2019 2017 2015 2013 2011 2009 2007 2005 2003 2001 1999 1996

   · ETKİNLİK Giriş Sayfası

TMMOB TÜRKİYE IX. ENERJİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ


TMMOB 9. ENERJİ SEMPOZYUMU: TOPLUMSAL ETKİLERİ ÇERÇEVESİNDE ENERJİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) adına, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından düzenlenen TMMOB 9. Enerji Sempozyumu 12-13-14 Aralık 2013 tarihlerinde Ankara`da gerçekleştirilmiştir. "Toplumsal Etkileri Çerçevesinde Enerji" başlığı altında düzenlenen Sempozyumda altı farklı konu başlığında yapılan oturumların yanı sıra bir söyleşi ve bir de panel gerçekleştrilmiştir. Enerjinin toplumsal etkilerini ortaya koyan, sosyal, ekonomik ve çevresel politikalar ile bütünleşik enerji politikalarının belirlenebileceği bir platform yaratılması sempozyumun ana amacı olarak belirlenmiştir. Sempozyumda bu çerçevede aşağıdaki konu başlıklarında bildiriler yer almıştır:

- Enerji Ekonomisi

- Enerji Özelleştirmeleri ve Serbestleşme Uygulamaları

- Enerji Verimliliği

- Yenilenebilir Enerji Kaynakları

- Nükleer Enerji

- Enerji ve Çevre

 

Belirlenen bu başlıklar altında on dokuz bildiri sunulmuş, "Enerji ve Savaş" başlığıyla başlayan sempozyum, "Yeni Dünya Düzeninde Uluslararası İlişkiler Bağlamında Enerji ve Kapitalizm" ile "Uluslararası Şirketler ve Enerji Politikaları" söyleşisiyle devam etmiş, daha sonra üç konuşmacının yer aldığı "Nükleer Enerji" başlığında yapılan kapanış paneli ile sempozyum tamamlanmıştır. Üç gün boyunca devam eden sempozyuma üç yüz altı kişi izleyici olarak yer almıştır.

Dünyada 1970`lerden beri sürdürülen özelleştirme, serbestleştirme ve piyasalaştırma gibi neoliberal politika uygulamaları, enerji fiyatlarının sürekli yükselmesine ve bunun etkisi ile her geçen gün artan enerji yoksulluğuna, enerji kaynaklarının plansız ve denetimsiz bir biçimde kullanımına ve çevre tahribatına yol açmaktadır. Halen dünyada 1,2 milyar insan temiz içme suyuna ulaşamamaktadır. 2,7 milyar insan modern pişirme olanaklarından yoksun olup odun, tezek vb yakıtlarla ihtiyaç giderebilmektedir. Isınma olanaklarından yoksun olup son derece kötü şartlarda yaşayanlar ise, 1,4 milyarı bulmaktadır. Ayrıca, dünya ölçeğinde 1,2 milyar insan ise elektrikten mahrumdur. Temiz içme suyundan yoksunluk sonucu her yıl 1,8milyon kişi (% 90`ı beş yaş altı çocuk) ishalden ve yine 1.3 milyon kişi de sıtmadan yaşamını yitirmektedir.

Özellikle kadınlar ve çocuklar ağırlıklı olmak üzere her yıl 3,5 milyon kişi, odun ve biyokütlenin kuzinelerde tüketilmesi sonucu kapalı ortamlarda oluşan hava kirliliğinden, solunum yolu hastalığı nedeniyle ölmektedir. Yıllık olarak bu sayı; sıtmadan (1,2 milyon) ya da HIV/AIDS`den (1,5 milyon) kaynaklı ölümlere atfedilen sayının iki katından daha fazladır. Ülkemizde de uygulanan neo-liberal politikalar sonucu enerjide dışa bağımlılık oranı yüzde 72 düzeyine çıkmış, günübirlik politikalarla yazboz tahtasına dönen, plansız, ithal kaynaklara dayalı elektrik üretimi sonucunda enerji fiyatlarının yükselmesine neden olunmuştur. TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları araştırmasına (23 Eylül 2013) göre; ülkemiz nüfusunun % 16,3`sı yoksulluk sınırı altında, % 16`sı sürekli yoksulluk riski altındadır. Nüfusun %46,6`sı ısınma sorunu yaşadığını ve % 59,2`sı ise ciddi finansman sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu beyan etmiştir. Ülkemiz için enerji yoksulluğunun bir başka boyutu da bölgesel dağılımıdır. Enerji yoksulluğu ile karşı karşıya olan her dört kişiden üçü başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve Akdeniz`in bir bölümünde yaşamaktadır.

IMF ve Dünya Bankası`nın güdümünde oluşan enerji politikaları doğrultusunda Türkiye‘de 1980‘lerden itibaren uygulanan neoliberal politikalar ile enerji alanının serbestleştirilmesine ve özelleştirilmesine başlanmış ve oldukça mesafe de kaydedilmiştir. Bu hedef doğrultusunda birçok yasal düzenleme yapılmış, kamunun enerji alanını özel sermayeye terk etmesi için pek çok uygulama gerçekleştirilmiştir. Enerji sektörünün liberalleşmesi geçtiğimiz 10 yıl içerisinde devir haklarıyla birlikte neredeyse tamamlanmıştır. Hiçbir önkoşulu olmadan, salt iktisadi akla tâbi olarak, hiç hafife alınmayacak bir ulus ölçek otonomisini dışlayan bu liberalleşme, ilkel birikimin içerisinden ilkel bir topluma doğru dönüşümü ortaya çıkarmıştır: Çünkü kapitalizm, bir tarafta hakikaten edinimler, modernitelerle bir refah toplumu yaratırken, diğer tarafta James Cameron`ın dediği gibi "Bunun asimetrik olanı, sanki benzermiş gibi bir bütün yapıya eklenen ama sonuçları toplumdan esirgenen, ‘Suysa, su artık senin değil; enerjiyse, senin, ama bedeli var; doğaysa, dur bakalım, üstündeki toprakların mülkiyet hakkı var` diyebilecek bir zihniyet yaratmıştır."

Bu liberalleşme uygulamalarının bir kısmı yargı sürecinden dönerken, hükümetler günü birlik yasal düzenlemelerle yargı kararlarını uygulamak yerine yok saymayı tercih etmişlerdir. Türkiye`de özellikle AKP`nin 11 yıllık iktidarı döneminde izlediği serbest piyasacı ve özelleştirmeci uygulamalar enerji sektöründe de kendini en yıkıcı şekilde göstermiştir. İktidara geldiğinden bu yana yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından söz eden AKP, yeni doğalgaz santrallarına lisans verilmesini sağlamak suretiyle dışa bağımlılığı arttırmış; kamuya enerji yatırımları yasaklanırken nükleer santral ve doğayı katleden küçük HES‘lere bel bağlayan bir ortam yaratmıştır. Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sonucunda talep tarafının planlı ve sağlıklı idare edilebilme koşulları ortadan kalkmıştır. Enerji alanı 2001 yılında çıkarılan ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu‘nun kurulmasını sağlayan bir yasa ile kamunun dışarıda bırakıldığı ticari bir alan haline dönüştürülmüştür. Bu yolla neoliberal kuralsızlaştırma, esnekleştirme gerçekleştirilerek, kimin hangi konuda yetkili ve sorumlu olduğu bile tam olarak anlaşılamayan bir karmaşa ortamı yaratılmıştır.

Doğalgaz bağımlılığı yüksek noktada olan Türkiye‘de, elektrik enerjisindeki gibi doğalgaz tüketiminde de her yıl bıçak sırtı bir denge tutturulmaya çalışılmaktadır. Gelinen noktada enerjide kaynak planlaması ve kamu hizmeti anlayışı bir yana bırakılarak, yüksek kârlılık vaat eden sektörde çıkar gruplarının tercihi ve baskılaması ile enerji tercihleri yapılmaktadır. Bu dönemde nükleer enerji de hükümetin siyasi bir tercihi olarak ortaya çıkmıştır. Halkın görüş ve önerilerini almadan verilen kararlar ve bu alanda faaliyet gösteren uluslararası çıkar çevrelerinin çabalarıyla ülkemiz gündemine sokulmuştur. Nükleer santraların gündeme her getirilişinde "karanlıkta kalırız", "ucuzdur", "güvenlidir", "çevre dostudur", "artan enerji ihtiyacı nedeniyle mecburuz", "dünya nükleer enerji kullanıyor" gibi argümanlar kullanılmıştır. Nükleer elektrik enerjisi uygulamalarının "insanlığın enerji gereksinimini tamamıyla çözecek", "sayaçsız elektrik dönemi başlıyor" şeklindeki sloganlarla desteklendiği büyülü ve ışıltılı propaganda döneminin ardından yaşanan kazalar ve atık sorunlarının halen çözümlenememiş olması vb nedenlerle elektrik üretiminde nükleer enerji konusu tüm dünyada, özellikle nükleer enerjiyi kullanan gelişmiş ülkelerde tartışılır hale gelmiştir. Nükleer santarllara karşı gelişmiş birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de toplumsal muhalefet oluşmuş, itirazlar yükselmiştir. Tüm kuşku ve itirazlara rağmen ülkemizde, sermayenin talebi doğrultusunda toplumun varlığını tehdit eden "çılgın projelerini" yaşama geçirmekte bir an için bile tereddüt etmeyen bir siyasal iktidarın öncülüğünde nükleer santral kurma girişimleri, 1 yetmez 2 tane, 2 de yetmez 3 tane anlayışıyla sürdürülmektedir. Toplumun itirazlarını parmak hesabına dayalı çoğunluk demokrasisi anlayışıyla yok sayan AKP iktidarı "ileri demokrasi" lafzı altında, ihalesiz devletlerarası anlaşmalar yoluyla nükleer santral kurulması için Akkuyu`da adım atmaya başlamıştır. Fukuşima`da 2011 yılında yaşanan ve halen de yaşanmakta olan nükleer felaketin ardından Rönesans bir kenara nükleer sektörü duraklama devrine girmiş, güvenlik maliyetleri yeniden tırmanışa geçmiştir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Fukuşima`daki nükleer felaketi "Riski var diye tüp gaz kullanmayacak mıyız" diye karşılamıştır. Birçok gelişmiş ülke var olan reaktörlerini kapatma planlarını açıklarken, AKP iktidarı "tüpgaz" aymazlığı içerisinde "yola devam" etmektedir.

TMMOB 9. Enerji Sempozyumu`nda; geçmişten günümüze kadar geçen süreçte yaşananlardan ders alınarak, enerji alanında üretimden tüketime merkezi bir planlama anlayışının benimsenmesi, toplumsal yararı ön planda tutan enerji politikalarına geçilmesi gerektiği tespiti yapılmıştır. Yerli ve yenilenebilir ülke kaynaklarından azami ölçüde yararlanarak arz güvenliğini sağlayan ve ulusal çıkarları gözeten, kültür ve tabiat varlıklarını koruyan, doğal yaşamı tahrip etmeyen, toplumla barışık, ulaşılabilir derecede ekonomik ve özelleştirmeden uzak duran enerji politikalarının izlenmesi gerekmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

TMMOB 9. Enerji Sempozyumu Yürütme Kurulu

 
Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2019 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri