığı fahiş rakamların oluştuğunu anlattı. Bu yıl da BOTAŞ`ın santrallara, ihtiyaçları olan doğalgazın yalnızca yüzde 40`ını sağlayacağını bildirerek, geçen yıl Aralık ve Ocak aylarında yaşanan krizin ilk sinyalini verdiğini belirten Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"EPDK tarafından BOTAŞ`ın yakıt kısıtı uyguladığı gaz santrallarının toptancılarla anlaşmaları için tanınan 11 günlük süre, sorunun çözülememesi üzerine 18 Aralık tarihine uzatılmıştır. Elektrik üretiminde kullanılan doğalgazın satış fiyatına da yüzde 8 zam yapılmış; bu fiyatın kademeli olarak artırılacağı açıklanmıştır. Doğalgaz santralları BOTAŞ`tan belirlenen sınırın üzerinde alım yapmak zorunda kalırlarsa daha da pahalıya gaz satılacak olup; sözde zorlamayla doğalgaz piyasası oluşturulmaya çalışılmaktadır."

Serbest Piyasanın Pahalılık ve Karanlık Arasında Salınan Sarkacı

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, serbest piyasanın işleyişini bir sarkaca benzeterek, pahalı elektrik ile karanlık arasında gidip gelen bu sarkacın her çarpışında, hatta çarpmaması için iktidarın yaptığı müdahalelerde sanayici ve hane halklarının ağır darbe aldığını kaydetti. Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Serbest salınımda olduğu iddia edilen bu sarkacın ilk çarptığı nokta; elektriğin kamu hizmeti olduğunun en görünür yüzü olan sokak aydınlatmasıdır. Dağıtım şirketlerinin sokak aydınlatma bedellerini belediyelerden tahsil etmekte zorlanmaları üzerine bu yük doğrudan Hazine`nin üzerine yıkılmıştır. Hemen yeri gelmişken belirtelim; serbestleştirmenin içinde denetimin ‘d`si bile kurgulanmadığı için bu aydınlatma bedellerinin de Hazine`ye fahiş olarak faturalanmasına yol açılmıştır. Bunun üzerine aydınlatma yükümlülüğü Enerji Bakanlığı bütçesine alınmıştır. Tabii başlangıçta geçici olarak kurgulanan aydınlatma bedellerinin kamu üzerine yıkılması yolu da kalıcılaştırılmıştır. EMO`nun açtığı davalar sonucunda Anayasa ve yasalar kapsamında denetimin kamunun asli işi olduğu, bunun piyasalaştırılamayacağı ortaya çıkınca, bakanlık bünyesinde yetersiz de olsa dağıtım şirketlerine yönelik bir denetim birimi oluşturulması sağlanmıştır. Son olarak aydınlatma bedelleri dağıtım şirketlerini fonlamanın yeni bir aracı haline getirilmiştir. Ocak 2017`de diğer tarifeler aynı kalırken kamunun ödeme yükümlülüğünde olduğu genel aydınlatma tarifesine yüzde 21.3 zam yapılmıştır."

Sarkacın çarptığı ikinci noktanın kayıp ve kaçak bedelleri olduğunu belirten Önder, kayıp ve kaçağın düşürülmesi için yapıldığı iddia edilen özelleştirmelerin ardından kayıp ve kaçağa ilişkin hedefleri yükseltilerek dağıtım şirketlerine elektrik faturaları üzerinden kaynak aktarımı sağlandığını anımsattı. Kayıp ve kaçağa ilişkin teknik olarak bir sınır belirlenmeksizin maliyet unsuru olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Önder, toplumdaki tepkiyi yok etmek için önce faturalarda ardından da tarife kalemleri arasında kayıp ve kaçak bedelinin görünmez kılındığını, yurttaşların dava açmamaları için yasal düzenleme yapıldığını anlattı.

Sarkacın çarptığı üçüncü noktada elektrik tarifesinin yer aldığını belirten Önder, Ocak 2016`da tarifelerde yapılan karartma ile "dağıtım hizmeti, iletim, kayıp ve kaçak ile sayaç okuma"nın dağıtım bedeli adı altında toplandığını anımsattı. Bu gizleme operasyonuyla, elektrikteki maliyetlere ilişkin hesaplama yapılmasını engelleyecek şekilde kamuoyundan bilgi saklandığını anlatan Önder, şöyle konuştu:

"Bilgilerin saklanmasındaki amaç ise kalemler üzerinde yapılan oynamalarla kamudan şirketlere yapılan aktarımları görünmez kılmaktan başka bir şey değildir. Bu iktidar boyunca verilerle oynama, karşılaştırmaları yok etmek üzere veri setlerine müdahale zaten sıradan bir iş haline gelmiştir. Oysa ilerleme olabilmesi için önce nerede olduğumuzu bilmemiz, bunun için ölçüm yapmamız ve bu ölçümleri de fikir üretilebilmesi için kamuoyu ile paylaşmamız gerekmektedir. Mühendisliğin esası da ‘ölçüme` dayanmasıdır. Tüm dünya ‘büyük veri`yi tartışırken, biz verileri yok eden bir ülkede yaşamaya mahkum edilmekteyiz."

Elektrikte Otomatik Zam Mekanizması

Elektrik maliyetlerindeki düşüşlerin indirim olarak elektrik fiyatlarına yansıtılmazken, mekanizmanın otomatik zam olarak işletildiğini vurgulayan Önder, şöyle devam etti:

"Seçim, Anayasa referandumları gibi elektrik fiyatlarını baskılamak istedikleri zamanlarda bile devlet bütçesine faturanın yıkılacağı uygulamalar yapılarak şirketler kollanmaya çalışılmıştır. Örneğin kayıp ve kaçağın hedefi doğrultusunda yıl yıl azalması gereken kayıp ve kaçak kaleminde yapılan indirim bu kez dağıtım bedeli içine giydirilerek yine halka fatura edilmiştir. Örneğin şirketlerin dağıtım hizmetiyle ilgisi olmayan harcamaları faturalara yansıtmaları sağlanmıştır. Örneğin kamunun toptan alım-satım şirketi olan TETAŞ fiyatları üzerinden şirketler fonlanmıştır. Son olarak Ocak 2017`de TETAŞ`ın satış fiyatları ikiye ayrılmış, kayıp ve kaçak enerji tüketimleri için yapacağı satışlara farklı fiyat, aydınlatma için yapacağı satışlara farklı fiyat uygulaması başlatılmıştır. Devlet bütçesinden karşılanan aydınlatma için TETAŞ`ın satış fiyatı Ocak 2017`de yüzde 29.4 zamlandırılmıştır. Kayıp ve kaçak tüketimini karşılamak üzere yapılan elektrik satışlarında TETAŞ`ın uyguladığı fiyatta 1 Temmuz`da indirime gidilmiş; faturalara yansıtılmadığı için olduğu gibi dağıtım şirketlerine bırakılmıştır.

TETAŞ`ın işleyişi zaten başlı başına kamu kaynaklarının piyasayı beslemek için kullanılması hikayesidir. Kamunun büyük hidroelektrik santrallarından sağlanan ucuz üretim, pahalı özel sektör santrallarının elektrik fiyatlarını dengelemek için kullanılmaktadır. YİD ve Yİ`leri kapsayan bu işleyişe 2016-2017`de kömür santralları da dahil edilmiştir. Geçen yıl piyasa takas fiyatı ağırlıklı ortalaması 14.83 kuruş iken TETAŞ kömür santrallarından 2017 boyunca 18.5 kuruştan 18 milyar kilovat saat alım yapmak üzere ihale gerçekleştirmiştir."

"İktidar Şirketler Adına Tahsildarlığa Çıktı"

Sarkacın vurduğu diğer bir noktada çiftçilerin yer aldığını anlatan Önder, siyasal iktidarın elektrik şirketleri adına tahsildarlığa çıktığını, elektrik borcu olan çiftçilerin tarımsal destekleme parasına el konularak şirketlere aktarıldığını söyledi. Kamunun değil, şirketlerin alacağının söz konusu olduğuna dikkat çeken Önder, "Devlet hangi piyasa için böylesi bir kamu gücünü kullanmaktadır ve hangi yetkiye dayanarak kullanmaktadır? Kamu alacağında bile yargı süreci işletilirken, bu uygulamanın yasallığından, meşruluğundan söz edilebilir mi?" diye sordu.

Meşruluğu kalmamış bir düzenlemenin de TRT payı olduğuna işaret eden Önder, kamu yayıncılığı yapmadığı açık olan TRT için elektrik faturaları üzerinden kesintinin haklı bir gerekçesinin bulunmadığını kaydetti. Önder, "Burada da bir çifte standart işletilmiş, sanayiciler için TRT payı, üretim reform paketi olarak getirilen bir yasa düzenlemesiyle 1 Temmuz`dan itibaren kaldırılırken konutların faturalarından halen tahsil edilmektedir" dedi.

Özetle, serbest işlediği iddia edilen piyasanın her dara düştüğü noktada kim daha çok bağırıyorsa o kesimi susturmak üzere "kamu kaynakları kullanılarak bir parmak bal çalındığını" kaydeden Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Örgütlü bir kesimi oluşturmadığı için kamuoyunun sesi çıkmamakta, çıksa da havuz medyasının egemenliğinde duyurulmamaktadır. Tam tersine tarife ve kalem oyunlarıyla gerçekler gizlenmektedir. Yani piyasanın enerji oyununda öyle iddia edildiği gibi ‘kazan-kazan-kazan` yoktur. Yaz saati uygulamasının kalıcılaştırılmasında olduğu gibi hukukla ve halkla inatlaşma halinde enerji politikaları dayatılmaktadır. Metodolojisi ve veri setleri tartışmalı, ne olduğu bile açıklanmayan bir rapora dayanılarak tasarruf olduğu edilmektedir. Resmi enerji verileri, yaz saatinin kalıcılaştırıldığı dönemde; yüzde 6`lık bir tüketim artış yaşandığını göstermektedir. Bu artışı ne sanayi üretimi, ne büyüme rakamları ne de iklimsel koşullar açıklayabilmektedir. İşte bu tüketim artışı arz fazlası olduğu dönemde piyasaya can suyu yapılmış; kamu üzerinden yine şirketler fonlanmıştır."

Elektrik Fiyatlarına Zam Sinyali

Hüseyin Önder, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Piyasanın sarkacı salınmaya devam etmekte, 15 gün sonra gireceğimiz yeni yıl için de umut vaat etmemektedir. Yeni yılın ilk gününü elektrik fiyatlarına yapılacak zamla karşılayacağımızı söylemek kehanet olmayacaktır. İşte BOTAŞ`ın santrallara satacağı doğalgaza yaptığı yüzde 8`lik zam,  dağıtım şirketlerinin kredi borçları ve kur nedeniyle mali krizde olmaları, yeni yılda başlatılması planlanan kapasite alım mekanizmasının faturalara zam olarak yansıması beklenmektedir.

Son olarak hükümetin açıkladığı Milli Enerji Stratejisi`nden söz etmek istiyorum. Bu metinden çıkan sonuç; alım garantili, yenilenebilir hedeflerinin sözde kaldığı, şirket çıkarlarını gözeten; adı ‘serbest`, kendisi ‘yandaş` bir piyasadır. Oysa enerji bir kamu hizmetidir ve kamu inisiyatifi esas olmalıdır. Ancak kamu idaresinin; şirketlerin değil, kamunun yararını gözetmesi gerektiği açıktır."

"Enerjide Yegane Yol: Kamusal Fayda Anlayışıdır"

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TMMOB etkinlikleri hakkında bilgi verirken; doğal kaynakların insan ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürülmesi çabasının, mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki faaliyetlerinin ortak unsuru olduğunu; bu çabanın da dünya ve insanlığın ortak geleceğini güvenceye alacak biçimde sürdürülmesinin TMMOB`nin en önemli önceliklerinden birisi olduğunu kaydetti.

Enerjinin hem mesleki faaliyetlerin temelini oluşturması, hem de ekonomik ve toplumsal gelişmelere yön verebilme kapasitesiyle büyük bir yere sahip olduğunu, insan yaşamının vazgeçilmezi olduğunu anımsatan Koramaz, Sanayi Devrimi`nden itibaren enerjiye olan gereksinimin giderek artması ve enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurma çabalarının da şiddetle iç içe geçtiğini anlattı. Özellikle Ortadoğu`da devam eden çatışmaların temelinde büyük oranda bölgenin zengin enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olma mücadelesinin yattığına işaret eden Koramaz, enerjiye sahip olabilmek için ülke coğrafyalarının parçalanabildiğini, insanların göç yolarında yaşamını kaybettiğini, gericiliğin tırmandırıldığını, IŞİD`in ülkemize ve dünyanın başına bela edildiğini söyledi.

Koramaz, TMMOB`nin yıllardır enerjinin tüm yurttaşlar için ihtiyacı kadar, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir biçimde sağlanabileceği enerji politikasının oluşturulması için çaba harcadığını vurguladı. TMMOB`nin 1970`lerden bu yana savunduğu kamusal fayda anlayışının yegane çözüm olduğunun altını çizen Koramaz, "Daha fazla kar uğruna sadece insan emeğini değil, doğal kaynaklarımızı da insafsızca sömüren küresel kapitalizm, bütün dünyayı büyük bir çöküşe doğru sürüklüyor. Kıtlık, enerji krizi, çevre felaketleri, göç ve savaş gibi küresel çaplı felaketlerin önüne geçmenin yegâne yolu, rant hırsının yerine kamusal çıkarı, kontrolsüz bir tüketim anlayışı yerine sürdürülebilir politikaları öne çıkarmaktır. Enerji politikalarını da bu anlayış çerçevesinde düşünmemiz gerekiyor" diye konuştu.  Türkiye`de 1980`lerden bu yana fütursuz biçimde uygulanan neoliberal politikalara ve özelleştirmeye tepki gösteren Koramaz, enerji sektöründe üretim, iletim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerinin birbiriyle organik olarak bağlı olduğunu, dolayısıyla üretimden tüketime kadar her aşamasının bütüncül olarak kamusal planlanma ile yönetilmesi gerektiğini savundu. Koramaz, "Dışa bağımlılığın azaltılması, sürdürülebilirlik ve arz güvenliği ilkeleri, bu kamusal planlamanın temelinde yer almalıdır" dedi.

Petrol, doğalgaz, kömür, hidrolik, jeotermal, rüzgâr, güneş, biyoyakıt vb. enerji sektörlerinde konunun uzmanları ve meslek örgütlerinin de katılımıyla hazırlanacak bütünleşik strateji belgeleri ile geleceği güvence altına alan bir enerji politikasının ortaya çıkartılması gerektiğini vurgulayan Koramaz, "Bu enerji politikasının temelinde ise rant değil, toplumsal fayda, kamusal çıkar olmalıdır" diye konuştu.

Petrol İmtiyazlarının Devredilmesi Girişimine Tepki

Enerji alanında yapılması gerekenler ile yapılanlar arasında derin bir uçurum bulunduğuna dikkat çeken Koramaz, şunları söyledi:

"1980 sonrasında uygulanan neoliberal politikalar, enerjinin kamusal niteliğini görmezden gelerek bu alanı tümüyle piyasalaştırdı. Cumhuriyet dönemi boyunca enerji alanında kurulan kamu yatırımları bölünerek özelleştirildi. Mevcut enerji şirketleri parça parça özelleştirilirken, kamusal kaynaklar da Yap-İşlet-Devret modeliyle özel sektörün talanına açıldı. Elektrik santralleri, madenler ve dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sonucunda elektrik piyasası büyük oranda özel sektörün kontrolü altındadır. Geçmişte Türkiye Elektrik Kurumu`nun tekel statüsüne karşı çıkanlar, bugün birkaç holdingin sektörde tekelleşmesini görmezden gelmektedir.

Benzer bir süreç Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı`nda da yaşanıyor. 1954 yılında kurulan ve ülkemizdeki petrol arama, üretim, taşıma, rafinaj ve dağıtım alanlarındaki faaliyetleri kamu adına yürüten TPAO tıpkı TEK gibi parçalara ayrılarak özelleştirilmektedir. Kurum bünyesinden kopartılarak özelleştirilen İPRAGAZ, PETKİM, DİTAŞ, TÜPRAŞ ve POAŞ gibi şirketler artık kamusal zenginliğimizin bir parçası değil, sermaye gruplarının varlığı haline gelmiştir. Geçtiğimiz Temmuz ayı içerisinde  ‘akla zarar` bir Bakanlar Kurulu Kararı ile TPAO`ya ait fiziksel varlıklar BOTAŞ bünyesindeki Turkish Petroleum International Company`ye (TPIC) devredilmiştir. Aynı karar uyarınca, TPIC‘in yurtiçinde ve yurtdışında doğrudan sahip olduğu petrol arama ve işletme ruhsatları da tüm hak ve yükümlülükleriyle birlikte TPAO‘ya geçmiştir. Bu devir işlemlerinin amacı, TPAO`nun özelleştirilmesi sürecinde sermaye için dikensiz bir gül bahçesi yaratmaktır. TPAO ile birlikte özelleştirilmek istenen aslında Türkiye`nin yurtiçinde ve yurtdışındaki petrol arama ve işletme ruhsatları yani haklarıdır. Türkiye kendi alanları üzerindeki söz söyleme hakkını tamamen yitirecektir. Enerjinin bu denli önemli olduğu bir dönemde özelleştirme adı altında tüm petrol imtiyazlarının devredilmesi, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür."

TMMOB ve Meslek Odalarına Saldırılar

TMMOB ve bağlı odalarını mesleki ve teknik bilgisini toplumdan yana kullandığı için hükümetler ve yandaşlarının saldırısına uğradığını, birliğin kuruluş yasasının değiştirilmeye, mesleki denetim yetkilerinin ellerinden alınmaya ve açıklamalarının değersizleştirilmeye çalışıldığını belirten Koramaz, "Yandaş gazetelerde hakkımızda her gün ayrı bir yalan haber yayınlanıyor. Buna rağmen bizler bugüne kadar susmadık ve bundan sonra da susmayacağız" diye konuştu. OHAL`in normal koşullarda devam ettirildiğini, Parlamentonun işlevsiz hale getirildiğini, yargının tamamen Cumhurbaşkanına, yürütmeye bağlandığını, "şaibeli" şekilde rejim değişikliği yapıldığını kaydeden Koramaz, bu dönemde TMMOB`in ülkenin en önemli seslerinden biri olduğunu ifade etti. Koramaz, "Biz doğru bildiğimiz yolda mücadeleye devam edeceğiz. Korkmayacağız, yılmayacağız, susmayacağız, ne laikliğin bitirilmesine, ne bağımsızlığın ortadan kaldırılmasına, ne bu ülkede bilim yerine hurafelerin hakim kılınmasına sessiz kalmayacağız" diye konuştu.

TMMOB bünyesinde uzun yıllardır yapılan çalışmalar ve bilimsel toplantılarla saptanan enerji politikası temel ilkelerinin broşür haline getirildiğini belirten Koramaz, bu ilkeleri sıralayarak konuşmasını tamamladı.

"Enerjinin Geleceği Demokrasiden Ayrı Tutulamaz"

Açılış konuşmaları kapsamında kürsüye gelen CHP Adana Milletvekili İbrahim Özdiş, ülkenin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini, enerjinin geleceğinin de demokrasiden ayrı tutulamayacağını ifade etti. Özdiş, şunları söyledi:

"Maalesef demokrasiyi içselleştirmeyenler, bunu bir yaşam biçimi olarak değerlendirmeyenler, 15 Temmuz Darbesi sonuçlarından faydalanarak, ikinci bir darbeyi dayattılar, demokrasiyi rafa kaldırdılar. İyi, kötü ağır aksak, topal da olsa işleyen demokrasimizi rafa kaldırdılar. İktidardakiler, AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan 3 ay için OHAL durumundan söz ettiler, 17 ay dolmak üzere. Bu toplumun çok büyük kesimlerinin sesinin kısılması demektir. Ekosistemi yerle yeksan eden HES`lerin durumu, fosil enerjilerle ilgili ülkenin yatırımları, bu konuyla ilgili ülkenin bilim adamları, uzmanları seslerini çıkartamazlar, çıkarttırmazlar. Korku imparatorluğunu, korku iklimini yerle yeksan etmek durumundayız. Aksi takdirde enerjimizin geleceğinde geniş halk kitleleri lehine çözüm olarak ortaya çıkmaz."

Milletvekili Özdiş, Türkiye`nin en sıkıntılı, karanlık dönemlerinde tavrını koymuş, demokrasi, özgürlük, bağımsızlıktan yana tavrını sergilemiş olan TMMOB`nin bir üyesi olmaktan gurur duyduğunu belirterek konuşmasını tamamladı.

İskenderun Körfezi`ni Tehdit Eden Enerji Tesisleri

Hatay Arsuz Belediye Başkanı Nazım Çulha da enerji, demokrasi, hukuk ve insan hakları mücadelesi konusunda dik duruşuyla her zaman önde olan EMO`nun mücadelesini selamlayarak konuşmasına başladı. Çulha, ülkemizde enerjinin dışa bağımlılığı, enerjide yerli kaynakların ve yenilenebilir kaynakların çok dikkate alınmamasından dolayı büyük sıkıntılar yaşandığını belirtti. Nazım Çulha, İskenderun Körfezi`ni ilgilendiren enerji tesisleriyle ilgili sorunları şöyle anlattı:

"Özellikle enerji üretimi konusunda çevre faktörünün, ekosistemin göz ardı edilerek, santral kurulması düşünülen bölgedeki sosyal durumu etüt etmeden, bölge halkının görüşünü dikkate almadan yapılan üretimler bölgede çok ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Hatay, Adana ve Mersin sahilinin, kısaca İskenderun Körfezi`yle çok ilgileniyoruz. Hali hazırda bu körfezde 2 bin 400 MW kurulu güçte 2 tane termik santral vardır. 16 tane daha termik santral lisans almak üzeredir, 4 tane de ön lisans başvurusu vardır. Bu 200 kilometrelik, Adana, Hatay ve Mersin şeridinde 1 nükleer, geri kalanı termik olmak üzere 35 adet termik santral yapımı planlanmaktadır. Var olan termik santralların gerek bacadan yayılan küllerin, çevreye yaydığı ağır metaller, insan sağlığı üzerindeki kanserojen etkisi, gerekse tarımı yok ettiği bilinmektedir. Ayrıca termik santrallar su marifetiyle soğutulmaktadır. Bu soğutmada kullanılan suyun denize deşarjıyla, deniz suyunu ısıttığı, oradaki florayı bozduğu bilinmektedir. İskenderun Körfezi`nde ciddi balık üretimi yapılmaktadır, ülkemizin birçok yerinde bu balık üretimi olmamaktadır. Bu balıkların da neslinin tüketilmesine sebep olunmaktadır. Yaşanmaz bir bölge ortaya çıkaracak bu santralların mutlak suretle azaltılması gerekmektedir."

"Odaların Önü Açılmalı"

Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, emperyal güçler aracılığıyla Türkiye`nin ihtiyacı olan yatırımlar yerine borçlandırılarak işlevsiz yatırımlara yönlendirildiğini, oysa daha temel yatırımlara ihtiyaç bulunduğunu anlatırken, şunları söyledi:

"Yatırımlara karşı çıkmıyor aydınlar. Üretimi artırmalı, ihracatı artırmalıyız, dolayısıyla bağımsızlığı artırmalıyız. Ondan sonra başınıza çuval geçirirler, Suriye`de masaya oturtmazlar, şeklen görüşürler, Kudüs`ü başkent ilan ederler, karşı çıkarsınız ama ciddi bir tavır koyamazsınız. Ancak ABD`ye 3 gün önce müthiş bir işadamı diye ilan ettiğiniz bir adama, sizin aleyhinize ötecek diye korkunuzdan nota verirsiniz. İç işlerimize, yatak odamıza giren emperyal devletlere tavır koymayı bir kenara bırakmış, bir vatandaş için bir ülkeye nota verir hale gelmiştir. Maalesef ülkemizin durumu bu."

Meslek odalarının çevre, kent sistemleri, sanayileşme, iş güvenliği, iş kazalarıyla ilgili olağanüstü çalışmalar yaptıklarını, bunun da birilerini ürküttüğünü anlatan Karalar, şöyle konuştu:

"Dünyanın geleceğini sıkıntıya sokmayan, insanın gelişimin anlatan, onu düşünen çalışmalar yaptığı için birilerini rahatsız ediyor. Çok para kazanmak isteyen sermayeyi rahatsız ediyor. Birileri paralarına para katarken 3 gün sonra ne olacağını bilmiyor. Oysa en önemli şeyin su, toprak ve temiz hava olacağını bilmeyen var mı? Odaların onların önünde direnç oluşturan çalışmalarına şiddetle karşı çıkıyor ve engellemeye çalışıyorlar. Odaların tam tersine önünün açılması, gelirlerinin kısılmaması, bilimsel çalışmaların teşvik edilmesi gerektiğini söylüyorum."



TRT- TRT HABER

07.11.2018
 


Çok Okunanlar


2019 YILI EN AZ ÜCRETLERİ BELİRLENDİ

YARGIDAN ASANSÖR AVAN PROJESİNDE İMZA ZORUNLULUĞUNA ONAY

EMO MİSEM DAİMİ KOMİSYONU TOPLANDI

EMO TEKNİK GÖREVLİLER TOPLANTISI

YALNIZ SİNOP SANTRALI PROJESİNDEN DEĞİL, TÜM NÜKLEER SANTRAL PROJELERİNDEN VAZGEÇİN!

ELECO 2018 BAŞLIYOR

TRT AÇIKLAMASINA POLİS MÜDAHALESİNİ KINIYORUZ

TUNCEL AKMAN YAŞAMINI YİTİRDİ

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

IT FORUM TURKEY 29 OCAK 2019 TARİHİNDE İSTANBUL`DA

Okunma Sayısı: 312


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2018 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri