MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

TOPLUMCU MÜHENDİSLİK MİMARLIK GÜNLERİ DÜZENLENDİ


HABER  - 21.05.2013


 
İKK bileşeni Oda öğrenci örgütleri tarafından 18-19 Mayıs 2013 tarihlerinde “Toplumcu Mühendislik ve Mimarlık” günleri etkinliği Ankara’daki üniversitelerde öğrenim gören öğrenci üye temsilcilerin katılımı ile düzenlendi. EMO Gençler’in düzenlediği “Türkiye ve Ortadoğu’da Enerji Politikaları” oturumuna Ortadoğu Uzmanı-Yazar Faik Bulut, EMO Ankara Şubesi’nde Ali Yiğit ve Barış Şanlı konuşmacı olarak katıldı.
 

 

Oturumda ilk olarak söz alan Barış Sanlı şöyle konuştu; "Türkiye`nin 20 yıllık enerji tartışmaları hep aynı eksenlidir. Tüm dünyanın gittiği bir nokta var. Tüm üniversite gençliğinin belli araçlarla belli uluslararası standartlarla tanıştırıp alttan kaliteli neslin gelmesi ve enerji politikalarını bizden daha iyisini yapması için çalışıyoruz. Enerji niye bu kadar kritik? Su değil. Enerji devletin yapısındaki belki beşinci altıncı hizmetlerden biridir, sosyal hizmetler var, adalet var kolluk güçleri var. Enerji teknolojiden hiçbir zaman bağımsız değil. Türkiye tüm elektriğini yerli kaynaklardan üretse, dışı bağımlılığı gerçekten ne kadar düşüyor. Bu çok tartışmalı bir şey. Enerji sizin insan olarak yapabildiklerinizi katlayan bir meta. Siz evinizde yeri faraşla süpürebilirsiniz, elektrikli süpürge ile de süpürebilirsiniz; çamaşırlarınızı leğende yıkayabilirsiniz ya da çamaşır makinesi ile yıkayabilirsiniz. Enerji kritik çünkü, enerji insanın sanayinin devletin çarpan etkisi yapıyor. Bedava enerji olsa şu anda pek çok konudaki üretim maliyetleri sıfıra düşebilir. Enerji, iletim ve üretimi teknolojiden bağımsız değildir. Teknolojik gelişim yeni enerji kaynaklarına, yeni enerji kaynakları ise teknolojik gelişime kaynaklık eder. Gelecekte hangi teknolojiler olacak elimizde. Türkiye`nin kurulu güç kapasite gelişimi var. Her sene 2,5-3 Keban Barajı devreye giriyormuş gibi bir durum var. En önemli mesele şu, iyi fikri olan herkes belirlenen sistemlerle bu süreçte yer alabiliyor. Türkiye`de enerji üretimi yıllara göre çok artıyor. Sizleri AB ortalamasına getirmemiz için minimum 10 yıl geçmesi gerekiyor. "

"Enerjide stratejik kavgalar Pasifik`te dönecek"

Barış Sanlı`dan sonra söz alan Ortadoğu Uzmanı-Yazar Faik Bulut, ABD`nin enerji bakımından Ortadoğu`ya bağımlı kalmak istemediğini, enerji alanında gelecekte kavganın Pasifik ve Afrika`da döneceğini vurguladı. Faik Bulut şunları söyledi; "AB ülkeleri son dönemde Orta Asya kaynakları ile ilgilenmeye başladılar. ABD, 2020 yılında günde 15-20 milyon varil petrol üreterek Suudi Arabistan`ı geçmek istiyor. Bazı analizciler şöyle yorum yapıyor, ABD enerji bakımından Ortadoğu`ya bağımlı kalmak istemiyor. Enerjide geleceğin stratejik kavgaların döneceği yer bir Pasifik`tir iki Afrika`dır. ABD daha çok Afrika ve Pasifik`e yoğunlaşıyor. Bu dönemde İran, Irak petrol üretiminde günde 6 milyon varile çıkma plânı yapıyorlar. Arap ülkelerindeki Arap Baharı denilen isyanlar dikkat edin zengin petrol ülkelerinde olmadı. Kafkasya`ya bakıyorsunuz, Putin burada yeni plânlara yapıyor. Hint Okyanusu`na kadar uzanan petrol ve enerji hattından bahsetmek mümkün. Pakistan`dan Yemen`e uzanan enerji hattı söz konusu. 21. Yüzyılın kavgaları devletlerin kavgaları bu haritaya göre devam edecektir."

"Suriye önemli bir enerji koridorudur"

Suriye`nin önemli bir enerji koridoru olduğunu, enerji hatlarının geçmesi gereken yer olarak görüldüğü için Suriye`de krizin giderek derinleştiğini kaydeden Bulut şöyle konuştu; "Suriye`ye içsel baktığımız, zaman sadece muhaliflerle Suriye yönetimi ya da ABD ve Türkiye olarak baktığımızda dar bir alanda siyasi anlamda patinaj yapıyoruz. Suriye çok önemli bir enerji koridorudur. Suriye`deki krizin boyutu enerji krizidir. Enerji hatlarının üstünde duran bir coğrafyadır, enerji hatlarının geçmesi gereken, birilerinin plânlayarak oradan geçirmeyi düşündüğü coğrafya olduğu için Suriye`de bu kriz giderek derinleşiyor. Lübnan`da sessiz sedasız bir gelişme oldu.  Irak, İran, Suriye, Lübnan tam emin değilim ama  ya 14 milyar dolarlık ya da 10 milyar dolarlık petrolü boru hattından Suriye üzerinden Lübnan üzerine aktarmak için anlaşma imzalandı. Bu boru hattı devreye girer diye Türkiye buradan ciddi biçimde kaygılanıyor. Türkiye`nin bir anlamda oraya müdahil olması ideolojinin yanı sıra bu enerji hattı nedeniyle Suriye`ye yükleniyor diye yorum yapılmakta.

İsrail`in açığında Akdeniz`de enerji kaynakları çıktı. Yunanistan`ın belli bölgesinde çıktı. Enerji hatlarının genel olarak politikaları nasıl etkileyeceğini göstermekte. Akdeniz, Kıbrıs, İsrail üçgeni ki Türkiye de Kıbrıs`tan dolayı hak iddia ediyor bildiğim kadarıyla. Washington`daki bir düşünce kuruluşu bu bölgede ciddi gaz potansiyeli olduğunu düşünüyor ve Suriye`nin gaz merkezi olabileceğini öngörmekte. Suriye o bölgede kazanırsa o enerji hatlarını kontrol edecek hale gelir, Türkiye kazanırsa o enerji hatlarını Türkiye kontrol edebilecek hale gelecek. Türkiye, Kürdistan yönetimi ile petrol anlaşması yaptı fakat ABD devreye girip ‘bensiz olmaz` dedi. Bağdat merkezi yönetiminin onayı olmadan biz bu işe bulaşmak istemiyoruz diyerek politik bir dil kullandı. Petrol bu tarafa geliyor enerji o tarafa gidiyor, su da çatışma nedeni oluyor. Su kardeşliği, petrol kardeşliği zihniyetinden yola çıkarsanız AKP`nin Kürtlere yaklaşımı Kürtlerle cicim aylarına girmesi, sanki hesabını petrolü birlikte paylaşalım kardeşlik devam etsin politikasıdır. Bu hatların hepsini birbirine denk düşürdüğünüz zaman şöyle bir durum ortaya çıkıyor, bu coğrafyada aktörler çoğalıyor. Bölgesel aktörler, dış yabancı aktörler batılı şirketler ve batılı devletler, bunun içine Çin ve Rusya`yı katmak lazım. Hal böyle olunca rekabet ve şiddet sertleşiyor, çatışma çok fazla ilerliyor. Çatışma kültürü ve çatışma ortamı olunca da uzlaşma pek olmuyor.İstanbul Genç Girişimciler Derneği yöneticilerinden birisi Bora Canyıldız şöyle bir demeç veriyor "Teksas`ta 1 milyon petrol kuyusu açılmış durumda zaten vardı, Irak`ta halen açılan kuyu sayısı 2 bin." Yani daha çok kuyu açmak gerekiyor demek istiyor. Devamediyor, "Irak`taki tahmini petrol rezervi 143 milyar varildir. Irak gelecek dönemde 100 milyarlarca dolarlık yatırım yapacak." diyor. Türkiye hızlı olsun elini çabuk tutsun bu ülkeye girsin demeye getiriyor.

ABD, Ortadoğu`da şu anda petrol ve enerji kaynaklarını güvence altına almak durumunda fakat ama asıl hedefi burası değil. ABD artık burada mıntıka temizliği yapıyor. ABD, Pasifik`e doğru gidiyor. Bu durumda ABD hegemonyası yükselirken Çin yükselişe geçiyor. Çin, Pasifik`e hem askeri hem bölgesel anlamda çok ağırlık veriyor. Çin ve Rusya, savunma mekanizması olarak kendi yatırımlarını güvence altına almak için Ortadoğu ve Afrika`ya daha çok yükleniyor. Bakü-Ceyhan meselesinde İsrail`i de işin içine sokma durumu var. İsrail de devreye girerse enerji hatları kardeşliği üzerinden devam edeceğiz düşüncesi var. Olayın arkasında enerji penceresinden baktığımızda ortadaki tek sebep bu değildir; ekonomik, siyasi, kültürel sebepleri de var, kapitalizmin ciddi sömürü sebepleri vardır. Enerji koridorundan baktığımda böyle görüyorum.Bir ara Süleyman Demirel, Pakistan Başbakanı Ali Butto, İran Şahı bir ara İzmir`de toplanıyorlar. Benim dediğim 70`li yıllar. Diyorlar ki, ‘Biz bu bölgede kardeş kardeş oturuyoruz kendi nükleer santrallerimizi bağımsız yapamaz mıyız?` diyorlar. Bu kararlar alındıktan sonra 12 Eylül devreye giriyor, Ali Butto darbe ile idam ediliyor, İran Şahı devriliyor. Bu birer sebep olabilir.ABD`nin Irak`ı işgali sırasında ABD Trabzon`da Irak ve Kafkasya için deniz üssü kurmayı da düşünüyor. Askerleri aktarmak için böyle bir üsse gerek duyuyor. Buraya en fazla itiraz eden Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olmuş. Balyoz ve diğer davalarda en fazla amirali, askeri, subayı giden Deniz Kuvvetleri Komutanlığı oldu. Keza, Sudan bir komünist darbesi oldu, Sovyet yanlısı Komünist partisi 1970`lerde darbe girişimi oldu. ABD ve Mısır`ın sayesinde darbeden kurtuldu. Sudan hükümeti, ABD şirketi Chevrolet şirketine petrol yatırım hakkını verdi. Yatırımlar ve hisse konusunda anlaşamadılar ABD ile Sudan yönetimi ters düştü. Ters düşünce ABD bu sefer Güney Sudan`da ayrılıkçı harekete destek vermeye başladı ve iktidar düştü. O hareket 2005 yılında dedi ki ‘petrol gelirlerinin yüzde 50`sine sahip olacaktı`, şu anki devlet başkanı Ömer El Beşir çeşitli nedenlerle ABD politikalarına karşı çıkmaya başladı. Bu hareket liderlerine, ‘toprakların yüzde 50`si senin niye yüzde 100 olmasın` dediler ve ayrılıkçı hareket ile Sudan devleti arasındaki barış sona erdi. Merkezi yönetimden kopmuş oldu. Enerji politikasının bir ülkeyi nasıl yapacağı konusunda çok ciddi ders olması bakımından söylüyorum bu örnekleri. Türk enerji politikalarının sağlam olduğunu düşünmüyorum. Türkiye yönetimi çok övünmekle birlikte çok riskli oyuna giriyor ve bu oyunda kaybetme şansı çok fazla olabilir."

"ABD Ortadoğu`daki petrol ve enerjiyi kontrol ederek potansiyel rakiplerini kontrol edebiliyor"

Faik Bulut`un ardından söz alan EMO Ankara Şubesi`nde Ali Yiğit, ABD`nin Ortadoğu`ya enerji bakımından bağımlılığının çok önemli olmadığını, ABD`nin Ortadoğu`daki petrol ve enerjiyi kontrol ederek potansiyel rakiplerini kontrol ettiğini belirterek şunları söyledi;" Konu geniş bir konu, Ortadoğu, enerji, savaş. Neresinden yakalarsanız her konuşmacı birkaç saat konuşabilir. Çok fazla veri, parametre var. Ortadoğu`dan başlayayım. Ortadoğu, antik dönemden itibaren her zaman önemli olan merkezlerden birisi. Bunun nedenlerinden en önemlisi İpek Yolu üzerinde olmuş olması, üç tane tek tanrılı dinin merkezinin burada bulunması Ortadoğu`yu önemli kılmış. Üzerinde çok fazla savaşların sıkça yaşandığı çoğu kez din çoğu kez medeniyet savaşları, çoğu kez İpek Yolu`nun ele geçirme savaşı yaşanmış. Ortadoğu`yu esas önemli kılan etkenlerden birisi de 1800`lerin sonlarına doğru Ortadoğu`da petrolün bulunmuş olması. Önemini artıran nedenlerden birisi de Süveyş Kanalı`nın açılarak Uzak Asya`ya geçiş yolunun kısalmış olması, Mısır ve Akdeniz`in ticari anlamda önemli hale gelmiş olması. 1. Dünya Savaşı`nın bitiminden itibaren büyük devletlerin Ortadoğu`ya yönelik hamlelerini görüyoruz. ABD bu dönem Ortadoğu`da daha çok misyonerlik faaliyetlerinde bulunuyor çok etkin değil. İngiltere ve Fransa petrolleri yönlendirme konusunda önemli aktör konumunda.

2. Dünya Savaşı`nın tek galibi olan ABD savaştan sonra iki parametreyi öne çıkarıyor. Bir, kapitalist sistemin dünya genelinde devam etmesi ikincisi kapitalist sistemin jandarmasının kendisinin olması. Bu gücü sağlayan en önemli etken ABD`nin kendi ülkesi dışında dünyanın değişik bölgelerinde kara, hava ve deniz üslerinin bulunmuş olması. Her zaman ABD`nin askeri gücü bu hegemonyasının pekiştiren bir faktör bütün dünya genelinde. Bu askeri gücüyle de çoğu kez hani doğrudan müdahale etmese bile müdahale etme potansiyeliyle dünyadaki siyasetleri rahatlıkla belirleyebilmekte. Ortadoğu`nun enerji bakımından önemi ve ABD`nin buraya bakış açısı, Ortadoğu`daki petrole bağımlılık çok önemli değil.

ABD kendi enerjisini üretebilir durumda. Önemi şuradan geliyor, ABD Ortadoğu`daki petrol ve enerjiyi kontrol ederek potansiyel rakiplerini kontrol edebiliyor. Kim bu rakipleri? AB büyük oranda enerji konusunda dışa bağımlı, Çin enerji konusunda büyük oranda dışa bağımlı.  Dolayısıyla öylesine kontrol sağlanabilir ki Ortadoğu`yu kontrol ettiğiniz zaman, petrol satarak çok para elde etmenin ötesinde rakiplerinin ekonomik gücünü kontrol edebiliyorsunuz. ABD`nin Ortadoğu`ya bakış açısı bu noktada. Körfez Savaşı sürecine baktığınızda Körfez`e müdahale konusunda AB`nin geri durmaya çalışmasının temel nedeni enerjisinin büyük bölümünü oradan sağlıyor olması. ABD`nin oraya müdahale ettiğinde en azından fiyat artışları vs.`lerle birlikte daha büyük enerji faturalarıyla karşılaşıp ekonomisinin sıkışacağının farkında bu yüzden son derece çekinceli durdu. Hollanda, İtalya gibi bazı ülkeler bu müdahale sürecinde yer aldılarsa da AB bu müdahaleye çekinceli mesafeli durdu nedeni buydu. Bir yere müdahale ettiğinizde ABD Körfez`e müdahale etti üretim aksadı, Çin ve AB bundan etkilendi ama bu kez Rusya büyük bir petrol geliri elde etmeye başladı. Savaşı sürdürmek her zaman ABD`nin işine gelen konu değil, bazen de barışı oynaması gerekiyor. ABD`nin 2. Dünya Savaşı`ndan sonra siyasetine baktığınızda dönemsel olarak saldırgan olduğu dönemler var, tırnak içinde barışçıl olduğu dönemler var. Barak Obama ile birlikte şu anda bir sürü askeri müdahale yapılmaya sıcak bakılmıyor barışçıl rol oynanıyor."

"Savaşı ABD adına taşeron devletler sürdürüyor"

ABD`nin önümüzdeki yıllarda küresel savunma stratejisini Asya-Pasifik üzerine kaydıracağını, Çin ve Rusya gibi ülkeleri askeri anlamda dengeleme yoluna gideceğini vurgulayan Ali Yiğit, "Ortadoğu`da savaşı ABD adına taşeron devletler sürdürüyor" dedi. Yiğit konuşmasını şöyle sürdürdü; "Ortadoğu`ya ABD`nin bakış açısına bakarsak. ABD`nin asıl önümüzdeki yıllarda 25-30 yıl içindeki kendi küresel savunma stratejisini Asya-Pasifik üzerine kaydırmak kendine rakip olarak gördüğü Çin ve Rusya gibi ülkeleri bir biçimde askeri anlamda dengeleme ve caydırıcı etki oluşturma. Hem Ortadoğu`da hem Uzakdoğu`da bu işi yapamayacağı için Ortadoğu`nun kendisi açısından süt liman kendisi için tırnak içinde istikrarlı hale gelmesi gerekmekte. Büyük Ortadoğu Projesi adı altında sundukları projeyi bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bu proje öz içinde İslami motiflerle süslenmiş iktidarların başa gelmesi ve ABD`nin liberal ekonomilerin hayata geçirilmesini sağlayacak bir sistem. Bu sistemi hayata geçirmek için en büyük engel mevcut iktidarlar. Akdeniz ve Ortadoğu`ya baktığınızda bunu Türkiye`yi de dahil edebilirsiniz, en tipik özellikleri anti demokratik olmaları. Türkiye`de seçimle iktidarın belirleniyor olması demokratik olduğu anlamına gelmiyor. Halkın demokrasi talebi var bütününde. Örneğin Libya`yı düşünün, anti demokratik bir ülke ama Libya`da hayat ucuz. Nasıl ucuz, çünkü her şeyi devlet sağlıyor. Oysa bunların ters yüz edilmesi buralara da kapitalist ilişkilerin yerleşmesi ABD`nin ya da dünyadaki bütün küresel sermayenin buralara mal satabilir hale gelmesi, bunları ucuz iş gücü olarak kullanabiliyor olması. 2010 yılı Kasım ayında bir Tunuslu seyyar satıcının kendisini yakarak başlattığı isyan Tunus`ta iktidarı değiştirdi ardından bütün Arap ülkelerinde istisnasız hepsinde bir takım isyanlar çıktı peş peşe. Bunların çoğu ABD`nin ya da oradaki küresel sermayenin işine gelmediği için hemen askeri önlemlerle bastırıldı. Asıl iktidarı değiştirilmesi gereken ABD açısından kritik ülkelerden birisi Mısır`dı, burada isyan devam ettirilerek iktidar değiştirildi. Her savaş ortamında olduğu gibi devrim sürecinde olduğu gibi, örgütlü yapılar kazanır. Örgütlü yapılar İslami örgütlerdi. Mısır`da şu andaki yönetim iş başına geldi. Bir takım liberal uygulamalara başlatıldı. Ardından Libya gündeme geldi. Burada muhalefet diye bir şey yok, birilerinin iktidarı devirme olanağı yok. NATO devreye sokuldu iktidar değiştirildi. Libya petrollerine Fransız şirketleri el koydu. Arabistan, Katar`da isyanlar vardı anında bastırıldı. Kritik ülke Suriye idi. ABD`nin asıl hedefi İran ve Rusya`nın Ortadoğu`daki hegemonyasını kırmaktı. Baktınız zaman orada ittifakta bulunulan ülke Suriye. Suriye`de de muhalefet yok, yerleşik muhalefet yok. Orada da isyan çıkartılması ve sürdürülmesi gerekiyordu. Taşeron ülke olarak Türkiye seçildi. 2010 yılında Reyhanlı`ya, Akçakale`de gizli kamp ihaleleri açıldı. Türkiye basınına bu çok yansımadı bu işler. İsyan konusunda Türkiye üstünden, ABD belli dönemlerde barış yanlısı görünüp taşeron devletler altında yapıyor demiştik, Türkiye taşeron ülkelerden bir tanesiydi. Suriye`de bu işlerin hala da kötü şeylerin yaşandığı süreç yaşanıyor. En büyük suçlu aranacaksa Türkiye`dir ve Türkiye`deki mevcut iktidardır bunun suçlusu. Suriye`de az önce söylediğim gibi yerleşik muhalefet olmadığı için başkaldırının etkisi olmadı. Afganistan`dan Çeçenistan`dan uçaklarla taşınarak Türkiye`ye aileleriyle kampa yerleştirildi ve Suriye`ye götürülerek savaş sürüyor. Tunus`tan başlayarak Suriye`ye kadar olan süreçte 150 bin insan ölmüş durumda, 90 bini de Suriyeli. Suriye`de hâlâ iktidar değişemiyor, uluslararası toplum da Suriye`ye müdahale konusunda özellikle Çin ve Rusya`nın BM`deki muhalefeti, AB`nin ‘buraya radikal güçler geliyor` korkusu vs denilerek bir türlü karar alınamıyor. Bu dram yaşanmaya devam ediyor. Uluslararası müdahale olsun da bu iş sonlansın demek istemiyorum, senaryoyu yazanların beklentileri bu doğrultuda.Böyle bir savaş süreci içinde enerjinin burada rolü ne diye baktığımızda. Enerji aslında bundan sonraki hayatımız açısından gittikçe önemini artırır noktada özellikle elektrik enerjisi.Otomotiv endüstrisinin dünyada sürekli büyüdüğü ortamda petrole bağımlılık çok fazla ve petrolden kaynaklı kavgalar devam ediyor. Bu süreç içinde oradaki etnik yapıların özellikle Kürtlerin böylesi süreç içinde kendilerini avantajlı kılacak adımları atıyor olmaları Türkiye ile Kuzey Irak`taki Kürtlerin çıkar birliği oluşturdu. Oradaki Kürt gençlerin giysilerinin üzerinde Kuzey Kürdistan yazıyor ve çok rahatlıkla dolaşabiliyorlar.

Türkiye burada kantarın topuzunu öyle kaçırdı ki kendisine verilen taşeronluk görevini asli müteahhitlik zannederek başka çeşitli işler yapmaya girişti burada da ABD yeniden devreye gidi. Bu neydi, Kürdistan petrollerinin Türkiye üzerinden aktarılması buradan iki tarafın da lehine olan Başbakan`ın modeliyle ‘kazan, kazan" hem Türkler hem Kürtler kazanacak anlaşma ile bu işi çözeceklerini zannettiler. Bunun üzerine ABD`de bir takım homurdanmalar oldu, ‘Biz buraya bu kadar askeri müdahalelerde bulunduk sen bizden habersiz petrolü alıyor götürüyorsun.` Yeniden ABD şirketleri ile anlaşmalar yapıldı ama sorun çözülmüş değil. Hâlâ ortada merkezi Irak hükümeti var. Merkezi Irak hükümeti diyor ki, ‘bölgemdeki petrolü orada yerel yönetimle anlaşma yaparak taşıyamazsın burada ben de varım." Bu pek ciddiye alınmıyor. Merkezi Hükümet, ABD`ye ciddi mesaj veriliyor, ‘Siz bu işte bizi göz ardı ederseniz, İran burada çok etkin hale gelir, senin amacın İran`ı yıkmak değil mi? Bize destek olman lazım.`Bu sürecin öyle çok da kolayca geçmeyeceğini kabul etmek gerekir. Uğruna savaşlar verilmiş bir konuda Kürtlerle, Türkler anlaşarak bu işi çözemeyeceklerini görmek gerekiyor.ABD-Büyük Ortadoğu Projesi`ne dönmek istiyorum, bunun en önemli parametrelerinden bir tanesi mevcut yönetimleri yıkıp kendince istikrarlı yönetim oluştururken, muhalif olmak potansiyeli taşıyan tüm yapıların iktidardan bir şekilde uzaklaştırılması gerekiyor. Gerek Türkiye`de gerek Arap coğrafyasında muhalif olanlar Alevi ve gayri müslümler…Dolayısıyla bunların bir şekilde Suriye`de yaşanıyor bu, iktidar dışına çıkartılarak buralarda Sünni eksenler oluşturularak Ortadoğu`da başka çeşit işler yapma konusunda açık açık dile getiriliyor. Buna gönüllü bir sürü taşeron örgütler var, El Kaide`dir, Hizbullah kullanılarak; Suriye`de rejim değiştirmeye yönelik işler yapılırken Türkiye`de Hatay, Mardin gibi Sünni eksene uymayan yapılarda terörize etme, etnik ve demokratik yapıyı değiştirmek konusunda çabalar söz konusu. Temel amacı da bir şekilde isyan etmemeye, buna da şükür bir neslin yaratılmaya çalışılması. Müslüman genç yetiştirme imanlı genç yetiştirmenin yanı sıra, iktidara isyan etmeyen verilene şükreden bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Ortadoğu ve Akdeniz`de sömürü düzeninin çok daha kolay yürüyeceği, ABD`nin istikrar diye baktığının bu olduğu…ABD buralarda bu şekilde iktidarları hayata geçirerek kendi geleceğini bir şekilde garanti almaya çalışıyor.

ABD`nin iki hedefi var; kapitalist sistemi dünya üzerinde tek egemen sistem olarak hayata geçirmek hiçbir alternatif ve muhalif anlayışa tahammül etmemek ikincisi bunun jandarması ABD olması. Bütün yapılan işlemler buna yöneliktir. Şirin gözükerek taşeron örgütlerle yapmak bazen de askeri gücünü kullanarak yapmak. Bu kavga devam edecek gibi gözüküyor. ABD açısından istikrarın çok kolay sağlanamayacağı gözüküyor. Suriye`de Rusya`nın üsleri var, burayı kaybettiği zaman bu bölgeyi tümden ABD`ye terk edeceğinin farkında Çin de bunu gördüğü için bu direniş devam ediyor. Bir şekilde ara çözüm üretilerek bu işin geçiş süreciyle halledilmesi, büyük devletlerin imtiyaz ve haklarının kaybolmayacağı bir çözüm olacak gibi gözüküyor."Konuşmaların ardından izleyicilerden gelen soruların yanıtlanması ile oturum sona erdi.

Toplumcu Mühendislik Mimarlık Günleri etkinliği kapsamında ayrıca; "Bologna Süreci ve Meslek Etiği, Barınma Hakkı ve Kentsel Mücadeleler, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Mühendislikte Kadın, Sermaye Eksenli Ulaşım Politikaları, İnternette Sansür ve Özgürlük" başlıklı oturumlar da yapıldı.

 



ELEKTRİKLİ ARAÇLAR VE YANGIN GÜVENLİĞİ BAŞLIKLI WEBINAR DÜZENLENDİ

01.07.2024
 


Çok Okunanlar


HABERLEŞMEDE 5G ALDATMACASI: 5G’NİZİ NASIL ALIRDINIZ? PANELİ DÜZENLENİYOR

ERCİYES, ABDULLAH GÜL VE NUH NACİ YAZGAN ÜNİVERSİTELERİ BÖLÜM BAŞKANLIKLARI ZİYARET EDİLDİ

YENİ ÜYE TOPLANTISI DÜZENLENDİ

EMO KONYA İL TEMSİLCİLİĞİ’NDE ÜYE TOPLANTISI DÜZENLENDİ

NECMETTİN ERBAKAN, KONYA TEKNİK VE KARATAY ÜNİVERSİTELERİ BÖLÜM BAŞKANLIKLARI ZİYARET EDİLDİ

EMO-GENÇ ANKARA TOPLANTISI YAPILDI

SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ’NDE BPS 2026 TANITIMI YAPILDI

EMO KAYSERİ İL TEMSİLCİLİĞİ’NDE ÜYE TOPLANTISI DÜZENLENİYOR

SOMA KADER DEĞİL İHMAL!

EMEĞİYLE YAŞAMI YENİDEN ÜRETEN TÜM ANNELERİMİZİN ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIZ...

Okunma Sayısı: 295


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2026 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18

KEP ADRESİ : emo.merkez@hs01.kep.tr

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.