2007

   · ETKİNLİK Giriş Sayfası

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

AKDENİZ BÖLGESİ ENERJİ FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ


AKDENİZ BÖLGESİ ENERJİ FORUMU

SONUÇ BİLDİRGESİ

  

Akdeniz Bölgesi Enerji Forumu, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şubesince, 30 Haziran - 1 Temmuz 2007 tarihlerinde Antalya ‘da gerçekleştirilmiştir.

Akdeniz Bölgesi Enerji Forumu Yürütme Kurulu; sunulan bildiriler, yapılan tartışmalar ve katılımcıların katkıları ile sürdürülen panel ve değerlendirmeleri içeren sonuç bildirgesini kamuoyu ve ilgililerin bilgisine sunmayı kararlaştırmıştır.

DÜNYA GENELİ:

Yoksulluğun yok edilmesi, gelişmiş ülkelerden daha az gelişmiş ülkelere resmi kalkınma yardımlarının aktarılması ve benzeri amaçlarla, kalkınma sorununa çözüm üretmek adına dünya ölçeğinde yapılan çok sayıda toplantılardan sonra,  yoksul ülkelerin toplam borçlarının arttığı ortaya çıkmıştır. Asıl amacın; serbest ekonomi, açık piyasalar ve küreselleşme ile uluslararası sermayenin yatırım alanlarını geliştirmek üzere, az gelişmiş ve yoksul ülkelerin altyapı ve sosyal hizmet sektörlerinin paylaşımı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Dünyada 1,6 milyar insan ticari anlamda elektrik enerjisinden mahrum olup, dünya nüfusunun %20‘si toplam enerjinin % 60‘ını kullanmakta, gelişmekte olan 5 milyarlık nüfus ise %40‘ını kullanmaktadır. Kapitalizmin genel iktisat politikası içerisinde ihtiyaçların sürekli geliştiği ve sınırı olmadığı yaklaşımını sorgulamadan, ne enerji kaynaklarının kullanımına, ne de üretim ve tüketim politikalarına yeni bir yaklaşım geliştirmek, az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorununa ve gelişmiş ülkelerin kalkınma sonrası sorunlarının çözümüne yanıt aramak mümkün değildir.

Dünyada ve ülkemizde fosil yakıtların bilinçsizce kullanımı, dünyayı küresel ısınma ve iklim felaketleri ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu konuda toplumların bilinçlenmesi ve durumun ciddiyetini kavrayarak toplumsal reflekslerin gelişmesi hayatın sürdürülebilir olması açısından son derece önemlidir. Bu konudaki tek çözüm yenilenebilir ve çevre dostu enerji kaynaklarının geliştirilerek kullanıma sunulmasından geçer. Özellikle güneş, rüzgar, mini HES, hidrojen, biyoenerji, jeotermal gibi alanlardaki enerji potansiyelinin değerlendirilmesi için ciddi ARGE çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu alandaki ARGE projeleri öncelikli olarak desteklenmeli, bu alandaki yatırımlar teşvik edilmelidir. Yenilenebilir kaynakların kullanımının özendirilmesi ve hatta zorunlu olması dünya ve devlet politikası olarak benimsenmelidir.

Dünyada halen büyük oranda fosil kaynaklı enerji tüketilmesi, bu enerji türünün yarattığı çevresel ve ekolojik bozulmalar, sadece enerjinin tüketildiği bölgeyi değil, dünyadaki tüm yaşam alanlarını olumsuz etkilemektedir. Dünyadaki enerji kaynaklarının hızla tükenmesi ve buna paralel olarak artan enerji fiyatları, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.  Bunun sonucu olarak bozulan ekonomik dengeler milyonlarca insanın yaşamını olumsuz etkilemekte ve dünya genelinde yoksulluk artmaktadır. Bu nedenle ülkelerin toplumsal ve ekonomik gelişimlerinin sürükleyici unsurlarının başında gelen enerjinin etkin ve verimli kullanımı son derece önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmişte gelişmişlik göstergesi olarak kabul edilen "kişi başına tüketilen enerji miktarı" artık tek başına bir gösterge olarak kabul görmemektedir. Enerjinin verimli ve etkin kullanımını gösteren "Enerji Yoğunluğu" verisi, artık günümüzde en önemli parametre olmuştur.

ÜLKE GENELİ:

Ülkemizin enerji tüketim artış hızının OECD ve AB ülkelerine kıyasla, yaklaşık üç kat fazla olduğu gözlenmektedir.  Buna karşın ülkemizin enerji yoğunluğu endeksi yaklaşık 0,39 olup bu değer diğerlerine göre oldukça kötü bir göstergeyi temsil etmektedir. Bu nedenle geliştirilmesi düşünülen sanayi kollarının ve bunların ülkenin GSMH‘na katkılarının irdelenmesi ve çimento, demir çelik gibi enerji yoğun alanlar yerine, bilişim, yazılım gibi enerji kullanımı düşük alanlarda gelişmenin hedeflenmesi gerekmektedir. Ulusal Enerji politikaları oluşturulmalı ve enerji programları 20,50 yıllık öngörüleri karşılayacak şekilde planlanmalı ve uygulanması doğrultusunda acilen çalışmalara başlanmalıdır.

Ülkemizde enerji kalitesine bağlı sorunlar ve kesintilerinin ekonomide yarattığı üretim kayıpları direkt ve endirekt olarak iki grupta ele alınabilir. Direkt ve cihaz-ekipman bozulmalarına neden olmasıyla verdiği endirekt kayıpların boyutu, gerekli araştırmaların yetersizliği nedeniyle tam olarak bilinmemektedir. Ancak gelişmiş ülkelerde bu konuda yapılan araştırmalardan elde edilen veriler, enerji kalitesine bağlı ekonomik kayıpların çok yüksek olduğunu göstermektedir.

Bilim ve teknoloji, siyaset ve ideolojiden bağımsız gelişme ve değişim imkanına sahip olamamıştır. Bilgi edinmede toplumsal ve ekonomik eşitlik zarurettir. On binlerce yıllık insanlık tarihinin ortak ürünü olan bilginin metalaştırılıp tekellerin malı haline getirilmesine, yeni patent yasalarıyla endüstriyel üretimin denetimi altına alınmasına karşı olunmalıdır.

Türkiye 2007 Mayıs sonu itibarı ile %46 Doğalgaz,%21 Hidrolik,%27 Kömür,%4 Sıvı yakıtlar ile %2 Diğer kullanımlarla enerjisini üretmiştir. Doğalgazda gelinen bağımlılık çok yüksek olup, durum bağımsız bir ülke için son derece vahim sonuçlara gebedir. Enerjide bu denli dışa bağımlılığın ekonomi ve siyasi alanda yaratacağı olumsuz etki dikkate alındığında,  doğalgaz payının %25 gibi bir oranda tutulması Ülkemiz için doğru bir yaklaşım olacaktır.

Ülke genelinde bir dönem için tüm uyarılarımıza karşın, plansızlığın yarattığı sorunların çözümü için (günübirlik) çözüm olarak sunulan, yaygın olarak kurulan mobil santrallere, yaklaşık 1 milyar $ ülke kaynağı aktarılmıştır. Bu santraller en fazla 10 MW gücünde ve acil durum santralleri olarak tanımlanmasına rağmen, kapasiteleri çok yüksek değerlere çıkarılarak ve çevre mevzuatından muaf tutularak devreye sokulmuşlardır. Mevcut durumda bir kısmının sözleşmesi bittiği halde sökülüp taşınmamış, aksine çoğu yeni piyasa yapısına uygun lisanslar alarak, durumlarında değişiklik yapmadan üretim yapmaya devam etmektedirler. Bu santraller ya sökülüp alınmalı, ya da mevzuatlara uygun çalışma şekline getirilerek hem fiyatları indirilmeli hem de çevreye olumsuz etkileri önlenmelidir.

Türkiye hidrolik potansiyelinin %35‘ini kullanmaktadır. Değerlendirilebilecek %65‘lik bir hidrolik potansiyel varken Ilısu ve benzeri çevresel ve kültürel etkileri maksimum olan projelerin öncelikli olarak ele alınması tamamen yanlış enerji politikalarının ürünüdür.

Bu politikaların devlet eliyle bir an önce rüzgâr, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ödenek aktarılması ile bölgenin ciddi güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi ve bu yatırımların çok daha kısa sürede bitirilmesi mümkün olabilecektir.

Küreselleşme rüzgârı ile özelleştirmenin yaygınlaştırılmasının kamu yararı kavramını tehdit ettiği ülkemizde; özellikle başta bölgemiz olmak üzere enerji sektöründe faaliyet gösteren bütün kurumlar nitelikli personel, araç ve gereç sıkıntısı çekmektedir.

TEDAŞ‘ın özelleştirme beklentisiyle üzerine düşen görevleri yerine getirememesi, yatırımların geciktirilmesi ve mevcut hatların yenilenmemesi sonucu, bölge kentlerinde elektrik enerji alt yapısı can çekişmektedir! Yaşanan sorunlar dikkate alınarak elektrik altyapısı yatırımlarının gerçekleştirilmesi zorunludur.

Siyasetin kamu hizmeti üreten kurumlar üzerindeki gölgesi ile siyasi görüşleri doğrultusunda olan yetkin olmayan elemanların atanması, idari kadroların sürekli değiştirilmesi, adeta vardiya usulü idarecilik yöntemleri ile kurumlar işlevsiz ve verimsiz hale getirilmektedir. Personel politikaları gözden geçirilmeli, nitelikli istihdam sağlanması ve kurumları işlemez hale düşüren uygulamalardan vazgeçilmesi gerekmektedir.

Ayrıca farklı kategorilerde değerlendirilen personel uygulamalarının aynılaştırılarak eşit çalışma ve eşit ücret politikasının uygulanması hayata geçirilmelidir. Çalışma ve üretme güvenliği sağlanmalıdır. Personel yönetmelikleri günün çağdaş koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.

Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde tüketilen enerjinin %30‘u tasarruf önlemleri ile elde edilen potansiyel olduğunu göstermektedir. Bunun parasal değerinin ise yıllık 3 milyar $ olduğu hesaplanmaktadır. Ayrıca tasarruf edilen enerjinin kendisinin üç katı maliyette gereksiz enerji yatırımını da önlediği bilinmektedir.

Enerji tasarruf ve verimlilik politikaları ile çok daha az maliyetlerle tüketim düşürülebilir Enerji Verimlilik yasası derhal uygulamaya konmalıdır. Doğru kullanım ve tasarruf geleneğinin oluşturulması doğrultusunda toplumsal duyarlılık oluşturularak gelenekselleştirilmesi sağlanmalıdır.

Enerji tüketimi, tarımsal sulamada ve özellikle yaz aylarında yapıların soğutulması ile kış aylarında ise ısınma amaçlı olarak kullanılması nedenleriyle yüksek değerlere çıkmaktadır. Halkın enerji kullanımı konusunda bilinçlendirilmesi ve enerji tasarrufunun bir yaşam biçimi haline getirilmesi için tüm kurumlar üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Enerji tasarrufu bir yaşam biçimi haline getirilirken, yapı mimarisinin ve malzemelerinin ortam şartlarına uygun olarak düzenlenmesi konularında yasal çalışmaların başlatılarak yönetmelik hazırlanması gerekmektedir.

Elektronik ve otomasyon sistemlerinin tarımsal sulamada kullanımı ile tarlalardan daha iyi ürün almak mümkündür. Aynı zamanda otomatik sulama sistemi aşırı sulamadan kaynaklı olarak toprak verimliliğinin azalmasına engel olacağı gibi, su ve elektrik tasarrufunda önemli ölçüde faydalı olacaktır.

Konut ve binalarda elektronik sistem teknolojilerinin uygulanması ile doğan "akıllı binalar ve bina otomasyonu" kavramları ekonomik çözümleri beraberinde getirmekte, binaların konfor ve güvenliğini arttırarak insanların yaşam kalitesini yükseltmekte; yatırım, uygulama ve işletme safhalarında önemli ölçüde  enerji tasarrufu sağlamaktadır. Elektrik İç tesisat yönetmeliği yeniden düzenlenmeli ve EMO‘ nun hazırladığı yönetmelik yürürlüğe sokulmalıdır.

Tüketici açısından elektrik enerjisinde kalite ve süreklilik oldukça önemli bir kavramdır. Özellikle yaz aylarında aynı gün içerisinde çok sık ve uzun süreli elektrik kesintileri yaşanmakta ve bu durum kullanıcıların elektrikli cihazlarına zarar vererek tüketicilerin mağduriyetine neden olmaktadır. Elektrik enerjisi sektöründeki hizmet kuruluşları, kullanıcıya kaliteli elektrik enerjisi sunabilmek için gerekli çalışmaları yapmalı, kamu adına denetim yapacak bağımsız yapılar desteklenmelidir. Bu konuda yasal düzenlemeler, standartlar tarafların katkı ve katılımı ile tamamlanmalıdır.

TEDAŞ tarafından açıklanan kayıp-kaçak rakamlarının birlikte kullanılması ve toplam kaybın rakamların kamuoyuna kaçak enerji olarak sunulması mühendislik açısından teknik bir yaklaşım değildir. Dağıtım hatları, trafolar, v.b. teçhizatlarda oluşan teknik kayıpların kaçak kavramından farklı kullanılarak, ülke genelinde ve bölgede tespitinin sağlıklı yapılması için net ölçümler yapılmalı, ülke enerji sistemine maliyetinin belirlenmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Gerçek kayıpların belirtilerek düzeltilmesi yoluna gidilmelidir.

Kaçak elektrik kullanımının ekonomik, sosyal ve adli boyutu dikkate alınarak nedenleri araştırılmalı, bilimsel sonuçları üzerinden, çözüm yoluna gidilmelidir.

Enerji hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak, enerjiyi üretirken geçmiş ve geleceğimizin vazgeçilmez değerleri olan tarihi ve doğal zenginliklerimiz tahrip edilmemelidir. Ekolojik dengeye zarar verebilecek modeller yerine çevre dostu üretim modelleri gündeme getirilmelidir.

Son 20 yıldır yoğun göç alan bölgemiz nüfusuna göre enerji üretiminde artış sağlanamadığı için yaz aylarında iklimsel özelliğinden dolayı büyük sıkıntı yaşanmaktadır.

Anayasamızın 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, devletin temel amaç ve görevleri arasındadır" denilmektedir. Buradan hareketle; sağlık sektöründe yeşil kart uygulamasına benzer bir metotla Türkiye genelinde açlık sınırının altında yaşamla mücadele eden, işsiz ve yoksul kesimler için özel indirimli tarife uygulaması veya ayda 100 kWh‘a kadar elektrik tüketiminden bedel alınmaması gibi uygulamalara geçiş sosyal devlet anlayışının tesisi için büyük önem arz etmektedir.

Elektrikle ısınmayı ve soğutmayı önlemek için ekonomik sıkıntı yaşayan kişi ve ailelere yakacak yardımının yapılmalıdır. Bölgede yaygın olarak kullanılabilecek güneş enerjisi sistemlerinden faydalanılması için devlet teşviklerinin verilmesi, ya da alt yapısı tamamlanacak yerleşimlerde, toplu ısı merkezlerinin kurulması gibi benzeri önerilerin dikkate alınacağı uygulamaların politika olarak benimsenmesi ortaya çıkan ekonomik ve sosyal kayıpları azaltacaktır.

Çiftçiler; tarımsal arazileri kendi olanakları ile kuyular açıp tesisler kurmak suretiyle, elektrik enerjisi kullanarak sulamaktadırlar. Kapalı sulama kanalları aracılığıyla bölge genelinde damla sulama tesis edilmesi ile bir yandan üreticinin gelir düzeyinin artması sağlanacak, diğer yandan sulama amaçlı harcanan elektrik enerjisine aktarılan kaynakların gereksiz tüketimi önlenebilecektir.

Gelişmiş ülkelerin çimento, demir-çelik gibi yüksek enerji gerektiren ve çevreyi kirleten sektörlerini, gelişmekte olan ve az gelişmiş olan ülkelere kaydırdıkları gözlenmektedir. Bu durum ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler için yabancı sermayenin yatırımı gibi gözükürken, aslında ülkenin enerji kaynaklarını kullanmada ve çevrenin korunmasında büyük olumsuzluklara neden olmaktadır.

Ülkemizin ileri teknoloji barındıran, sektörlerde sürdürülebilir bir kalkınma politikası ile gelişmesine yönelik planlama anlayışı geliştirilmeli, bilim ve mühendisliğin kamu yararı eksenli çalışmaları değerlendirilmelidir. Enerjiyi yoğun kullanarak, kirli üretim yapan katma değeri düşük üretim sektörü yerine, bilgiyi yoğun kullanan üretim teknolojilerine yatırım yapılması özendirilmeli ve desteklenmelidir. Ülkenin enerji politikaları geliştirilirken, gelişimine ağırlık verilecek sektörlerin belirlenmesi bu açıdan oldukça önemli olacaktır.

Ülke enerji politikaları oluşturulurken planlamada birliğin sağlanması, gerçekçi ve sağlıklı projelerin ortaya konulması son derece önemlidir. Zaman zaman "bilinen nedenlerle savunulan" nükleer enerji santralleri yerine yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasına yönelik projelere yönelinmelidir. Doğa ve insan yaşamını tehdit etmeyen yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik çalışmalar, ülkemizi nükleer tehlikelerden korurken, nükleer hammaddeler açısından da dışa bağımlılığımızı önleyecektir. Bu nedenle öncelikle öz kaynaklarımıza dayalı modellerin seçilmesi ve mevcut potansiyelimizin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Enerji sektörü stratejik öneme sahip tekel olarak kamu hizmeti niteliği çerçevesinde kar, rant beklentisi ve siyasal baskılarından uzak sürdürülmesi gereken bir sektördür. Bu özellikleri nedeniyle planlama anlayışının egemen olduğu merkezi yapılanmaya gidilmeli, özelleştirme uygulamalarına son verilerek, koordinasyon, yetişmiş insan gücü, ekonomik kaynak ve ileri teknoloji politikalarıyla güçlendirilmiş, "kamu kontrolünde"; toplumun çalışanlar, tüketiciler dahil tüm örgütlü kesimlerinin temsil ve karar süreçlerine etki edebildiği "kamusal denetime" açık bir yapı oluşturulmalıdır. Kamu personeli olduğunu göz ardı ederek, siyasi iktidarların bir parçası gibi hareket etme eğilimini gelenek haline getiren bazı enerji bürokratlarının bu davranış biçiminin kabul edilemez olduğunu katılımcılar önemli bulmuşlardır.

Elektrik enerjisi fiyatının diğer ülkelere göre yüksek olması sanayi üretim girdilerinin düşürülmesi ve tüketicinin yaşam düzeyinin yükseltilmesi önünde önemli bir engel olarak durmaktadır. Girdi maliyetlerinin artması istihdamı da olumsuz etkilemektedir. Kişi başına milli gelirden alınan paydaki ülke genelindeki düşüklük bir yana, bölgeler arası eşitsiz dağılım toplumsal dengeleri tehdit etmektedir. Katılımcılar ve Elektrik Mühendisleri Odası temsilcileri forum içeriğinde tespit edilen gerçekler ışığında yapılacak çalışmaların takipçisi olacaklarını, yapılan çalışmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirme sorumluluklarını yerine getireceklerini, mühendislik mesleğini toplum yararına kullanma kararlılıklarını bir kez daha ifade etmişlerdir.

BÖLGE ÖZELİ ve ÖNERİLER;

1- Türkiye genelinde olduğu gibi özelinde de plan ve programların olmamasından kaynaklanan enerji problemleri özelliklede yaz aylarında ciddi boyutlarda yaşanılmaktadır.

Çok fazla göç alan bölgemizde turizm tesislerinin sürekli artması buna paralel olarak tesislerin inşa edilmesi ile birlikte çok hızlı yapılaşma ve sanayileşme sonucu üretim tüketimi karşılamamaktadır. Bu tablonun da devam edeceği açıktır. Ayrıca enerji sektöründe faaliyet gösteren bütün kurumlar nitelikli personel, araç ve gereç sıkıntısı çekmektedir. Personele Odamızca Meslek İçi Eğitim (MİSEM) kapsamında eğitim verilerek can ve mal kayıplarına engel olunabilinir.

2- Bölgenin yıllık hidroelektrik enerji potansiyeli 16198 hm3/yıl olup Türkiye‘nin su potansiyelinin  %9‘unu kapsamaktadır. Su potansiyelinin %53,5 kullanılmaktadır. Hidrolik potansiyeli toplam 1304,66MW enerji 4850,20 GWh/Yıldır. İşletmede ise 2294,32 GWh/yıl‘dır. Akdeniz Bölgesin de kurulu gücü 878,46 MW olan 16 santral bulunmaktadır. Mevcut üretim tesislerinde %17 si devlet, % 83‘ü özel sektör tarafından işletilmektedir. Mevcut üretim tesisleri Hidrolik 804.85MW, doğalgaz 34,9MW, Sıvı yakıtlı 38,71MW üretim santrallerinden oluşmaktadır. EÜAŞ 218.8MW, Otoprodüktür 550.71MW, özel sektör 80.95MW enerji üretmektedir. 2007 yılı itibarı ile üretim tüketimin %30,7 sini karşılamaktadır.

Bölge tüketiminin yine bölgemizde üretilecek enerji ile karşılanabilmesi için fizibilitesi ve projeleri hazırlanmış olan hidroelektrik santrallerinin kısa sürede işletmeye alınması sağlanmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesi için lisans verilen santrallerin takip edilmesi, lisansını aldığı halde yatırıma başlamayan lisans sahiplerine yaptırım uygulanması ve gerekirse lisanslarının iptal edilerek yatırımı gerçekleştirebilecek firmalara verilmesi için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.

Bölgemizin güneş ve rüzgâr haritaları çıkarılarak güneş ve rüzgâr enerjisinden azami derecede faydalanılması sağlanmalıdır. Çok büyük çevre kirliliği yarattığı bilimsel çalışmalarla ispatlanan fuel-oil, doğal gaz, termik ve mobil santrallerin yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilerek ülkemizin en önemli turizm bölgesi olan ilimizin doğal ve tabii güzelliklerinin kendi elimizle yok edilmesine engel olunmalıdır. Bölgemizdeki yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinin bölge tüketiminin üzerinde olduğu ve bölgemiz için farklı enerji kaynaklarına ihtiyacımızın olmadığı unutulmamalıdır.

Sadece bölgemizin değil ülkemizin de en büyük problemlerinden birisi, alt yapı çalışmalarındaki kaynak israfıdır. Yerleşim bölgelerinin alt yapı çalışmalarını yapan kamu kurumu ve kuruluşlarının tek bir çatı altında toplanmasının sağlanması, mevcut alt yapı birliklerinin etkin hale getirilmesi, ülkemizin yetersiz olan kaynaklarının verimli olarak kullanılması ve kaynak israfına bir an önce son verilmesi gerekmektedir.

Çok büyük enerji israfına sebep olan çarpık yapılaşmanın önüne geçilmesi için imar plan tadilatlarına son verilmesi, yeni yerleşime açılacak bölgelerin çok iyi etüt edilerek imar planlarının yapılması gerekmektedir. Bölgenin uzun dönem gelişim planlamaları yapılarak enerji alt yapısının bu doğrultuda oluşturulmasına özen gösterilmelidir. Alt yapısı hazır olmayan bölgelerin yapılaşmaya açılmasına engel olunmalıdır. Binalarda enerji israfına son verebilmek için özellikle yeni yapılacak inşaatlarda yalıtım konusuna çok büyük önem verilmelidir. 

3- Bölgemizin arz güvenliğini arttıracak ve yük-gerilim dengesini sağlayacak tedbir ve yatırımların ivedilikle değerlendirilmesi ve gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Antalya ili enerji ihtiyacı 980 KV Varsak Trafo Merkezinden karşılanmaktadır. 380 KV varsak TM bir taraftan Seydişehir üzerinden İç Anadolu ile diğer taraftan Denizli üzerinden Batı Anadolu ile irtibatlıdır. Antalya ilinin tek enerji kaynağı olan Varsak Trafo Merkezinde veya bu merkeze bağlı 380 KV Enerji İletim Hattında oluşan bir arızada tüm Antalya karanlıkta kalmaktadır.

İlimiz enerji probleminin çözümü için özellikle kaynak çeşitlendirilmesine gidilmeli ve Varsak trafo merkezi haricinde doğu ve batı bölgelerinde yeni 380 KV merkezler kurularak bu merkezlerin 380 KV enterkonnekte sistemle irtibatlandırılması gerekmektedir. İlimizin doğu bölgesine kurulacak 380 KV yeni bir merkez Adana bölgesi ile batı bölgesine kurulacak 380 KV yeni bir merkez Muğla - Yatağan bölgesi ile irtibatlandırılmalıdır. Şehir merkezinde kalan ve etrafında oluşan yoğun yapılaşma nedeniyle yeni E.İ.H. yapılmasının imkânsız hale geldiği Varsak T.M.ne alternatif olarak Antalya Organize sanayi bölgesinin kuzey bölgesinde uygun bir bölgeye yeni bir 380 KV merkez tesis edilerek Varsak TM ile irtibatlandırılmalıdır.

Antalya ilinin en az üç noktadan beslenmesini sağlayacak 380 KV merkezlerin tesisinden sonra süratle 154 KV E.İ. Hatlarının rehabilitasyonu yapılmalı, 154 KV hat kapasitelerinin yetersiz olduğu bölgelerde yeni 154 KV E.İ. Hatları yapılmalıdır. 154 KV E.İ.hatları enerjinin yoğun olarak kullanıldığı ve ileriki dönemlerde kullanılabilecek olan bölgelerin en yakın noktasına kadar getirilmelidir.

380 KV‘ luk yeni güç merkezleri ve 154 KV E.İ.Hatları ile donatılacak ilimizde kesintisiz ve sağlıklı enerji temini ve dağıtım sisteminin çok noktadan beslenebilmesi için 154/31.5 KV indirici merkezlerinin tesisine hız verilmelidir.

Antalya il merkezinde Antalya TM, Mancarlık TM, Lara 2 TM, Cırnık TM ve Konserve TM Antalya doğu bölgesinde Gündoğdu (Çolaklı) TM, Alanya 2 (Mahmutlar) TM, Batı bölgesinde Beldibi TM, Demre TM, Kalkan TM ve Elmalı TM‘ leri süratle yatırım programına alınmalı ve tesis edilmeleri sağlanmalıdır.

Bütün bunlara paralel olarak dağıtım sisteminin iyileştirme çalışmalarına da süratle başlanmalıdır.

4. Bölgenin elektrik enerji sisteminde kullanılan teçhizatın önemli bir bölümü ekonomik ömrünü tamamlamıştır. Kısmen iletim hatları olmak üzere, özellikle dağıtım hatlarının yetersiz ve eski olması, taşınan enerjinin hat kapasitelerine göre yüksek olması, hat teknik kayıpları arttırmaktadır. Bu yüzden hat sonunda günün değişik saatlerinde ± %5 den fazla gerilim değişimleri meydana geldiğinden tüketici trafolarında günde birkaç kez enerji kesilerek gerilim ayarı yapılmakta olup, bu durum tüketici tesislerinde arızalara sebep olmakta ve enerji kalitesini kötü etkilemektedir.  Bakım ve onarım çalışmaları için gerekli olan işgücü ve yatırım kaynağı yaratılmalı, dağıtım hatları kesinlikle bölge ihtiyaçları dikkate alınarak yenilenmeli, bölgede aşırı yükselen teknik kayıpların düşürülmesi sağlanmalıdır.

Isparta için yapılan ve yaklaşık %10‘luk kısmı gerçekleştirilebilen kent enerjisi altyapısı değişim projesi daha şimdiden kentin ihtiyacına cevap veremez duruma gelmiştir. Bu projenin kentin gelişimi de düşünülerek yenilenmesi ve değişim çalışmalarının bu doğrultuda hızlandırılması gereklidir.

5- KKTC; Kurumun gelir ve giderlerinin dengelenmesi, zarar eden bir işletme mantığından çıkartılıp en azından zarar etmeyen, çağdaş enerji politikası güden ve yatırımları kendi olanakları ile yapabilen bir müessese haline getirilmelidir. Kurum asli görevi olan enerji üretmek ve bu ürettiği enerjiyi sağlıklı bir şekilde dağıtmak, bunun yanında gerekli bakım ve onarımları periyodik zaman içerisinde yapabilecek konuma getirilmelidir. Bunun için gerekli çalışmalar ve düzenlemeler süratle tamamlanmalıdır. Şu anda yeterli gibi görünen üretim kapasitesi, yani kurulu gücü yedeklenmek zorundadır. Ülkemizde iletim ve dağıtım sistemindeki %20‘lere varan kayıp kaçak oranı mutlaka aşağı çekilmelidir. KIB-TEK‘in tahsil edilemeyen alacaklarının da tahsil edilmesi yatırımların finansmanı açısından çok önemlidir. Ayrıca personel donatılmalı, eğitilmeli ve daha verimli hale getirilmelidir. Sistemin Reaktif güç ihtiyacı giderek artmaktadır. KIB-TEK‘in Trafo Merkezlerinde yaptığı kompanzasyonlar geçici çözüm olmaktadır. Dolayısıyla ihtiyacın yerinde (tüketim tesisinde) yapılacak kompanzasyonlarla giderilmesi gerekmektedir.

Güneş, Rüzgâr, Dalga ve Biyogaz gibi alternatif enerji konularında daha fazla araştırma yapılıp gelişen teknolojilerle birlikte bu enerjilerin de kullanılmasının gündeme gelmesi gerekmektedir. Özellikle fotovoltaik (güneş pilleri) sistemlerin bireysel kullanımları teşvik edilmeli ve bu yöntemle elde edilen olası enerji fazlalıklarının sisteme aktarılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Bunlardan yola çıkarak; bölgemizin enerji sorunları, ülke enerji politikalarından bağımsız değildir. Enerji sorunlarının, ulusal enerji plan ve programları oluşturulmadan çözüme ulaşamayacağı açıktır. Bu bağlamda enerji sektörü, doğası gereği özelleştirilemeyeceği gibi kamu eliyle devam etmek zorunda olan stratejik bir sektördür. Bölge özelliklerine göre merkezden çözüme ulaştırılmalıdır.

Ülkemizin ulusal bağımsızlığı temelinde, dışa bağımlı olmadan ülkemize özgü enerji politikalarının oluşturulması ve hayata geçirilmesinin yakın takipçisi olacağımızı ifade eder, bu alandaki mücadelemizi sürdüreceğimizi bildiririz.

AKDENİZ BÖLGESİ ENERJİ FORUMU YÜRÜTME KURULU

 
Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2021 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.