 |
Elektronik sanayi, erken Cumhuriyet`in atılımlarına rağmen dışa bağımlılıkla şekillendi. Çip üretiminin yokluğu, montaj ağırlıklı yapıyı kalıcılaştırdı; kamu girişimlerinin tasfiyesi ise teknolojik bağımsızlığı yıllarca geriye attı.
Dünya büyük bir yapay zeka devrimi yaşıyor. Bu devrimi mümkün kılan ana etmenlerden biri ise nano-elektronik alanında yaşanan ciddi atılımlar. Her geçen sene çok daha hızlı ve çok daha küçük komponentler üretilmeye ve kullanılmaya devam ediyor. Halihazırda bu alanda ana üretim Tayvan ve G.Kore gibi Doğu Asya ülkelerinde yoğunlaşmışken (%70), bu komponentler üreten makinelerin know-how tekeline ise ABD ve AB (özellikle Hollanda) gibi emperyalist merkezler sahip. Geçtiğimiz haftalarda, ileri çip üretimini mümkün kılan Hollanda merkezli ASML tekelindeki litografi teknolojisini Çin‘in yerli imkanlarla geliştirme yolunda önemli adımlar attığı ortaya çıkmış ve bu önemli gelişme uluslararası siyasette yaşanacağı artık aşikar hale gelen büyük kırılma için yeni bir milat olarak değerlendirilmişti.
ÜRETİM ‘GEREKSİZ‘ KILINDI
Bu vesileyle ülkemizdeki elektronik sanayinin güncel durumu üzerine bir kısa bir değerlendirme yapmak anlamlı olacak. Türkiye‘de elektronik sanayisinin ilk ciddi adımları Cumhuriyet‘in ilk yıllarında devlet eliyle yürütülen, kendi iç kullanımına dönük askeri amaçlı üretimle atılmıştır. O dönemde, kendi sahra telefonlarının santrallarını ve bunlarda kullanılan kuru pilleri üretebilecek bir kabiliyete sahip olunabilmişti. Bu hiç kuşkusuz, teknolojik kendi kendine yetebilirlik yolunda atılmış önemli ve erken bir adımdı. Ancak bu yerli üretim girişimleri, 1948 yılında başlayan Amerikan askeri yardımı nedeniyle acı bir şekilde sonlandırıldı. Dışarıdan gelen hazır askeri teçhizat, ülke içindeki üretimi "gereksiz" kılmış ve bu erken dönem teknik birikimin daha fazla gelişmesi bu vesileyle engellenmişti. Bu durumun, 1950‘lerde sahneye çıkan özel sektörün, teknolojik olarak çok daha basit bir başlangıç olan radyo montajı ile adeta sıfırdan başlamasına neden olarak sektörü on yıllarca geriye götürdüğünü söylemek abartı olmayacaktır. 1970‘lerde Kıbrıs Harekâtı‘nın ardından Türkiye‘ye uygulanan askeri ambargoların ülke için yarattığı büyük bir jeopolitik kriz, aynı zamanda elektronik sanayisi için dönüştürücü bir etki yarattı. Bu baskının doğrudan bir sonucu olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin haberleşme cihazı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 1976 yılında ASELSAN kuruldu. Benzer bir motivasyonla, havacılık elektroniği (aviyonik) alanında çalışmak üzere HAVELSAN da aynı dönemde hayata geçirildi. (Bu durum, ülkemizin sanayi tarihinde tekrarlanan bir dinamiği gözler önüne seren mükemmel bir örnektir; Stratejik atılımlar, genellikle uzun vadeli planlamadan ziyade, dış kaynaklı şoklar ve krizler tarafından tetiklenmektedir.) Bu girişimin doğal bir devamı olarak da, 70‘li yıllarda Türkiye‘de kapsamlı bir elektronik sanayinin kurulması projesi çerçevesinde Sanayi Bakanlığı‘na bağlı bir kamu kuruluşu olarak TESTAŞ kuruldu. Kuruluşun amaçlarından biri Türkiye‘de bir transistor ve yarı-iletken tümdevre (çip) üretim tesisinin kurulması idi. TESTAŞ ve yarı iletken teknolojileri üzerine çalışan TÜBİTAK-YİTAL araştırma laboratuvarı gibi kamu girişimleri, alana stratejik bir derinlik kazandırma potansiyeli taşıyordu.
KIRILMA NOKTASI
Ancak bu stratejik adım da, kısa vadeli finansal verimliliği teknolojik bağımsızlığın önüne koyan özelleştirme politikalarına kurban edildi. 1980‘lerdeki özelleştirme politikalarının sonucunda TESTAŞ tesislerinin hurda olarak satılmasıyla sonuçlanan bu süreç, sektör için trajik bir kırılma noktası oldu. Bugün Türkiye‘nin elektronik sanayisindeki en dikkate değer "başarı" öyküsü, tüketici elektroniği sektörü üretimidir. Özellikle televizyon alanında net ihracatçı konum günümüze kadar korunmuştur. Bu, kağıt üzerinde etkileyici bir endüstriyel başarıdır. Ancak bu başarının arkasında büyük bir paradoks yatmaktadır: Yüksek ihracat hacmine rağmen, Türkiye‘de yaratılan katma değer ve elde edilen katma değer oldukça düşüktür. Temel neden, üretimin montaja dayalı olması ve çip vb. kritik elektronik bileşenlerin neredeyse tamamının ithal edilmesidir. Bu alanda ihracat gelirinin dörtte üçü temel bileşen maliyeti olarak yurtdışına ödenmektedir. Bu durum, kendi temel teknolojisine sahip olmadan yapılan üretimin, yüksek ciroya rağmen nasıl düşük bir katma değere mahkum olduğunu açıkça göstermektedir. Kendi temel bileşenlerini üretemeyen bir sanayi, ne kadar çok montaj yaparsa yapsın, değer zincirinin en altında kalmaya mahkûmdur. Bu alandaki kamu girişimlerinin heba edilmesi, sektörün neden 2024 yılı itibarıyla 7,25 milyar dolarlık ihracata karşılık 20,05 milyar dolarlık ithalat yaparak devasa bir dış ticaret açığı verdiğinin en temel açıklamasıdır. Türk Elektronik Sanayicileri Derneği‘nin (TESİD) 2024 Elektronik Sektörü Almanağı‘nda özetlenen bileşenler sektörüne ait veriler, bu alanda atılması gereken ciddi adımlar olduğunu göstermektedir. Temel bileşenler alanında, yaklaşık 4,5 milyar $ ithalata karşın 2,6 milyar $ ihracatla net ithalatçı konumumuz bir yana, bileşenler alanındaki ihracatın büyük kısmının da (1,86 milyar $) bobin ve transformatörler gibi yardımcı komponentlerden ibaret olması alınması gereken ciddi bir mesafe olduğunu göstermektedir.
PLANLI ATILIM ZORUNLU
Diğer yandan ülkemizin bu alanda iyi yetişmiş insan gücü olduğu da açıktır. Bugün çeşitli özgün aygıtlar ve sistemler (güvenli haberleşme sistemleri, gece görüş sistemleri, radarlar vs) geliştirilmekte ve üretilmektedir. Üniversitelerimize ait enstitülerde, özgün veri güvenliği sistemleri ve bu sistemlerde kullanılan özgün tümleşik devreler geliştirilmekte ve üretilmektedir. Ancak bu potansiyel, henüz ciddiye alınabilir bir sektör yaratamamıştır. Dahası ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal durum, son yıllarda nitelikli elektronik mühendislerinin de önemli bir kısmının yurtdışına gitmesine neden olmuştur. Elektronik sanayi, sektörlerden bir sektör değil, hemen hemen tüm diğer sektörlerde bir gelişme yaşanabilmesinin kendisine bağlı olduğu hegemonik bir sektördür. Ülkemizin emperyalist bağımlılık zincirinden kurtulması için, kısa vadeli getirişine bakmadan, temel bileşenler alanında kamu eliyle planlı bir atılımın yapılması ertelenemez bir temel zorunluluktur.
|
 |
|