MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 KOCAELİ ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

YAYIN SATIŞ VE KİTAP LİSTESİ

   · 

ÖNEMLİ EVRAKLAR

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 BOLU   KOCAELİ   SAKARYA   ZONGULDAK   BARTIN   KARABÜK   DÜZCE 
 

 
MİSEM BANNER
 
MİSEM DIŞI BANNER
 
ÜYELİK
 
ÜYELİKLE İLGİLİ BELGELER
 
İŞ VE ELEMAN ARAYANLAR
 
TEMSİLCİLİK ADRES VE TELEFONLARI
 
SMM
 
EĞİTİMLER
 
ÖLÇÜM VE BİLİRKİŞİLİK BAŞVURU FORMU
 
ŞUBEMİZDE SATIŞA SUNULAN KİTAP LİSTESİ
 
ÇALIŞANLAR OLARAK HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?
 
TÜRKİYE’DE MÜHENDİS-MİMAR-ŞEHİR PLANCISI PROFİL ARAŞTIRMASI
 
DERGİ 437. SAYI

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

17 AĞUSTOS DEPREMİ YIL DÖNÜMÜ HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI GERÇEKLEŞTİRİLDİ.


BASIN AÇIKLAMASI


 
14 Ağustos 2018 saat 18.30`da Mimarlar Odası Taş Bina`da 17 Ağustos Depremi yıldönümü nedeniyle TMMOB İKK basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasına yazımızın devamından ulaşabilirsiniz.
 

 

Deprem Öldürmez; Bilim Dışı Uygulamalar Öldürür.

Depremi Unutmadık; Unutturmayacağız!...

1999 Gölcük depremi yaklaşık milyonlarca insanımızın yaşadığı 9 ili (Bolu, Bursa, Düzce, Eskişehir, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Zonguldak) etkilemiş, 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu‘na göre 18.373 vatandaşımız ölmüş, 48.901 vatandaşımız yaralanmış, 505 vatandaşımız sakat kalmış, 96 bin 796 konut ve 15 bin 939 işyeri kullanılamaz hale gelmiştir.

17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli depremden sonra, aynı yılın 12 Kasım günü 7.2 büyüklüğündeki Düzce depremi, 3 Şubat 2003 günü 6.4 büyüklüğündeki Afyon Çay-Sultandağı depremi, 27 Ocak 2003 tarihinde yaşanan 6.2 büyüklüğündeki Tunceli Pülümür depremi, 1 Mayıs 2003 tarihinde yaşanan 6.4 büyüklüğündeki Bingöl depremi, 8 Mart 2010 tarihinde yaşanan 6.1 büyüklüğündeki Elazığ Karakoçan-Başyurt depremi, 23 Ekim 2011 tarihinde Van`da yaşanan 7.2 büyüklüğündeki deprem, 21 Temmuz 2017 tarihinde yaşanan 6.5 büyüklüğündeki Bodrum depremi ve büyüklükleri 6‘dan küçük çok sayıda deprem de depremlere ne kadar hazırlıksız olduğumuzu defalarca göstermiştir.

Ülkemiz bir deprem ülkesidir; küçük-büyük depremlerle kendisini bize hatırlatan Büyük Marmara Depremi ise adım adım yaklaşmaktadır.

Deprem gerçeği planlamada ve uygulamada yok sayılmakta, bu gerçek ancak yeni bir deprem meydana geldiğinde, sadece kamuoyunda görünür olmakta, ülke kamuoyu telafisi mümkün olmayan sonuçları tartışmaktan öteye geçememektedir.

1999 Marmara depremlerinden gerekli dersler çıkartılabilmiş olunsaydı, bu depremden sonra gelen yıkıcı depremlerin etkisi ciddi oranlarda azaltılırdı. Fakat hala bu durumun üzülerek devam ettiği görülmektedir.

Gölcük Depremi ülkemizi, bilinen ancak yok sayılan pek çok sorunla karşı karşıya bıraktı. Anadolu topraklarının sayısız deprem yaşaması, 1999 depremine "hazırlıksız yakalanma" iddiasını dayanaksız kılan tarihsel bir gerçeklik olmasının çok ötesinde, siyasi iktidarların nasıl bir vebal altında kaldığını gün yüzüne çıkardı.

Üniversiteler, bilim çevreleri, meslek odaları ve konuya duyarlı medya organlarının Marmara depreminden yıllar önce ısrarla gündeme getirdiği sorunların çözümü doğrultusunda adım atmayan merkezi ve yerel yönetimler; kaçak yapılaşmadan, sağlıksız, güvensiz ve adaletsiz kentleşmeden, son yıllarda Meslek odalarının açık bir şekilde kamu denetiminden de tasfiye edilerek mühendislik hizmeti almadan üretilen yapı stoğundan, deprem bilincinin güdük kalmasından birinci derecede sorumludur.

Bugün dahi Depremin bu kadar etki bıraktığı bölgemizde, olası bir deprem için yapılan çalışmaların neler olduğu, toplanma alanlarının sayısı ve durumu, geçici barınma (çadır vs) alanlarının konumu, acil durum yollarının hangileri olduğu, durumu ve bu alanların kapasiteleri, yaşamsal malzemeler için ne boyutta hazırlık yapıldığı, sağlık malzemelerinin durumu, içme suyu problemi ve arama kurtarma planları vs. de durumun ne olduğu bilinmezdir. Asıl olanın Depremin unutulmamasıdır. Bize de düşen görevin ise depremi unutmamak ve unutturmamak olduğudur.

İşin doğrusu, her 17 Ağustos`ta, kamuoyuyla aynı sorunları paylaşıyor olmanın yarattığı kısır döngüyü aşmak, sorunları dile getirenlerin değil, sorunları ortadan kaldırmaya muktedir olanların omuzlarında bulunmaktadır. Bilimsel bilgi Üniversiteler tarafından üretilmekte, Mühendislik hizmetleri TMMOB ve bağlı odalarca sağlanmakta. Fakat ne bilimsel bilgi kullanılmaya ihtiyaç duyulmakta ne de Meslek Odaları bu sorunun çözümünün bir parçası olarak görülmektedir.

Zemin Etütleri

Gerek mikrobölgeleme çalışmalarında gerekse parsel bazlı imar durumunu belirleme çalışmalarında, zemin ve kaya ortamının mukavemet özelliklerinin tanımlanmasında Jeofizik ölçümlerin yapılması ve sondajlarla birlikte jeolojik parametrelerinin birlikte kullanımı TMMOB meslek odalarının üretim-denetim süreçlerinde bulunmaları en önemli aşamadır. Yapıların mühendislik hizmeti almasının, deprem hasarlarının en aza indirilmesinde en önemli faktörlerden biri olduğu ülkemizde meydana gelen birçok depremde yaşanarak görülmüştür.

Deprem bir doğa olayıdır. Bilimsel veriler diyor ki; doğa kaynaklı bir olay olan depremin olmasını önlememiz mümkün değildir, ancak, depremlerin birer afete dönüşmesini engellemek bizim elimizdedir.

16 Aralık 2015 tarihinde Jeofizik ve Jeoloji Mühendisleri odası İstanbul Şubelerinin ortak düzenlediği Zemin Etüt Çalıştayı sonucunda görülmüştür ki etüt-proje kapsamında yapılan Jeofizik-Jeolojik-Geoteknik araştırmalar sırasında; 

- Belediyelerde Jeofizik-Jeoloji Mühendisi istihdamının ya hiç sağlanmadığı ya da birkaç kişi ile yeterince sağlanmadığı,

- Yapılan arazi çalışmalarının yetersizliği (Jeofizik ölçümlerin sayıca yetersiz kalması ve sondajların yetersiz derinliklerde bırakılması), 

- Sadece bürokratik bir boşluğu doldurmak için bir etütün gerekli görülüp, Mühendislik bilgisinin yeterince kullanılması, 

- Raporların genel olarak içeriğinde ağırlıklı teorik verilerin kullanılması ve bunun odaların mesleki denetim görevlilerince denetiminin kaldırılması, 

- İnsan canının hiçe sayılıp, mühendislik hizmetinin karşılanmasında serbest piyasa ekonomisi şartlarının hüküm sürdürülmesiyle etütlerin düşük maliyetle yapılmasının getirdiği sorunlar, 

- Arazi uygulamalarındaki yanlış örneklemeler ve hatalı laboratuvar çalışmaları ile depreme karşı alınmamakta ısrar edilen önlemlerin, deprem gerçeği ile yaşayan ülkemizde vahim sonuçlara davetiye çıkarmaya devam ettiğini göstermektedir.

Yapı Denetim Sisteminin Eksiklikleri

Deprem, deprem önlemleri, güvenli yapı üretiminin sağlanması ve benzeri tartışmaların kritik noktası yapı denetim tartışmasıdır ki, ülkemizde yapı denetim sisteminin eksiksiz ve ihtiyacı karşılayacak işleyişte olduğunu söylemek mümkün değildir. Yapı denetim sisteminin içinde bulunduğu zafiyet, ancak depremde açığa çıkmaktadır. Bu durum, sistem üzerinde ısrarla durulmasını gerektirmekte, örneğin doğal afet riskinin az düzeyde olduğu ve kaçak yapılaşmanın görülmediği Avrupa ülkelerinde bile yapı denetimi eksiksiz uygulanırken, ülkemizde sistemin mevcut durumu kaygı yaratmaktadır. Durum böyle iken, deprem ve yol açacağı hasarlara önlem olarak çıkartılan ve asıl amacı can ve mal güvenliğini temin etmek olan, 29.06.2001 tarih, 4708 sayı ile yürürlüğe giren Yapı Denetim Kanunu, çıkartılan ilave yönetmelik ve düzenlemelere rağmen ne yazık ki henüz istenilen standartlara ulaşamamıştır.

Başarılı bir Yapı Denetim Sistemi ancak, arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere "etüt-proje ile etüt- projeye uygun "yapı üretim" süreçlerini denetleyecek bir sistematiğin oluşturulması ile mümkün olabilmektedir. Ancak, ülkemizde hali hazırda bu bakış açısı gelişmemiş; Yapı Denetim Sistemi "bina inşa sürecinin denetimi, -yapı üretimine- "indirgenerek "etüt- proje" kapsamında yapılan "jeofizik-jeolojik-geoteknik araştırmalar" kanuni düzenlemelere de aykırı biçimde denetim süreçlerinin dışında bırakılmıştır.

Bugün yapı denetimi, özel firmalar aracılığıyla yapılmakta, kamusal özellik taşıması gereken hizmet, ne yazık ki piyasanın rekabetçi koşullarına terk edilmektedir. Yapı denetim firması, denetlemekle yükümlü olduğu işverenle ücret ilişkisi kurmaktadır. Bu ilişkiden sağlıklı bir denetime ulaşmak mümkün değildir. Dolayısıyla, sistemin özüne dair değişikliklerin bir an önce yapılması, işveren-yapı denetim firması ilişkisinin yeniden düzenlenmesi, kamu idaresinin ilişkinin belirleyicisi haline getirilmesi gerekmektedir

Kentsel dönüşüm projeleri

Ülkemizin kentsel dönüşüm kavramıyla yakın dönemde tanışmış olması, bu kavramın ülkemize özgü olduğu sonucuna götürmemelidir. Kentsel dönüşüm projeleri Türkiye`den Brezilya`ya, Güney Kore`den Arjantin`e kadar geniş yelpazeye yayılmış ülkelerde uygulanmaktadır. Ortak nokta, neo-liberal politikaların laboratuvar ülkesi olmalarıdır. Neo-liberalizmin kentlere dönük temel yaklaşımı, kentsel değerlerin, kentlilerin ortak kullanım alanlarının ulusal/uluslararası sermaye gruplarına sunulması, kent yoksullarının kent merkezlerinin dışında çıkarılması, kent merkezlerinin ranta uygun düzenlenmesi, rant değeri yüksek kentsel alanların büyük ölçekli ve son derece lüks konut projelerine ayrılması ve bu alanlara yakın yerlerde AVM`lerin kurulması şeklinde özetlenebilir.

Yapı stokunun mevcut durumu ve deprem tehlikesi ile toplumsal meşruiyeti sağlanan kentsel dönüşüm projelerinin, toplumsal dayanağına uygun biçimde yürütüldüğünü ileri sürmek zor görünmektedir.

Kentsel dönüşüm projelerinin, kentlerin rant değeri yüksek bölgelerinde başlatılmış olması, kentsel dönüşüm projelerini üstlenen kamu destekli firmaların, orta ve üst gelir gruplarına dönük konut üretimine yönelmesi, soru işaretlerini çoğaltmaktadır.

Deprem toplanma alanları

Deprem anında ve depremden hemen sonra toplanılacak alanların durumu, neo-liberal anlayışın kente dönük yaklaşımından bağımsız değildir. Deprem toplanma alanlarınının akıbeti, bir başka ifadeyle, bu alanların yapılaşmaya açılması, mevcut anlayışın insan hayatını ve deprem tehlikesini değil, kentsel rantı önemsemediğini göstermektedir.

Neredeyse tüm kentlerimizin önemli noktalarında bulunan askeri alanlarda, "Milli Savunma Bakanlığı`nın bu alanlar üzerinde herhangi bir tasarrufu kalmadıysa ve dönüştürülecekse öncelikli ve acil olarak Kentlerimizin ihtiyaç duyduğu sosyal donatılara yer verilmesi ve kamusal kullanıma açılması durumunda, bu alanların sosyal donatı alanı olarak düzenlenmesi, deprem toplanma alanlarına ve kamusal alanlara dönüştürülmesi gerekmektir.

Deprem Sonrası Trafik ve Acil Ulaşım Yollarının Durumu

Depremleri afete dönüştüren en önemli etkenlerden biri de, şehir içi ulaşımın yetersizliğidir. Deprem sonrası müdahale olanaklarının önündeki en ciddi engel ulaşım olarak öngörülmektedir. Artık kentimizin de yaşadığı ulaşım sorununun, deprem sonrasında nasıl bir afete dönüştüğünün en dramatik örnekleri 17 Ağustos 1999 depremini takip eden ilk günlerde yaşanmıştır.

Japonya, ABD, Rusya, Çin, AB-ülkeleri ve diğer gelişmiş ülkelerde, toplu taşımacılığı özendiren ulaşım politikaları uygulanıp, kent içi ve kent dışı taşımacılığın birbiriyle entegre edilip, ülkelerin coğrafi koşullarına göre karayolu, denizyolu, havayolu ve demiryolu taşımacılığı birlikte planlanarak, doğa olaylarının afete dönüşmesinin önüne geçilmeye çalışılmakta ve başarılı olunmaktadır.

Maalesef kentlerimizde ulaşım yatırımları günü kurtarmaya dönüktür ve lokal sorunu gidermek esasına uygun yapılmaktadır. Lokal müdahaleler, başka lokal sorunları tetiklemekte, trafik içinden çıkılamaz bir sorun yumağı haline gelebilmektedir. Kentimizde de "Acil Ulaşım Yolları" hangileridir? Bu bilgiye kaç kişi sahiptir? Acil ulaşım yol ağı, acil tıbbi hizmetlerin ulaşımına, kurtarma faaliyetlerine ve yardım malzemelerinin belirlenen alanlara ulaştırılmasına hizmet edeceğinden öncelikli bir yol ağıdır.

Deprem Bölgesinde Sanayi Tesisleri, Enerji ve Yakıt Hatlarının Yarattığı Tehlike

Deprem potansiyeli olan tek kent Kocaeli, tek bölge de Marmara değildir. Türkiye`nin pek çok bölgesi ve kenti de deprem riski altında yaşamaktadır. Deprem bölgesinde yerleşim alanlarında, I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan Doğal Gaz Boru Hatları, LPG Boru Hatları, yerleşim alanları içerisinde kurulan ve işletilen Akaryakıt İstasyonları v.b. bir arada bulunmaktadır. Tüm bunların taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile bu alt yapı tesislerinin yer aldığı bölgelerin taşıdığı deprem riskleri, kentleri patlamaya hazır birer bomba haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

Marmara Boğazları başta olmak üzere Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri ile Körfezlerindeki uluslararası deniz trafiğinin taşıdığı kaza, yangın v.b. riskler, kıyılarda yer alan sanayi kuruluşları ve petrol türevleri ile kimyevi madde depoları ve bunlara ait işleme–üretme tesisleri, limanlar, yakıt platformları ve boru hatları da önemli birer risk faktörü oluşturmaktadır.

Bu tür sanayi, depolama, liman vb. tesisler, alt yapı tesisleri ile ulaşım hatlarının yer aldığı bölgelerin deprem açısından da risk taşıyor olması tehlikenin boyutlarını artırmaktadır. TÜPRAŞ Yangını hala zihinlerdeki yerini korumaktadır.

Yalnızca bir İstanbul depreminde elektrik, likitgaz, doğalgaz ile ısınma, pişirme araçlarından kaynaklanacak çok sayıda yangın ve patlamanın oluşacağı uzmanlar tarafından belirtilmekte ve birçok yangın ve patlamanın olacağı öngörülmektedir. Uzun yıllardır süren doğalgaz projelendirme ve tesisat montaj faaliyetleri TMMOB denetimi dışında, yer yer mühendis bile olmayan kişilerce yürütülmektedir. Bu konuda özellikle Doğalgaz Dağıtım firmaları ve diğer illerdeki kentsel gaz dağıtım kuruluşları ile EPDK, Odalarımızın ısrarla sürdürdüğü denetim ve gözetim için işbirliği tekliflerine duyarlı ve açık olmalıdırlar.

Doğalgaz, elektrik, ısıtma kazanları, jeneratörler ve gaz tesisatları için erken uyarıcı ve gaz/akım kesici sistemler uygulanmalı, denetimleri meslek odalarınca yürütülmelidir.

Depremde Elektrik ve Haberleşmenin sağlanması

17 Ağustos Depreminde, iletişim hatlarının büyük çoğunluğunu kapsayan Türk Telekom`un telefon santralları, enerji ve transmisyon sistemleri ve binaları ağır hasar almış; telekomünikasyon sisteminin neredeyse tamamını çökmüştü.

Elektrik direkleri yıkılmış, 1.500 km uzunluğundaki havai hat kullanılamaz hale gelmişti. Evlere elektrik sağlayan 600 alçak gerilim trafosu ağır hasar görmüştü. Depremin vurduğu şehirler bu yüzden elektriksiz kalmıştı. Elektriksiz kalmak sadece aydınlanamamak değil, elektrikle çalışan her şeyden yoksun kalmak demektir.

Depremin, Körfez halkı üzerinde yarattığı şokun yanı sıra elektriksiz ve haberleşmesiz geçen ilk 48 saat, felaketin sonuçlarının daha da ağırlaşmasına yol açtı. İletişimsizlik organize olamamayı getirdi. Aydınlatma yapılamadığından yıkımın hemen sonrası enkaz altından canlı kurtarmanın altın saatleri olan süreden çok sınırlı yararlanılabildi.

Çok farklı disiplinleri ilgilendiren bu doğal afete karşı uygulanabilir önlemler, ancak kamucu bir bakış açısıyla ve uzmanların görüş ve uyarıları doğrultusunda ortaklaşa belirlenerek hayata geçirilebilir. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Ekim 2016`da "Afetlerde Elektrik ve Haberleşme" konulu bir panel düzenleyerek, uzman ve akademisyenlerin konuya ilişkin görüş ve çözüm önerilerini tartışmalarını sağlamış ve kamuoyu ile paylaşmıştır.

Genel olarak afetlere, özel olarak da depremlere ilk müdahale anında ve sonrası süreçte sürekli ve yeterli elektrik sağlanması ve haberleşme olanaklarının sürdürülmesi; gerek arama kurtarma, gerek sağlık gerekse farklı disiplinlerin alandaki çalışmalarının organize edilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahip. Asıl önemlisi ise deprem öncesi alınacak önlemlerle ortaya çıkacak can ve mal kaybını mümkün olabildiğince en aza indirebilmek. Bunun için genel anlamda kamu, meslek odaları, STK`lar ve demokratik kitle örgütlerinin halkı da kucaklayacak şekilde organize olmalarının yanı sıra farklı disiplinlere dair uzmanlık gerektiren alanlarda geliştirilecek çalışmalara da gereksinim var. Ancak yine de depremler sırasında halkın gösterdiği dayanışmanın kendiliğindenciliğine bir müdahale olmak üzere, olası afet durumlarına hazır bulunma bilincinin geliştirilmesinde, herkesin o anda ne yapacağını bilebildiği, anında organize olabildiği toplumsal örgütlenme çekirdeklerinin oluşturulabilmesi gerekiyor.

Deprem ve Elektrik

Artık su, ekmek, barınma gibi temel insan gereksinmelerinden biri olan elektriğin özelleştirilerek piyasalaştırılması, elektrik arz güvenliğini de piyasanın acımasız koşullarıyla başbaşa bırakmıştır. Deprem sonrasında jeneratörlerin devreye sokulmaya çalışılması, elektrik üretimi ve dağıtımı ellerine bırakılmış şirketlerin değirmenine su taşımaktan başka işe yaramayacaktır. Esas ve kamusal olan; sadece deprem sonrasında kullanılmak üzere kaynak ve hatların inşa edilerek yedeklenmesidir. Bunun için, kamu kurum ve kuruluşları başta olmak üzere tüm toplumsal ve sivil kuruluşların alternatif enerji ve iletişim kaynakları edinmesi konusunda teşvik edilmesi gerekmektedir. En kötü senaryoyla bütün sistemin çökmesi halinde bile bu yedek sistemin anında devreye alınarak en azından ana arterlerin enerji aktarımına açık tutulması ve bu yolla sağlık, ulaşım, gıda ve barınma merkezlerinin beslenmesi sağlanabilir.

Yedekleme sisteminin hazır tutularak deprem sonrasında devreye sokulması bir taraftan ilk yardım çalışmalarının anında başlatılmasını sağlarken bir taraftan da devreden çıkan geçerli sisteme müdahale koşullarını yaratır. Elektrik dağıtım şebekesinin ve iletim ağlarının en basit çizimleri hazır olmalıdır.

Bu arada, elektrik ve haberleşme alanlarında "Afet-Acil Durum Eylem Planı" hazırlanmalıdır: Ancak buna bağlı yönetim sistemi yapısının, sadece ülke düzeyinde değil; bölgeler, iller-ilçeler ve tesisler düzeyinde olması sağlanmalıdır.

Endüstriyel tesisler başta olmak üzere, hastane, haberleşme merkezleri, elektrik üretim merkezleri gibi öncelikli kullanılacak yapılarda bulunan elektronik ve mekanik sistemlerin, elektrik sistemlerinin deprem güvenliği için sismik koruma yapılması zorunludur. Bununla ilgili olarak; ilgili inşaat grupları başta olmak üzere tüm disiplinler arası koordinasyon çok sıkı bir şekilde sağlanmalı, -inşaatçılar, mekanikçiler, elektrikçiler, sismologlarla birlikte çalışmalılar- sismik dayanım gerektiren cihazların da sismik koruma elemanlarının nitelikleri göz önüne alınarak, teknik şartname ve keşifler sağlıklı bir şekilde düzenlenmelidir.

Deprem ve Haberleşme

-  Afet-deprem yönetiminde, mutlaka alarm seviyelerinin ve alarm seviyelerine uygun haberleşme hiyerarşisinin belirlenmesi gereklidir. Deprem esnasında sistemler çöktükçe, hangi alarm seviyesinde kimlere grup haberleşmesi, kimlere bireysel haberleşme hakkının verileceği önceden belirlenmeli ki sistemler kilitlenmeden işletime devam edebilsin. Henüz alarm standartlarımız haberleşme açısından tam olarak oturmuş değil.

- Data merkezleri, iletişim merkezleri, haberleşme merkezlerinin önemi tartışılmaz. Haberleşmenin deprem anında da sürdürülmesi, bu merkezlerdeki her şeyin sismik dayanıma sahip olmasıyla mümkündür.

-  Diğer taraftan alternatif bir afet iletişim sistemi de uydu haberleşmesi. 2015 Kasım ayında devreye giren Türksat KA bandı uydu iletişimi pek farkındalık yaratmadıysa da afet haberleşmesinde ciddi bir potansiyel.

- Burada özellikle radyo amatörlüğü teşvik edilmeli. Bütün dünyada standart bir frekans yapısına sahip olduğu için her an, her yerde çok hızlı çevrimler kurup haberleşme sağlanabiliyor. 

- Her türlü hava koşullarına dayanabilecek insansız hava araçları sayesinde 7/24 olarak kablosuz iletişim sağlanabilir ve afet bölgesinde en azından 0- 50/100 km çapındaki alanda arama kurtarma faaliyetleri organize edebilecekler.

İmar Barışı

Yapılan düzenlemenin "kaçak yapılaşmaya imar affı" değil "imar barışı" olduğu söylense de maddi kaynak yaratmaya çabalayan iktidar, son olarak imar affı ile ekonominin ihtiyaç duyulan yeni kaynağını yaratmayı hedeflemiştir.

48 ile 68 milyar lira arasında değişen oranlarda gelir beklenildiği belirtilen düzenleme ile inşaat ve iskan izni bulunmayan kaçak yapılara ruhsat verilmesi suretiyle, devletin vergi kaçağının önüne geçeceği ve arsa üzerinden aldığı veya hiç alamadığı vergileri emlak vergisi olarak almasının önünün açılacağı iddia edilmektedir.

Depreme dayanıksız, hiçbir mühendislik hesabı yapılmadan inşa edilen binaların barış kapsamına alınması ile lüks semtlerde ruhsatlı ancak imar mevzuatına aykırı yapılan AVM, rezidans, otel, ticaret komplekslerinin de kapsamda bulunduğu binaların barışa dahil edilerek illegal yapılaşmanın rant kapısına dönüşmesine önü açıldı. Olası bir depremde riski en yüksek yapılar maalesef hiç bir mühendislik hesabı ve projeleri dahi olmayan, kontrolsüz üretilmiş "Barış" kapsamına alınan binalar olacaktır. 

 

 

SONUÇ

Türkiye, başta deprem olmak üzere afete dönüşebilecek pek çok doğa tehlikesine açık bir ülkedir. Son zamanlarda, iklimdeki dalgalanmalara bağlı olarak meydana gelen ani yağışlar, seller, fırtınalar, hortumlar ve heyelanlar bu afet çeşitliliğinin birer göstergesidir. "

Kocaeli‘nin de ciddi boyutlarda etkileneceği İstanbul ve çevresinin deprem riski giderek artmakta, süre kısalmaktadır. Deprem ve yol açacağı tüm sonuçlara karşı yasal mevzuatlar tamamlanmalı, denetim, gözetim ve uygulama sisteminin taşıdığı sorumluluğu yerine getirmesi sağlanmalıdır.

Yerleşim alanlarımızın 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alıyor olması, jeolojik koşulları, denize kıyısı olması, aşırı nüfusu, yapı stoku, denizel dolgu alanları, düzensiz yerleşimi, hızlı ve çarpık kentleşmesi, kentsel dönüşüm konusundaki sorunları Kocaeli‘nin de içinde bulunduğu bölgemizi deprem zararları konusunda büyük bir risk altına sokmaktadır. Nüfus artışı ve plansız kentleşme kontrol altına alınmalıdır.

Enerji ve iletişim alanları, stratejik ve kamusal yaşam alanları olarak ele alınmalı ve ekonomik zorunluluklara ve projeksiyonlara terk edilmemelidir. 

Afetlere karşı gereksinim ve hazırlıkların ivedi olarak uygulamaya sokulması için devlet tarafından kurulan AFAD`ın hazırladığı "Türkiye Afet Müdahale Planı," bütün mesleki ve toplumsal, sivil kurumların katılımıyla düzenli olarak gözden geçirilerek güncellenmelidir.

Afet müdahale birimleri içinde bütün taraf kurum ve kuruluşların düzenli ve etkili olarak, öngörülen önlem ve yaptırımların gerek idari gerekse mali planlar içinde öncelikli olarak yer almalıdır. 

İmar Yasasından kentsel dönüşüme, yeşil alanların yönetiminden kent yaşamıyla ilgili bütün düzenlemelere kadar her türlü mevzuat, "Türkiye Afet Müdahale Planı" çerçevesinden yeniden gözden geçirilmelidir. 

Toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği ve temel yaşam alanları, kamu çıkarı doğrultusunda yeniden organize edilmeli ve bu bilimsel bir bakış açısıyla hayata geçirilmeli.

Ayrıca, Olası bir Deprem için;

1. Belirlenen toplanma alanlarının ayrı ayrı mevcut konumları (enlem ve boylam bilgisiyle) ve kapladıkları alanların ölçüleri,

2. Çadır kurmak için ilçe bazında planlanmış alan veya alanların konum ve ölçüleri, bu alanlardaki teknik ve yaşam malzemeleri açısından bir hazırlık yapılıp yapılmadığı,

3. Mezarlık alanlarının yerleri ve kapasitelerinin belirtilmesi,

4. Hasar alan alanlar için yeni / geçici konut alanları olarak planlanan alanların olup olmadığı,

5.Arama kurtarma amaçlı ekipman noktalarının varlığı,

6. Acil müdahale yollarının hazır olup olmadığı,

7. Barajların/Yeraltı su sisteminin/Su iletim sisteminin zarar görmesi durumunda, içilebilir su ihtiyacının ne şekilde karşılanacağı,

8. Hastanelerin hazır olup olmadığı,

9. Kolluk kuvvetlerine eğitim verilip verilmediği,

10. Kamu binaları ve okulların güvenlikli hale getirilip getirilmediği

Kamuoyuyla paylaşılması önem arz etmektedir.

TMMOB ve bileşenleri olası depremlerin ve diğer afetlerin her aşamasında birikimleri ile sorunlara çözüm olma yolunda isteklidir; bu amaçla bilim ve tekniği halkının yararına sunmaya kararlıdır.

Sizlerin aracılığıyla Kocaeli halkını, TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu olarak, 17 Ağustos Etkinlikleri kapsamında, 16 Ağustos Perşembe günü saat 12:00-19:00 arası Demiryolu Caddesindeki (Belediye İş hanı Önü)  "Deprem" konulu "Fotoğraf Sergisi" ile aynı gün saat 20:30‘da Değirmendere Sahil‘de "Dünden Yarına Deprem Gerçeği" konulu "Açık Hava Paneli" ne davet ediyoruz.

 

 

TMMOB

KOCAELİ İL KOORDİNASYON KURULU

 


 


Çok Okunanlar


ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ EMO KOCAELİ ŞUBESİNDE GERÇEKLEŞTİ.

BİNA İÇİ ELEKTRONİK HABERLEŞME TESİSATI KONULU SEMİNER SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ`NDE GERÇEKLEŞTİ.

19 EYLÜL TMMOB DAYANIŞMA GÜNÜ

BİNA İÇİ ELEKTRONİK HABERLEŞME TESİSATIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRME BOLU TEMSİLCİLİĞİ`NDE GERÇEKLEŞTİ.

YENİ HABER: TMMOB 30 AĞUSTOS`U KUTLADI

DEMOKRAT KOCAELİ: TMMOB ATA`NIN HUZURUNDA

EMO SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ TARAFINDAN SAKARYA BAROSU BAŞKANI ZİYARET EDİLDİ.

ÖZGÜR KOCAELİ: TMMOB, 30 AĞUSTOS`TA ATA`NIN HUZURUNDA

TMMOB 3. HAVALİMANINDAN ATILAN İŞÇİLERİN YANINDA

19 EYLÜL TMMOB MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARI DAYANIŞMA GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ

Okunma Sayısı: 7


Tüm Basın Açıklamaları

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2018 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18


 
 
KEY İnternet Hizmetleri