 |
Elektrik Mühendisleri Odası 49. Dönem Kadın Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde yayımladığı basın açıklamasıyla savaşa, şiddete ve gerici politikalara karşı sesini yükseltti. Açıklamada İran`da süren çatışmalara dikkat çekilerek `savaşın birincil kurbanlarının her zaman kadınlar olduğu` vurgulandı. 2025 yılında en az 391 kadının erkekler tarafından katledildiğini hatırlatan komisyon, İstanbul Sözleşmesi`ne geri dönülmesini ve 6284 sayılı yasanın korunmasını talep etti. Kadınlar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılan politikaları da eleştiren açıklama, laikliği `kadınların haklarını koruyan yegâne güvence` olarak tanımladı. ILO 190 Sözleşmesi`nin onaylanması, eşit işe eşit ücret ve evrensel kreş hakkı da açıklamanın temel talepleri arasında yer aldı. Açıklamanın tam metnine haberimizin devamından ulaşabilirsiniz.
SAVAŞA, ŞİDDETE, GERİCİLİĞE, AYRIMCILIĞA, EŞİTSİZLİĞE KARŞI KADINLAR SUSMUYOR, SUSMAYACAK! Bölgemizde patlak veren savaş, ülkemizde büyüyen gerici baskılar, önlen(e)meyen kadın cinayetleri ve derinleşen kadın yoksulluğu... Mücadele biz kadınlar için bir tercih değil bir var olma biçimidir. Biz de isterdik 8 Mart`larda ferah nefesler almayı, kutlama mesajları yayınlamayı ancak bu yıl da 8 Mart`ta üzerimize düşen mücadeleyi omuzlamak, sesimizi yükseltmek, kız kardeşlerimizin elini sıkı sıkı tutmaktır; bir kişi bile eksilmediğimiz 8 Mart`ların umuduna sıkı sıkı sarılmaktır.
SAVAŞ ATAERKİNİN EN KABA YÜZÜDÜR
2026 yılına girerken bölgemiz yeni bir savaş sarmalının içine sürüklenmiştir. İran‘da patlak veren ağır çatışmalar, sadece ABD ve İsrail saldırganlığının geldiği noktada coğrafi bir kriz değil; kadınların, çocukların ve güvencesiz kesimlerin üzerine çöken yeni bir felakettir. Tarihin her döneminde savaşların birincil kurbanları kadınlar olmuştur: katledilme, yerinden edilme, cinsel şiddet, ekonomik çöküş ve bakım yükünün tamamen kadınların sırtına binmesi savaşın en somut faturasıdır.
Filistin‘den Ukrayna‘ya, İran‘dan Sudan‘a uzanan savaş coğrafyalarında kadınların savaş koşullarında nasıl hedef alındığını, çığlıklarının nasıl susturulmaya çalışıldığını biliyoruz. Biz de bu çığlığa sesimizi katıyor, bölgemizdeki savaşın derhal sona ermesini; sivillerin, özellikle de kadınların ve çocukların korunmasını talep ediyoruz. Savaş bir erkek projesidir; bedeli ise her zaman kadınlara ödetilmektedir. Bu gerçekle yüzleşmeden ne gerçek bir barış ne de gerçek bir eşitlik mümkündür.
Dünyada feminist hareket bugün her zamankinden daha yakıcı ve daha kapsamlı bir mücadele içerisindedir. İspanya ve Latin Amerika‘daki kitlesel feminist grevlerden, İran‘daki "Jin, Jiyan, Azadî" (Kadın, Yaşam, Özgürlük) direnişine, Arjantin‘deki Ni Una Menos (Bir Kişi Bile Eksilmeyeceğiz) hareketine kadar uzanan bu dalga; kapitalizmin, savaşların, ataerkilliğin ve gericiliğin ortaklaşa örüldüğünü ve bu küresel ablukaya yalnızca uluslararası dayanışmayla karşı konulabileceğini göstermektedir.
Ataerki ile yoğurulan bir diğer küresel kuşatma da teknoloji sektöründe ve mühendislik alanlarında belirgin bir biçimde hissedilmektedir. Yapay zekâ etiği, veri mahremiyeti, algoritma cinsiyetçiliği ve dijital emek sömürüsü gibi konularda kadın mühendisler ve araştırmacılar, hem disiplinlerinde hem de sokaklarda seslerini yükseltmekte, bu alanları dizayn eden ve eşitsiz kılan erkek aklı ile mücadele etmektedir.
Uluslararası veriler, kadınların iş yaşamında maruz kaldığı eşitsizliğin de münferit değil yapısal bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye‘de de bu yapıyı değiştirmeye yönelik somut adımlar atılmalı, ILO 190 Sözleşmesi onaylanmalı, eşit işe eşit ücret ilkesi hayata geçirilmeli, kreş hakkı evrensel bir güvenceye dönüştürülmeli ve sendikal örgütlenme özgürlüğü önündeki her engel kaldırılmalıdır. Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin çalışma yaşamına eşit ve güvenceli bir biçimde katılabilmesi bir lütuf değil bir yükümlülüktür.
KADIN DÜŞMANI POLİTİKALAR YETMEDİ Mİ?
Ülkemizde siyasal iktidar, yıllardır sürdürdüğü cinsiyetçi politikalarla kadınları kamusal alandan dışlamakta, haklarını birer birer törpülemekte, şiddeti cezasızlıkla örtmektedir. Medeni Kanun‘un hedef alınması, nafaka ve boşanma haklarının tartışmaya açılması, 6284 sayılı yasanın zayıflatılmaya çalışılması bu politikaların birbiriyle bağlantılı adımlarıdır. 11. Yargı Paketi‘nde LGBTİ+ bireyleri ve kadınları hedef alan maddelere duyulan toplumsal tepki bu saldırıların geri adım atmasını sağlamış, ancak tehdit ortadan kalkmamıştır.
"Aile Yılı" projesi altında şekillendirilen politikalar kadınları yeniden ataerkil aile kurumunun duvarları arasına hapsetmeyi ve bu dönüşümü topluma doğal ve kaçınılmaz bir gerçeklik olarak sunmayı hedeflemiştir. Dinci gerici referanslarla meşrulaştırılan her düzenlemenin ve her söylemin doğrudan hedefinde kadınların hakları ve bedenleri yer almaktadır. Bizler bu karanlık kuşatmanın hedefindeki kadınlar olarak laikliği soyut bir ideolojik tartışma olarak değil, kadınların okuma, çalışma, boşanma, miras, siyaset ve kişilik haklarını koruyan yegâne güvence olarak görüyoruz. Laik, eşit, demokratik ve özgür bir ülke talebinden ve kazanılmış haklarımızdan asla geri adım atmayacağız!
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu`nun çalışmasına göre 2025 yılında en az 391 kadın erkekler tarafından katledilmiştir. Bu vakaların 297`si kadın cinayeti, 94`ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedilmiştir. Cinayetlerin faillerine bakıldığında, kadınların 137`sinin aile içindeki erkekler tarafından öldürüldüğü görülmektedir. Kadınların %64,7`si evlerinde katledilmiştir. Her geçen yıl bu rakamlar artmakta, failler yargılanmamakta ya da sembolik cezalarla serbest kalmaktadır. İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme kararı bu tabloyu daha da kötüleştirmiş; faillerle dayanışır nitelikte söylem ve uygulamalar sistematik bir hal almıştır.
İşte bu tablodan hareketle TMMOB 9. Kadın Kurultayı‘nda da dile getirdiğimiz taleplerimizde ısrarcıyız:
• Kadına yönelik şiddetin her biçimine karşı sıfır tolerans istiyoruz; çünkü bir günde öldürülen altı kadın hiçbir istatistiğe sığmaz, her gün sırtlanmak zorunda kaldığımız tabutların hiçbir gazete sayfasına sığmadığı gibi. • İstanbul Sözleşmesi‘ne geri dönülmesini ve bu kez gerçekten uygulanmasını talep ediyoruz; bu bir rica değil, bedelini canlarımızla ödediğimiz bir taleptir. • 6284 sayılı yasanın budanmasına yönelik her girişimin karşısındayız, Medeni Kanun‘a dokundurmayacağız. • Dinci gerici saldırılara karşı laikliği, eşit yurttaşlık ilkesini, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin bedenlerine, yaşamlarına dair tüm özgürlükleri sonuna kadar savunacağız. • Meslek alanlarımızda eşit temsil, güvenceli çalışma ve tacizden arındırılmış işyerleri istiyoruz; lütuf beklemiyor, hakkımız olanı istiyoruz. • ILO 190‘ın onaylanmasını, eşit işe eşit ücreti, kreş ve sığınma evi hakkını yıllardır söylüyoruz, duyulana kadar da söylemeye devam edeceğiz.
Yaşamlarımıza, emeğimize ve geleceğimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz!
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 49. DÖNEM KADIN KOMİSYONU 6 Mart 2026
 |
Fotoğraflar |
|
|
|
|
|
 |
|