MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

AB-GATS VE MÜHENDİSLİK KOMİSYONU RAPORU


GÖRÜŞ / RAPOR

TMMOB

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI

40. GENEL KURULU

AB-GATS ve MÜHENDİSLİK KOMİSYONU RAPORU

08 Nisan 2006

Elektrik Mühendisleri  Odası 40. Genel Kurulumuz, Dünyada ve Türkiye’de önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde toplanıyor. Dünya kapitalizminin küreselleşme adı altında sürdürdüğü saldırılarla dünyada yaşam eşitsizlikler, savaşlar, işgaller, göçler, soykırımlar, açlık, yoksulluk ve ekolojik yok oluşlarla bir felakete doğru sürükleniyor. Küreselleşme söyleminin, yüzyıllardır bilinen “sömürgeleştirme”, “emperyalizm” kavramlarının popüler bir ifadesiden başka birşey olmadığı, her geçen gün daha fazla anlaşılıyor. Kapitalizm insanlığa büyük saldırılar düzenliyor.

Ekonomi politikalarını küreselleşme doğrultusunda belirleyen Türkiye, kapitalizmin kurumları olan IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’nün tercih ve direktiflerine göre kararlar almaya devam ediyor. Milyonlarca insan eğitim, sağlık, barınma ve beslenme, eğitim gibi temel haklarından yoksun bırakılırken, kamu varlıklarımız özelleştirmelerle yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilerek çalışanlar işten atılmakta, temel kamu hizmetleri ticarileştirilmekte, doğal ve toplumsal kaynaklarımız bir avuç azınlığa aktarılmaktadır.

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) özellikle eğitim, sağlık, enerji, iletişim, ulaşım, tüm mühendislik-mimarlık hizmetleri, çevre hizmetleri, belediye hizmetleri, muhasebe ve müşavirlik hizmetleri, sosyal güvenlik ve sigorta hizmetleri, kültür-sanat alanları, turizm ve tarımda sağlayacağı liberalizasyonla, kitlesel bir işsizliğe, küçük ve orta ölçekteki hizmet işletmelerinin ortadan kalkması ile mülksüzleşmeye neden olacaktır. Türkiye, GATS kapsamında yer alan 155 hizmet alanlarının 72’sinde taahütte bulunmuştur. Böylece genel olarak kamusal hizmet alanları paylaştırılarak yabancı sermayenin istilasına açılmakta; özel olarak taahüt listesinde yer alan “Uzmanlık Gerektiren Hizmetler” kapsamında değerlendirilen mühendislik-mimarlık hizmetlerinin de bugün dünya pazarının % 72’sini elinde bulunduran 4 büyük emperyalist ülkenin kontrolüne geçmesi süreci işletilmektedir.

 

Gelir dağılımındaki eşitsizlikler ve bölgeler arasındaki dengesizliklerin derinleştiği Türkiye’de mutlak yoksul olarak tanımlanan milyonlarca insan için gelir dağılımındaki bozukluk ya da yoksulluk denen durumu çoktan aşan bir tür dışlanmışlık söz konusudur.

Üretimden, tarımından, kendi birikim ve potansiyellerinden koparılan Türkiye’de; bu koşullar, emekçi sınıfları ve onların bir bölümünü oluşturan mühendis ve mimarların büyük çoğunluğunu doğrudan etkilemiş, istihdam alanlarını daraltmış, ekonomik ve sosyal durumları, üretim süreçlerindeki konumları, üstlendikleri sorumlulukları aldıkları eğitime uygun olmayan bir düzeye gerilemiştir.

Geçtiğimiz dönemde IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü’nün direktifleriyle Şeker, Tütün, Doğalgaz Piyasası, Elektrik Piyasası, Endüstri Bölgeleri, Teknoloji Bölgeleri, Yabancı Sermaye Yatırımları, Bankacılık, Kamu Yönetimi, Mahalli İdareler, Personel ve Maden yasaları, Parlamento’dan hızla geçirilerek sermayenin önündeki engeller kaldırılmış, onlarca yasal düzenleme ile Türkiye’nin ormanları, doğal ve kültürel varlıkları, fabrikaları, madenleri, rafinerileri, telekomu, tersaneleri, demir-çelik tersileri, ovaları,  sermayeye peşkeş çekilirken, sermayenin yağma projeleri çevre, tarım, yaşam hakkı ve yargı kararları gibi hiçbir kural tanımadan gerçekleşirken, toplumun genel çıkarının bir avuç azınlığın çıkarı uğruna gözardı edildiği günümüzde, insanların sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkı uzman/yetkin/yetkili/profesyonel mühendisliğe kadar indirgenmiştir.

Küreselleşme sürecinde, hayatımızın her alanına, “alınıp satılabilir, ticarileşmeye araç olabilir metalar” olarak bakılmaktadır. Herşeyin alınıp satılabilir bir meta haline geldiği bir sistemde kamu hizmeti ve toplum yararı kavramlarının yerine piyasa kurulları, serbest piyasa, serbest tüketici, hizmet üretimi, sertifikasyon, akreditasyon gibi kavramlar kullanılır.

Bugün, kavramlar düzeyinde yaşanan bu değişim, kapitalizmin dünyadaki “ideolojik hegomanyasını” sağladığı bir sürecin sonucu olarak yaşanıyor. Hizmet üretimi, uzman/yetkin mühendislik, sertifikasyon ve vb. Kavramlar altında başlatılan uygulamalar, pazar ekonomisi dayatmalarının kirletici radyasyonuna bulaşmak anlamına gelmektedir.

Bilindiği gibi, 17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra yürürlüğe sokulan “Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile kamusal denetim alanı “özel şirketlere” devredilerek ticarileştirilmiştir. Kararnameye haklı olarak karşı dava açan TMMOB, bu kararnamenin iptali için mücadele etmiş, açılan dava sürecinde yer almıştır. Gelinen bu dönemde TMMOB ve bağlı odalardan aynı kamusal duyarlılığı göstermesi beklenmektedir. Örgütümüzde yoğun olarak tartışılan “Yetkin Mühendislik” konusu AB sürecinde yürütülen çalışmalar nedeniyle daha da güncelleşmiştir.

Sermayenin, kamusal ve toplumsal olan her alanı özelleştirmeye çalıştığı yıkıcı bir süreç yaşanmaktadır. AB’ye uyum altında sürdürülen “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı”  görüşmeleri de bu süreci tetiklemektedir.

Mevcut sistemin, eğitimden başlayarak oluşturduğu eşitsizliğin, yetkin, uzman, yeterli, profesyonel, sertifikalı, vb. mühendislik-mimarlık tanımlarıyla tescillenmesi, mühendis-mimarların büyük çoğunluğunun, serbest piyasa koşulları denen vahşi ormana terk edilmesidir. Sorunlara eğitim, sanayi, istihdam, bölüşüm gibi tüm alanları kapsayacak bütünsel bir bakışla yaklaşarak, kaynağına inmek ve çözmeye çalışmak yerine, varolan eşitsizliği derinleştiren bir yaklaşım benimsenmektedir.

Yapılan araştırmalar, Türkiye’de mühendislerin yüzde 80’nin ücretli çalışanlar olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’de üretim süreçlerinde emeğin örgütlenmesinde, piyasa koşullarında yaşanan dönüşüm, buna bağlı uluslararası ve ulusal işbölümü, Türkiye’ye biçilen rol görmezden gelinerek ya da yok sayılarak yetkin mühendislik konusu ele alınamaz. Kapitalist sistemde, piyasanın yüceltildiği bir dönemde mühendis ve mimarı bölen, ayrıştıran, girişimleri onaylamak mümkün değildir. Sorun şudur: Yaşanan bu süreç onaylanacak mı, yoksa buna karşı mücadele mi edilecektir?

Süreç Nasıl Gelişmiştir?

22-24 Mayıs 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 35. Genel Kurulu’nda “Mühendislik Mimarlık Kurultayı” yapılması ile ilgili alınan kararın gereği olarak iki yıl süren hazırlık çalışmaları sonucunda, 28-29 Nisan 2000’de “I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı” 345 delegesi ile Ankara’da DSİ Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda toplanmıştı. I.Mühendislik Mimarlık Kurultayı açılışında verilen önerge ile “Karar taslaklarının yeterince görüşülmediği, bu nedenle de Kurultay’ın karar almaması gerektiği” kabul edilerek, karar taslaklarında yer alan konuların tartışılması ile sonuçlandı.

TMMOB 36. Olağan Genel Kurulu ve 36. Dönem TMMOB Yönetim Kurulu  kararları gereği oluşan II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı düzenleme çalışmaları 10 Şubat 2001 tarihinde başladı. Adana (59), Ankara (560), Bursa (99), Çanakkale (87), Denizli (95), Diyarbakır (75), Edirne (27), Eskişehir (48), Gaziantep (57), İçel (100), İstanbul (280), İzmir (75), Kocaeli (49), Kırklareli (22), Samsun (100), Van (110) ve Zonguldak’ta (56) yapılan bölgesel toplantılar ile karar taslakları görüşüldü, alınan kararların yerel kurultay önerisi olarak II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’na taşınması sağlandı.

Ancak Kurultay TMMOB 36. Dönemi’nde toplanamadı. TMMOB 37. Olağan Genel Kurul kararları çerçevesinde II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı 5-6 Nisan 2003 tarihinde 645 delege ile birlikte Ankara’da gerçekleşti.

II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’nda görüşülen konular sırasıyla;

Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik,

Mesleki Denetim,

Örgüt Birimlerinin Hizmet Üretimi,

Mesleki Davranış İlkeleri,

Örgüt Misyonu şeklinde idi.

Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik maddesi ile ilgili Kurultay 18 karar almıştır.

TMMOB 36.Dönem II.Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu (Mehmet SOĞANCI, E.Serdar KARADUMAN, Hüseyin YEŞİL, Celal BEŞİKTEPE, Hakkı ATIL, Emin KORAMAZ, İlker ERTEM) 28.02.2004 tarhindeki toplantısında II. Mühendislik  Mimarlık Kurultayın’da “Mesleki Yeterlilik, Mesleki Yetkinlik-Mesleki Eğitim” başlığı altında yer alan 3 No’lu karara dayanarak, “TMMOB Yetkin Mühendislik, Mesleki İçi Eğitim ve Belgelendirme Çerçeve Yönetmeliği Taslağı”nın TMMOB Genel Kurulu’na sunulmak üzere TMMOB Yürütme Kurulu’na iletmiştir. TMMOB Yürütme Kurulu’nda oy çokluğu ile kabul edilerek, tüm odaların görüşü istenmesi doğrultusunda karar alarak Mesleki Yeterlilik ve Belgelendirme yönetmeliklerini odaların önüne koymuştur.

Bu çerçeve yönetmeliği ile birlikte odalar kendi “Yetkin Mühendislik, Mesleki İçi Eğitim ve Belgelendirme” yönetmeliklerini hazır etmişler, kendi genel kurullarında kabulünü yapmışlarıdr. Son olarak TMMOB 430 No’lu karar ile birlikte “TMMOB Mesleki İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” taslağını 38. Olağan Genel Kurul’a sunmuş ve kabulünü gerçekleştirmiştir.

Yetkin Mühendislik, Meslek içi Eğitim ve Belgelendirme süreci, odaların ve çatı örgüt TMMOB’nin yayınladığı yönetmeliklerle kalmadı, AB Genel Sekreterliği tarafından yürütülen “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” çalışmalarına TMMOB da katılmıştır. Kanun tasarısı taslağında temel olarak öncelikle Avrupa Brliği’ne  girilmesi durumunda, üye ülkelerdeki serbest dolaşıma giren meslek mensuplarının mesleğini icra edebilmesi için gereken eğitim ve iş deneyimi koşulları belirlenmekte, bu konudaki ülkelerin kendi koşullarına göre belirlediği istisnalar liste şeklinde sıralanmaktadır. TMMOB, “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” (26 sayfa) ve “Mesleki Yeterliliklerin Tanınmasında Avrupa Komisyonu Tarafından Sunulan Avrupa Parlementosu ve Konsey Direktifi İçin Bir Öneri” (158 sayfa)  hakkında odaların görüşlerinin toplanmasını 20 Nisan 2004 tarihinde 412 sayılı yazısı ile istemiştir.

Çemberin son halkası ise yıllardır çeşitli platformlarda tartışılan Yetkin Mühendislik Yasası’nın çıkarılması talebi Bayındırlık Bakanlığı tarafından TMMOB’ye iletilmiş ve TMMOB Yönetim Kurulu tarafından hazırlanarak “Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı” 28 Şubat 2005 tarihinde Bakanlığa gönderilmiştir.

Kanun Taslağı’nın

Amacı :  “Bu Kanunun amacı, ülke ve toplum yararları doğrultusunda meslek alanları ile ilgili denetimin yapılabilmesi, yetkili üyelerin tanımlanması, üyelerin mesleki ve bilimsel çalışmalarına yaptıkları işlere ve tamamlayıcı eğitimlerine dayanan uzmanlıklarının Meslek Odalarınca belirlenmesi, belgelendirilmesi ve gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır” şeklindedir.

Kapsamı: “Bu Kanun, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne bağlı Odalara kayıtlı mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek alanlarına yönelik, toplumun gereksinimlerini karşılamak doğrultusunda araştırma, inceleme, planlama, projelendirme, tasarım, raporlama, eğitim, uygulama ve teknik sorumluluğu üstlenme işlevleri kapsamında olan ve uzmanlık gerektiren hizmetler için yetkili üyelerin saptanması, eğitimi ve belgelendirilmesi esaslarını kapsar” şeklindedir.

Dayanağı: “Bu Kanun 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun ile 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır” şeklindedir.

Sırasıyla süreç:

I. ve II. Mühendislik Mimarlık kurultaylarında görüşülen “Mesleki Yetkinlik – Mesleki Yeterlilik”,  AB Genel Sekreterliği bünyesinde yürütülen “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” ve son olarak TMMOB’nin hazırladığı “Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı” ile bugüne gelinmiştir.

Yukarıdaki 3 aşamaya detaylı olarak bakalım :

II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu, Kurultay’ın aldığı 18 adet kararın içinden yalnızca 3 nolu kararı çekip yönetmelik taslağı hazırlamışlardır.

II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’nın “Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik – Mesleki Eğitim” başlığı altında yer alan 6 nolu karar metni şöyledir:

“TMMOB ve Odaları, gerek Dünya Ticaret Örgütü gerekse Avrupa Birliği (Gümrük Birliği) kanallarından gelen teknik ve mesleki mevzuat uyarınca mühendislik / mimarlık meslek alanlarının düzenlenmesine dönük uyumlaştırma (emperyalist / kapitalist ilişkilere tümüyle bağlanmak anlamında) çalışmalarına karşı durur. Bu yönde izlenen politika ve uygulamalar ile mücadele eder.”

Bu ve benzer kararlar ışığı altında yapılması gereken mücadele etmektir.

II.Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu’nun II. MMK kararlarından 3 No’lu kararı çekip yönetmelik oluştuyor olup, yine II. MMK kararlarından 6 No’lu karar ortada olmasına rağmen AB Genel Sekreterliği bünyesinde yasa çalışmalarına katılıp  “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı”nı birlikte hazırlıyor olmaları çelişkidir.

Tüm hazırlanan bu yönetmelik ve yasalar yağmur gibi yağmakta ve tüm kurum ve kuruluşlarda yönetmelik çalışmaları son hızla devam etmektedir. Bunun kaynağı açık ve bellidir. AB müktesebatları gereği tüm bunlar yapılmaktadır. Bu süreci biraz daha açalım:

AB’ye uyum süreci ya da uyumlaştırma süreci içerisinde Türkiye’de AB Genel Sekreterliği’nce bir çalışma başlatılıyor. Bu çalışma Avrupa Müktesebatı diye bahsedilen yüz bin evrak diye bolca söylenilen genel olarak karşılıklarının bulunma süreci. Bu noktada da “Mesleki Yeterliliklerin Belirlenmesi Ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” çalışması başlatılıyor. Bu çalışma başladığında üst örgütümüz TMMOB çalışmalara katılması için bir davet alıyor. Bu çalışmada temel alınan bir direktif,  COM(2002)119 , 2002/0061 (COD) nolu AB Direktifi. Bizdeki karşılığı yasa. Ancak yapılan bu çalışmada müktesebat denen şeyin değiştirilmesi söz konusu değil. Önümüze konulan bir öneri var.

AB, kişilerin ve mesleklerin karşılıklı tanınması için şu anda geçerli olan 15 tane direktif ya da onbeş tane yasa kullanıyor. Bunlardan 12 tanesi sektörel direktif, 3 tanesi genel direktif. 89-92 ve 99 yıllarında ilan edilen genel yasalar, sektörel direktiflerle genel direktiflerin uygulanmasında problemler çıkarması üzerine AB üyesi ülkeler, bunların konsolide edilmesine karar veriyorlar. Yani bir birleşik çalışma önerisi var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hepsinin 15 ayrı yasa biçiminde düzenlenmesinin problem olacağı inancıyla bu konsolide çalışmayı önüne alıyor ve konsolide direktif çalışmasından yola çıkarak bahse konu yasa tasarısını hazırlıyor.

Buradaki varsayım şudur: yedi ayrı sektörel direktif, yedi ayrı meslek için tanımlar yapılırken, 402 tane de diğer meslekler için ayrı tanım yapılmaktadır. Özellikle insan sağlığı ve çevre konuları ile bağlantılı olarak; doktor, hemşire, ebe, diş hekimi, veteriner, eczacı ve mimar dediğimiz kişiler için ayrı direktifler altında tanımlanıp, dolaşımları daha net ifade edilirken, mühendisler ise genel direktifler altında incelenmektedirler.

Bu bağlamda yedi meslek otomatik tanınma diye adlandırılan bir sistemle tanımlanırken, diğer 402 meslek, bir kısmı eğitim belgelerine dayanılarak tanımlanıyor, bir kısmı ise mesleki deneyim bazında tanımlanıyor. Mühendislerin durumu nedir derseniz: ikinci grup diye ifade edebiliriz. Eğitim belgeleri bazında tanımlanan bu mesleklerden 5 farklı düzey tanımlaması var. Düzey 1’den Düzey 5’e kadar giden bir tanımlama. Yüksek öğrenimle edinilen  mesleklerin girdiği kategori, Düzey 4 ve Düzey 5.

Mühendisler, 4 sene asgari yüksek öğrenim görmüş kişiler grubuna girdiği için 5. Düzey’de irdeleniyor. Genel sistem içerisinde incelenen mühendisler için hem akademik tanınırlık, hem de mesleki tanınırlık ile ilgili koşulların yerine getirilmesi ve bunun denetlenebilir bir ortamda sürdürülebilirliğinin ve sürekliliğinin sağlanabilmesi gerekmektedir. Mesleki tanınırlık, akademik tanınırlık, akreditasyon, sertifika... bu cümleleri son dönemlerde sıklıkla duyuyoruz.

Mesleki tanınırlıkta eğitime bağlı olarak tanımalarda bir diploma tanımı var. Mesleki temel eğitimin tamamlanması ve bunun bir diploma ile belgelendirilmesi gerekmektedir. Bundan sonra ülkemizde TMMOB’ye karşılık gelen bir şemsiye örgütünün, yani tüm mühendis, mimar ve şehir plancılarını kapsayan bir ötgütün, Avrupa ölçeğinde karşılığına baktığımızda FEANI’yi görüyoruz. Yani Ulusal Mühendislik Birliklerinin Avrupa Federasyonu. 

FEANI’nin bir Avrupa Mühendisliği tanımı var.

12 yıllık temel öğrenim eğitimi: İlk öğrenimi ve 4 yıllık bir lise eğitimini kapsayan temel eğitimi kapsamaktadır.

4 yıllık üniversite (meslek alanı) Temel Eğitimi: Eğitim belgeleri düzeyinde tanımayı kapsamaktadır. 5. Düzey diploma ve diploma eki koşulu aramaktadır.

2-3 Yıllık Mesleki Deneyim: Meslek deneyimi düzeyinde tanınma, diploma sonrası uygulama alanlarında çalışmayı kapsamaktadır. Kavramsal eğitim ve diploma mesleği yapmak için yeterli görülmediğinden, ayrı bir uygulama eğitim süreci önerilmektedir. Bu süre meslektaşın bireysel olarak mesleğini yapma olanağı tanımayan, ancak onaylı bir kuruluştan deneyimin sertifika ile belgelendirilmesi sonucu mesleğini yapabilmesine olanak sağlayan bir yapıdadır.

ECTS Kredisi: Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı çalışmaları için üniversite eğitiminde uygulanmaya başlanan yeni kredi sistemi ECTS olarak tanımlanmaktadır. Her yıl için en fazla 60 ECTS kredisi önerilmektedir. Bu nedenle 4 yıl sonunda meslektaş adayının toplam ders yükü karşılığı aldığı kredi 240 ECTS olacaktır.

Bu kredinin 300 ECTS’e tamamlanabilmesi için eğitim sonrası mesleki deneyim kazanabilmesi için uygulama alanlarında çalışmalar yapması beklenmektedir. Ayrıca; ECTS kredisinin arttırılabilmesi için akredite olmuş bir yüksek öğrenim kurumunda 5 yıllık bir eğitim programı veya lisans üstü eğitimi diploması. Söz konusu farkı gidermek için, kendi ulusal meslek örgütleri veya üniversitelerce sertifikalandırılmış veya onaylanmış eşdeğer kredide (akredite olmuş-CPD) aktiviteleri yani meslek içi eğitimi tamamlaması gerekmektedir.

Bir başka tanım daha ilave edilmiştir: Akreditasyon.

Yasa tasarısı içinde iki temel alanda akreditasyon önerilmektedir. Birincisi eğitim alanında ikincisi ise hizmet alanındadır.

Eğitim alanında akreditasyon iki aşamalı olarak uygulanması beklenmektedir. İlki eğitim kurumlarıdır. Verilen eğitimin niteliği, ulusal standartlarla yasalara uygunluğu ve eğitim kalitesinin sürekliliğinin sağlanması ve bu hizmeti gösteren diploma ve diploma eki ile onaylanmasını sağlamaktadır. Bu anlamda 5. Düzey meslek alanı için belgelendirmeyi yapması beklenen kurum üniversitelerdir. İkincisi ise, üye ülkede alınan bir diplomanın denkliğinin belirlenmesi yönünde olacaktır. Bu diplomanın yurtdışından alınması halinde geçerliğini belirleyen ve “denklik belgesi”ni veren kurum ise, Yüksek Öğretim Kurumu’dur. Dolayısıyla bu görevin Yüksek Öğretim Kurumu’na devredilmesi beklenmektedir.

Hizmet alanında yeralan akreditasyon ise daha kapsamlıdır. Öncelikle akreditasyonu yapacak meslek kuruluşunun akreditasyonu yapılmalıdır. Yapılacak kontroller ve denetlemelerin belirli bir düzeyin altına inmemesi ve tarafsız olabilmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu aşamadan sonra sırasıyla eğitim programlarının, mezun olan bireylerin, hizmet veren kurumların akreditasyonu, onaylanmış meslek kuruluşu tarafından yapılmalıdır. Hizmetin niteliği, kalitesi, sürekliliğinin güvence altına alınması bu değerlendirmelerle sağlanabilecektir. Son olarak meslek içi eğitimle belgelendirme yapılması ve otomatik tanınmaya girmeyen meslek alanlarında yeterliğin onaylanabilmesi yine akreditasyon süreci ile olası kılınmaktadır.

Akreditasyon söz konusu olduktan sonra Türkiye ABET ile tanışıyor. Bir takım üniversitelerimiz; ODTÜ, Boğaziçi, Bikent ve sonrasında İTÜ gibi üniversitelerimiz başvurarak bölümlerinin akredite olmasını istiyorlar. Ancak bilindiği gibi ABET tarafından akredite edilmiyor aslında. ABD yasalarında eyalet onayı gerekiyor. Ancak eşdeğer bulunmuştur ifadesi bulunuyor raporlarında.

AB Genel Sekreterliği’nin yürüttüğü ve TMMOB’ninde katıldığı “COM (2002) 119/ Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Yasa Tasarısı Taslağı”, ülkemizde mesleklerin kurumsal  yapılandırılmasına yönelik bir “çerçeve yasa” çalışması olarak görülmektedir.

Tasarı ile ortaya konan modelin temel ilkesi;

“Diploma gereklidir, ancak mesleği yapabilmek için yeterli değildir. Yeterlilik için uygulama yapılması gereklidir” olarak tanımlanabilir. Yeterlilik aynı zamanda yetkinlik kavramını da gündeme getirmektedir.

Yetkin Mühendislik sistemi şu şekilde formüle etmektedir: 4 yıllık temel eğitim yeterli olmamaktadır. 4 yıllık üniversite eğitimi sonrasında 2-3 yıl çalışma / staj süreci içerisinde uygulamalı olarak eğitimini tamamlama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma süreci yetkili meslek kuruluşu tarafından ve denetlenen ve onaylanmış iş yerlerinde geçirilerek bir sertifika ile belgelenmelidir. Belgeleme sonucu mezun olan ve uygulama yapmış bireyler meslekte yetki imzasına sahip olabilecektir. Dolayısı ile temel eksiklik “onay” verecek kuruluşlar ile bu kuruluşları “yetkilendirecek” bir üst kurumun olmayışıdır. Bu kurumların hak ve yetkileri için ulusal yasalar henüz yoktur. Bu çerçevede bugün kullanılmakta olan, TMMOB Kanunu (6235) ve Mimarlar Mühendisler Hakkında Kanun’un (3458) değiştirilmesi talep edimektedir. Çünkü 3458 sayılı Kanun yalnızca diploma tanımını belirleyerek, her yeni mezunu mesleğini uygulamada yeterli kılmaktadır.

17 Ağustos Depremi’nin sonrasında yaşanan gelişmeler Mühendislik ve Mimarlık alanını da etkiledi. Özellikle deprem sonrası yeniden ortaya atılan “Yetkin veya Uzman Mühendislik” uygulaması temel noktaydı. Türkiye'deki yapıların durumu deprem ile birlikte tartışmaya açılırken, hedef seçildi. Mühendisler, mimarlar ve müteahhitler aslanların önüne atıldı. Ceza “yetkin (uzman)” mühendislik yasası olarak kesildi. Meşruiyetini sağlamak üzere öne sürülen tüm gerekçeler, onbinlerce insanın hayatını kaybettiği depreme yaslandırılan bu yasa, yeni mezun mühendisler üzerinden gerçekleşecek sömürüye kapı açıyor.

Yetkin mühendislik nedir? Halen uygulanmakta olan 3458 sayılı Yasa ile mühendis unvanını almak için iki şart aranmaktadır. Bunlar, “kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar hariç Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği'ne üye olmak ve yüz kızartıcı bir suçtan hüküm giymemiş olmak” şeklindedir. Gündeme getirilen yasa tasarısı ile aşağıdaki maddelerin de eklenmesi düşünülmektedir: 

" 1. İlgili meslek alanlarında, uzman mühendisler veya uzman mimarlar denetiminde en az     beş   yıl çalışmak ve bunu belgelemek,

2. Uzman mühendis ve mimar sınavında başarılı olmak" 

Yetkin Mühendislik konusunda gerek İMO tarafından hazırlanan broşürde gerekse diğer Yetkin Mühendislik savunucuları tarafından tariflenen yetkin mühendis tanımı şu şekildedir:

“Yetkin mühendis kısaca  meslek bilgisini ve deneyimini ülke ve toplum yararına sunan, çalışmalarını meslek etiği kurallarından ayrılmadan sürdüren mühendis, mimar veya şehir plancısı.”

Gerek Yetkin Mühendislik Yönetmeliği ve gerekse Yetkin Mühendislik Kanun Tasarısı Taslağı ile şu an çarpık bir yapılaşma içerisinde olan mühendislik uygulamalarının düzenlenmesi, denetimlerin tam olarak yapılması, hizmetin mesleki açıdan yetkin insanlar tarafından verilmesi, hizmet içi eğitimin sağlanması gibi amaçların hedeflendiği belirtilmektedir. Yukarıda belirtilen tanım ve amaçlar bir mühendisin yetkin olması ile ilgisi olmadan asgari düzeyde sahip olması gereken vasıflarıdır. Bu yasa tasarısı ile nelerin amaçlandığı ve bu uygulamaların neler getireceğini sorgulayalım:

Yasa ile yeni mezun mühendislere belli bir süre yetkinlik belgesi olan mühendislerin yanında çalışma zorunluluğu getiriliyor. Yetkin mühendislik ve mimarlık kavramları yürürlüğe sokularak, yeni mezun olan mühendis ve mimarlar ucuz emek gücüne dönüştürülmek isteniyor. Üniversite eğitimi sonrasında mesleki yeterlik için belirli bir süre usta/çırak eğitimi süreci dayatılıyor. Üstelik bu süre içinde hiçbir imza yetkisi bulunmayan “yetkisiz mühendis” üzerinden açık bir sömürü alanı olacak. Bu noktada yetkili mühendisimizin de çöken binalardan birinin projesine imza atmış veya hızlı trene onay vermiş olması da büyük bir ihtimal.

“Yetkin mühendislik”, mühendisler ve mimarlar arasında bir kastlaşmaya ve bölünmeye yolaçacaktır. Gücünüzü ve etkinizi belirleyecek olan yetkinlik belgesi sizin statünüzü belirleyecektir. Son dönem yapılan düzenlemelerin tümünde olduğu gibi “yetkin mühendislik” de zengini daha zengin, fakiri de daha fakir hale getirecektir. Daha önceden “uzman mühendislik” adı altında öngörülen değişikliklerin bir kısmı uygulanmaya başlanmıştı. Böylece kamu adına ve kamu kurumları eliyle yapılması gereken yapı denetimi gibi bazı mühendislik denetimleri özelleştirilerek kar amacı güden şirketlere devredilmişti.

AB uyum yasaları menşeine sahip “yetkin mühendislik” ile eğitimin paralılaştırılması konusunda yeni bir adım atılmış olacak. Üniversite eğitimi büyük oranda anlamsızlaşırken, varolan açık, verilecek kurslar ve sonunda yapılacak sınav ile kapatılacak. Tabii bunların tümü belli bir ücrete tabi olacak. Böylece hem sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak iyi yetişmiş elemanlar sağlanacak, hem de sınav ve kurslar üzerinden yeni bir sektör oluşacak.

Diğer sorgulanması gereken konu ise, çok çarpıcı olarak, devletin kendi üniversitelerinde verdiği eğitime güvenmediğinin açıkça ortada olmasıdır. Üniversite mezunları, hizmet verecek yetkinlikte görülmemektedirler. 

Tasarıda “yetkin mühendis”lerin bütün yapılarıyla diğer mühendislerinden farklı bir yere konulması ve TMMOB'un buna göre yeniden yapılanması hedeflenmektedir. Görünen o ki TMMOB mühendisliğe AB normlarına uygun yeni bir biçimi uygun görüyor. Bunun sonucu olarak “uzman mühendislik”, “yetkin mühendislik” veya “profesyonel mühendislik” gibi baştan beri elitist ve kastlaşmacı uygulamalara verilen önem artıyor. Düne kadar mühendis sayısının toplam nüfusa oranının Avrupa'dan düşük olduğunu, dolayısıyla mühendis sayısında bir fazlalık olmadığını savunan TMMOB yönetimi, artık  çok fazla mühendis mezun edilmesinden şikayet ediyor. Bu ani görüş değişikliği Oda yöneticilerine ne getirir belli değil, ama TMMOB'nin muhalif kimliğinden çok şey götüreceği kesindir. TMMOB'nin yapması gereken mühendislik eğitiminde söz hakkı edinme talebini dillendirmek olmalıdır. Gerici ve ezberci eğitim sistemine karşı bilimselliği savunmalıdır.

Bu tasarı sadece mühendisleri ve mimarları değil, bütün toplumu ilgilendirmektedir. Bugün parçası olduğu tartışma esas itibariyle üniversiteleri temel almakta, bunun yanı sıra depremde ve hızlandırılmış tren kazasında acı bir şekilde öğrenmek zorunda kaldığımız, hayatımızı etkileyecek uygulamaları içermektedir. Çünkü, proje denetimlerinin özel şirketlere devri durumunda, çok yakın geçmişte deprem örneğindeki gibi yaşadığımız acıların çok daha fazlasını yaşayabiliriz. Yaşadığımız özelleştirme deneyimleri de bu savları kanıtlamaktadır.

TMMOB'yi, dolayısıyla tüm mühendis, mimar, şehir plancıları içine düşülen bu durumdan kurtaracak tek şey örgütlülüğümüze sahip çıkmak olacaktır. TMMOB'ye yakışan, geçmişin demokratik çizgisini korumanın ötesinde, yeni dönemde emeğin kurtuluşundan yana aydınların bir örgütü olarak işçi sınıfıyla ilişkilerini güçlendirmektir.

Şu an için bu tasarının ne zaman yasalaşacağı belli değildir. Fakat, bizler mühendisler olarak, geleceğimizi ipotek altına alabilecek bu tür uygulamaları önceden incelemeli ve ilerde bu konuyla ilgili çalışmak için hazırlıklı olmak durumundayız. Bu tasarı sadece mühendisleri ve mimarları ilgilendirmemektedir. Bu bütün toplumu ilgilendirmesi gereken bir konudur. Çünkü, proje denetimlerinin özel şirketlere devri durumunda, çok yakın geçmişte deprem örneğindeki gibi yaşadığımız acıların çok daha fazlasını yaşayabiliriz. Yaşadığımız özelleştirme deneyimleri de bu savları kanıtlamaktadır.

Mühendislik/Mimarlık mesleğinin uygulanmasında görülen eksiklik ve yanlışlıklara mesleki bilgi ya da etik yetersizliği düzlemi yerine, piyasa temelinde gerçekleşen mevcut üretim ilişkileri temelinde bakmak daha doğru olacaktır. Kapitalist sistemde neyin nasıl yapılacağı kişilerin insiyatifi ve bilgi düzeyinden görece bağımsız olarak, piyasa koşulları ve kar mekanizmalarınca belirlenmektedir. Kapitalist üretim ilişkileri içerisinde “bilmek” ve “uygulamak” bir ve aynı şey değildir. Dolayısıyla 17 Ağustos’ta yıkılan binaların ve yaşanan ölümlerin nedeni mühendis, mimar ve şehir plancıların uzman olmayışları, bilgisizlik ya da tecrübesizlikleri değil, bölgedeki 60 milyar dolara varan kentsel rant, plansız sanayileşme ve yapılaşmadır. Tüm bunları belirleyen de kısa vadeli kar güdüsüdür.

 

Sertifikasyon tartışmasının zamanlamasına ilişkin bir diğer unsur da artan mühendis sayısı ve bununla ilişkili olarak işsizliğin bir süre daha ertelenme ihtiyacıdır. Ülkenin sanayileşme ve kalkınması ile orantısız olarak artan mühendis ve mimarlara, gerekli donanımdan yoksun olarak kurulan taşra üniversite mezunları da eklenince, mühendis mimar işsizliği sosyal olarak kaldırılamayacak boyutlara ulaşmıştır. Uzman bir mühendis yanında yapılacak bir staj uygulaması ile sermayenin istediği ucuz işgücü çalıştırması yasallaştırılmak istenmektedir. Bu uygulama mühendis ve mimarları ikiye bölerken, bir yandan yetkin olmayan mühendisleri “ara teknik eleman” statüsüne indirmekte, diğer yandan da işverenin aldığı elemana yönelik yatırımın maliyetini önemli oranda düşürmektedir.

Konuyu savunanlar meslek içi eğitim ve uzmanlaşmanın eğitim sisteminden kaynaklanan eşitsizlikleri bir ölçüde gidereceği ve mühendis/mimarların işsizlik sorunu çözümünde bir adım olacağını söylemektedirler. Bu iddiaya karşı söylenmesi gereken, “niteliğin yükseltilmesi yeni istihdam olanakları yaratmayacak, yalnızca iş sahibi olabilmenin çıtasını yükseltecektir. Çözüm gibi sunulan, ancak yıkıcı etkileri olacak olan bu uygulamadan vazgeçilmelidir.”

Mühendislik ve mimarlık mesleğinin icrasında belirleyici olan üç alandan söz edilebilir. Bunlardan ilki mühendis ve mimarların mesleki formasyonlarının oluşmasına kaynaklık eden mühendislik-mimarlık eğitimi, ikincisi mühendislik ve mimarlık mesleğini icra eden mühendisler ve mimarlar, sonuncusu da mühendislik ve mimarlık mesleğinin icra edildiği üretim ve hizmet alanıdır. Toplum ve meslektaş çıkarlarını gözetme kaygı ve iddiasında olan meslek odaları ve bunların yönetimleri yukarıda aktarılan üç alanı da bu kaygılarla tanımlamak ve bu alanlara yönelik bütünlüklü politikalar üretmek zorundadırlar.

Mühendislik-mimarlık eğitiminde ana kaygının sermaye ihtiyaçları olduğu, ciddi eşitsizliklerin bulunduğu bir ortam söz konusudur. Mühendislik-mimarlık mesleğini icra eden mühendis ve mimarların da (özellikle emek gücünü satarak geçinenlerin) sermaye karşısında gün geçtikçe daha fazla iş güvencesinden yoksun, nitelikli ucuz emek gücü sahibi mühendis-mimarlar haline geldiği gözlenmektedir. Mühendislik-mimarlık mesleğinin icra edildiği üretim-hizmet alanı ise emek yoğun sömürü koşullarının hakim olduğu, toplumsal ve insani ihtiyaçları değil, karı kriter alan faaliyetlerin yürütüldüğü bir alandır. Tüm bunların toplamında görülmesi gereken, bu alanların bütününe yönelik alternatif bir görüş, uygulama ve politika geliştirilmeksizin alanların her birine ayrı ayrı getirilen yaklaşımlar, sermayenin değirmenine su taşımaktan ve var olan olumsuzlukların perçinlenmesinden başka bir işlev görmemektedir.

Yetkin (uzman) mühendislik-mimarlık ve eğitimde akreditasyon savunuları da bu parçalı yaklaşımlara örnek teşkil etmektedirler. Bu sebeple de bu konular ele alınışı ve değerlendirilişi itibari ile var olan toplumsal yaşam ve üretim ilişkileri bir mutlaklık kabul edilerek, bunların hakim ihtiyaçlarınca belirlenmekte ya da bunların gölgesinde ele alınarak değerlendirilmektedir. Uzmanlık, yetkinlik, akreditasyon ve kalite gibi kavramlar kendilerine yüklenen sınıfsal içerik ve işlevler görülmeksizin soyut bir düzlemde tartışma yürütülmeye çalışılmaktadır.

Neoliberalist politikalar hızla ekonomik ve sosyal yapıda yeni düzenlemeler içerisine girmeye başlamıştır. Bu düzenlemeler toplumun çalışan büyük çoğunluğuna birçok kazanılmış hakkının elinden alınması, işsizlik ve yoksullukta geri dönülmez bir artış olarak yansımıştır. İşte bu dönemde ilk kez bugün anladığımız anlamı ile mühendis ve mimarlara dair yeni tanımlar da kullanılmaya başlanmıştır. Sermayenin ihtiyaçlarını belirleme doğrultusunda verili eski Fordist mühendis tanımı ve teknik eğitim kurgusu yetersiz kaldığı ölçüde bunun yeniden şekillendirilmesi zaruri hale gelmiştir. Yetkin mühendis mimar, akreditasyon ve mesleki yeterlilik gibi tanım ve uygulamalar bu yeniden şekillendirme sürecinin adımları olarak gündeme gelmektedir.

Üretim ilişkilerinin aldığı esnek üretim diye de adlandırılan bu yeni biçim, buna bağlı uluslararası ve ulusal iş bölümü ve Türkiye’ye biçilen rol görmezden gelinerek mesleki yeterlilik, yetkin mühendislik ve akreditasyon sorunları ele alınamaz. Uluslararası iş bölümü kapsamında, merkez ülkelerin, araştıran bilgiyi üreten üniversiteleri ile bilgi ve teknoloji tekeli güçlendirilirken, çevre ülkelere ve Türkiye’ye bilgiye ulaşmayı ve kullanmayı öğreten üniversitelerin ve eğitim içeriklerinin uygun görüldüğü bir gerçektir. Mühendislik-mimarlık eğitiminde akreditasyon ve meslekiçi eğitim uygulamaları bu uluslararası entegrasyonun ve bağımlılığın parçası olarak tanımlanmakta ve gündemimize sokulmaktadır. Ve sanıldığının aksine Türkiye’nin bu dayatmaya direnmediği taktirde bütün eğitim alanlarında olduğu gibi, mühendislik-mimarlık alanında da başarılı olma şansı bulunmamaktadır. Mühendislik-mimarlık eğitimi ve mühendis ve mimarların niteliği piyasa güçlerinin arz-talep dengesi içinde, büyük sermayenin ihtiyaçlarının metropollerdeki elit üniversitelerden, yerel sermayenin ihtiyaçlarının ise taşra üniversitelerinden karşılandığı bir yapıya oturtulmuş durumdadır. Piyasanın görünmez eli denen bir mekanizma ile mühendislik-mimarlık alanının düzenleneceği umulmaktadır. Bu görünmez elin, görünmediği gibi, var olmadığı da malumdur. Bu söylem kapitalizmin en vahşi ve kuralsız sömürü düzeninin meşrulaştırılması uğraşından başka bir şey değildir.

Diğer yandan ise 2005 yılında yürürlüğe giren Hizmet Ticareti Genel Antlaşması (GATS) ve AB entegrasyon sürecine bağlı olarak mühendis ve mimarlara uluslararası sermayenin biçtiği yeni elbiseler giydirilmeye çalışılmaktadır. VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı içersinde “İnşaat, Mühendislik-Mimarlık, Teknik Müşavirlik Ve Müteahhitlik Hizmetler” başlığında Amaçlar, İlkeler ve Politikalar bölümünde sunulan şu görüşler de mühendislik ve mimarlık mesleğine dair yönlendirmelerin kaynağı hakkında bize net bir çerçeve sunmaktadır:

“Sektörde, uluslararası standartlara ve AB mevzuatına uyum sağlanması, yurtdışı müteahhitlik ve teknik müşavirlik hizmetlerinin yurtiçindeki kalite ve etkinliği ve dünya pazarlarındaki payının artırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç ve ilkeler çerçevesinde ... Sektörün ara insan gücü ihtiyacını karşılamak için yapılan mesleki ve teknik eğitim çalışmaları desteklenecektir. Bu amaçla meslekiçi eğitime ağırlık verilecek, öğrenim ve eğitim ihtiyaçlara uygun olarak yeniden yapılandırılacak ve mesleki belgelendirme sisteminin işlerliği sağlanacaktır.”

Bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Mühendis ve mimarların mesleki formasyonlarının oluşmasına kaynaklık eden mühendislik-mimarlık eğitimi, mühendislik ve mimarlık mesleğini icra eden mühendisler ve mimarlar ve mühendislik-mimarlık mesleğinin icra edildiği üretim ve hizmet alanlarının bütününe yönelik alternatif bir görüş, uygulama ve politika geliştirilmeksizin bu alanların her birine ayrı ayrı getirilen yaklaşımlar sermayenin değirmenine su taşımaktan ve var olan olumsuzlukların perçinlenmesinden başka bir işlev görmemektedir ve görmeyecektir de. Mühendislik-mimarlık eğitiminde akreditasyon, mesleki yeterlilik ve yetkin mühendislik- mimarlık kavramlarından murad edilenlere bakıldığında da bu kolaylıkla görülmektedir.

Eğitimde akreditasyon denildiğinde akla ilk ABET ve FEANI gibi uluslararası sermayenin doğrudan belirleyiciliğindeki kuruluşlar gelmektedir. Akreditasyon kriterleri denildiğinde de akla ilk gelen kriterler arasında teknik algılama, teorik bilgi, pratik tecrübesi gibi kriterlerin yanında esneklik, uyma yeteneği, motivasyon, tahammül yeteneği gibi kriterler bulunmaktadır. Görülebileceği gibi eğitimde akreditasyon kavramı sözlük tanımının ötesinde yaşam içersinde somut bir karşılığa denk düşmektedir. Bu karşılıkta uluslararası sermayenin belirleyiciliği, kapitalizmin teknik eleman ihtiyacına uygun arz koşullarının tanımlanması ve eldesi gibi faktörler baskın rengi oluşturmaktadır. Denilebilir ki biz bunlardan bağımsız ulusal ve toplum çıkarına bir akreditasyon uygulamasını savunuyoruz. İşin doğrusu bu savunu da sorunludur. Ülke sanayisinin ve teknolojisinin tamamen dışa bağımlı olarak şekillendiği, mühendislik-mimarlık uygulamalarının bu çerçevede çizilen alanlar içersinde tanımlandığı bir sistemde, eğitimde eşitlik ilkesinin ve tam istihdamın dillendirilmediği günümüz koşullarında eğitimde akreditasyon savunusunun piyasanın ihtiyaçlarına dayalı olarak eşitsizliklerin ve emek üzerindeki sömürü koşullarının artırılmasından başka bir işlev görme olasılığı bulunmamaktadır.

Burada TMMOB’nin yapması gereken, eğitimin eşit ve parasız olması yönünde mücadele yürütmek, toplum çıkarları doğrultusunda mühendislik-mimarlık hizmetlerinin hayata geçirilebilmesi için eğitimde var olması gereken kriterleri belirlemek, bu yönde merkezi olarak planlanmış bir eğitim sisteminin ve programının hayata geçirilmesi yönünde baskıda bulunmak olmalıdır.

Mesleki yeterlilik kavramının sözlük anlamı ise belli bir mesleği icra edebilmek için yeterli koşulları barındırma olarak ifade edilebilir. Mesleki yeterliliğin kazanılması açısından ilk belirleyen meslek eğitimidir. Mühendislik-mimarlık eğitiminden kaynaklı mesleki yetersizliklerin giderilme yeri yine eğitim kurumları olmak zorundadır. Eğitim kurumlarının işlevi günümüzde sık sık iddia edildiği gibi sadece temel mühendislik-mimarlık bilgisini vermek değildir. Eğitim kurumları eğitim sürecinde ve sonrasında mühendislik-mimarlığa dair çeşitli uygulamalı ve teorik mesleki eğitimleri de vermekle yükümlü olmalıdır. Bu merkezi olarak tanımlanmalı ve planlanmalıdır. Mühendis ve mimarların eşit koşullarda meslek hayatına girişleri açısından bu kaçınılmaz bir ön koşuldur. Meslekiçi eğitim uygulamaları da bu açıdan öncelikli olarak eğitim kurumları tarafından tüm mühendis ve mimarlara parasız ve eşit koşullarda sunulmalıdır. Eğitim kurumlarının bu olanağı sunmadığı günümüz koşullarında TMMOB bu yönde baskı oluşturmalı ve mücadele etmelidir. Bu uygulama hayata geçirilene kadar TMMOB, üyesi mühendis ve mimarların mesleki yeterliliklerini sağlamak için yine tüm mühendis ve mimarlara eşit ve parasız olarak meslekiçi eğitim hizmeti sunmanın koşullarını yaratmalıdır. Burada meslek odalarının doğrudan üyelerinden yaralanması, onların sahip oldukları bilgi ve deneyimleri birbirlerine aktarmaları için uygun koşul ve olanakları yaratarak, meslekiçi eğitimleri özellikle böylesi bir kurgu üzerinden gerçekleştirmeleri özel bir önem taşımaktadır. Bu koşulların dışında mesleki yeterliliğe dair yapılan her tür uygulama mühendis ve mimarlar arası eşitsizliği artırmaktan ve asıl sorunu ıskalamaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Ne meslek odalarının paralı bir hizmet olarak belli dar kontenjanlarla sundukları meslekiçi eğitimler ne de mesleki yeterliliğin sınanmasına yönelik sınavlar, gerçek anlamı ile mühendislerin yaygın şekilde mesleki yeterliliklerini sağladıkları bir ortam sunmayacağı gibi, hem mühendis ve mimarlar arası eşitsizliği artıracak hem de sorunun kangren bir hal almasına yol açacaktır.

Yetkin mühendislik ve mimarlık kavramı, uzman mühendislik-mimarlık veya profesyonel mühendislik-mimarlık adları ile de anılmaktadır. Bu kavramın sözlük karşılığında ise “mühendislik ve mimarlık açısından belli yetkileri kullanabilecek olgunluğa erişmiş olmak” tanımını buluyoruz.

Meslek odalarında tartışılan hali ile yetkin mühendislik uygulaması için getirilen kriterler ise şöyle sıralanabilir: Mühendislik-mimarlık diploması sahibi olma; belirli bir alanda belirli bir süre çalışmış olma; mesleki yeterlilik açısından gerekli belirli meslekiçi eğitimleri almış olma; girilen yetkinlik sınavında başarılı olma. Yetkin mühendislik-mimarlık tanımı ve kriterleri üzerine söz söylemeden önce temel bir hataya vurgu yapmak gerekiyor. Bugün TMMOB ve bağlı odaların yapması gereken iki şey bulunmaktadır. Bunlardan ilki üyesi mühendis ve mimarların sicilini tutma. Sicil tutuma işleminin kendisi aslında tek tek her mühendis ve mimarın hangi eğitimlerden geçtiği, hangi iş deneyimlerine sahip olduğuna dair bilgi sahibi olma anlamına gelmektedir. Bir diğeri ise mühendislik-mimarlık hizmetlerinin gerçekleştirildiği tüm alanlarda mesleki denetimin, bir fiil üyelerin de katılımı ile sağlanmasıdır. Mühendis ve mimarların yetkinliğinin sınanması ve ispatı yoluna girmek işin kolayına kaçıp süreci tersine çevirmenin ötesinde, mühendis ve mimarları birbirinin karşısına koyan ve aralarındaki eşitsizliği perçinleyen ve tescilleyen bir duruma yol açacaktır. Mühendislerin iş deneyimi sürelerine göre sınıflandırmalara sokulması, deneyimin bir kriter olarak sunulması hem çok tehlikeli hem de yanlıştır. Mühendislik mesleğinin icra alanı olan hizmet ve üretim alanlarının kontrol edilemediği, bu alanlarda üretim ve hizmetin esas olarak sermayenin ihtiyaçları ve kar amacı ile gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda buralarda yaşanan deneyimin nasıl bir kriter olabileceği de soru işaretidir.

Mühendislik mesleğini icra etme hakkını kazanan mühendislerin yetkinlik sınavı adı altında bir sınavla karşı karşıya bırakılmaları ve bunun bazı mühendislik işlemlerinin gerçekleştirilmesi için zorunlu koşul olarak sunulması ise eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca uzmanlık ya da yetkinlik adı altında birilerine paye verilmesi, bunun bir belge ile tescillenmesi mühendis ve mimarlar arasında eşitsizlikten başka bir şey yaratmayacaktır.

Bu haliyle mühendis ve mimarlar arasında kastlaşma ve eşitsizlik doğuran, toplam mühendis-mimar kütlesinin mutlak bir yoksullaşma yaşamasına neden olacak olan yetkinlik/uzmanlık uygulamasına temelden karşı çıkılmalıdır.

Sonuç:

EMO bünyesinde “AB GATS Süreci ve Mühendislik Daimi Komisyonu” oluşturulmalı ve komisyon çalışmalarında elde edilecek sonuçlar TMMOB organlarına taşınmalıdır.

 

AB GATS ve MÜHENDİSLİK KOMİSYONU ÜYELERİ

Sait BÜLBÜL, Avni HAZNEDAROĞLU, Abdullah AÇER, Erol SANCAK, Mustafa DAYANIKLI

08 Nisan 2006



KANAL B- HABERLER

01.04.2018
 


Çok Okunanlar


EMEP’TEN EMO’YA ZİYARET

1 MAYIS’I COŞKUYLA KUTLADIK

YASAKLARA RAĞMEN SİNOP`TAYIZ

IRENEC 2018 BAŞLADI

1 MAYIS MİTİNG PROGRAMI

TARİHİ VE DOĞAYI YOK EDECEK PROJELERE HAYIR!

TARİHİ VE DOĞAYI YOK EDECEK PROJELERE HAYIR!

IRENEC EMO ÖZEL OTURUMU

TMMOB V. DANIŞMA KURULU

“KADIN ADAYLARA YER AÇIN”

Okunma Sayısı: 4836


Tüm Görüşler - Raporlar

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2018 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri