 |
`Nükleer Günlere Doğru: Sorunlar, Riskler ve Tehditler` başlıklı söyleşide konuşan TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Komisyonu Başkanı Nedim Bülent Damar, `Nükleer enerji santralleri bugün için yatırım, üretim ve gereklilik kriterleri dikkate alındığında dünyada elektrik üretimi için ön sıralarda yer almayan bir alternatiftir.` dedi.
Zehra ŞAHİNDOKUYUCU
Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Komisyonu tarafından düzenlenen "Nükleer Günlere Doğru: Sorunlar, Riskler ve Tehditler" başlıklı söyleşi EMO Konferans Salonu‘nda yapıldı. Söyleşinin moderatörlüğünü Teoman Alptürk üstlenirken, Nedim Bülent Damar, Bayazıt İlhan, Mehmet Horuş ve Ramazan Pektaş söyleşiye konuşmacı olarak katıldı. Panelde konuşan TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Komisyonu Başkam Nedim Bülent Damar, geçmişte yaşanan önemli nükleer santral facialarını hatırlatarak. şunları söyledi: "25 Nisan 1986 günü Çernobil Nükleer Güç Santralinde (NGS) yeni devreye alman bir cihazın test edilmesi şuasında yapılan manevralar sonucunda santralin 4 no‘lu reaktöründe meydana gelen aşırı ısınma ve erimeler, yangın ve patlamalara neden oldu ve dünya en büyük nükleer felaket ile karşılaştı. Bu reaktörün ana çekirdeği eridi, meydana gelen patlamalar koruma kalkanlarını ve soğutma sistemini berhava etti. İnsan sağlığı için çok büyük tehlike olan radyasyon hızla yayılmaya başladı. Kazanın ilk günlerinde 31 kişi hayatını kaybetti." Çernobil‘in süreçle birlikte etkilediği insanların olduğuna dikkat çeken Damar, "Çernobil‘den sonra Dünya Sağlık Örgütü‘ne (DSÖ) göre en az 5 bin kişi kaza nedeni ile oluşan radyasyondan dolayı tiroid kanseri oldu, 350 bin kişi evini barkını terk etti. 49 bin kişinin yaşadığı ve yeni inşa edilmiş olan Pripyat kenti olduğu gibi terkedildi ve bugüne kadar aradan geçen 39 yıla rağmen dokunulamadı. Bu kaza INES ölçeğine göre 7 seviyesinde ilk büyük nükleer felaket olarak kayıtlara geçti." dedi. Damar, şunları söyledi: "4 no‘lu reaktöründe meydana gelen bu kazanın radyasyon etkileri en çok Ukrayna, Belarus ve Rusya‘da görüldü. Çekirdek erimesi oluşan 4 no‘lu reaktörde bulunan 192 ton radyoaktif yakıtın en az yüzde 5‘inin çevreye yayıldığına inanılmakta. Kaza o günlerde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) içinde yer alan Ukrayna‘nın toplam elektrik kapasitesinden 5 bin 550 megawattın 3 bin 700 megawattı işletmede, 1850 megawatt inşa halinde eksilmesine neden oldu. Günümüz yapım maliyetleri ile 27,5 milyar dolar bu kaza neticesinde çöpe gitti. Çernobil‘de de yaşanan kazanın neden olduğu hasarların hiçbir zaman giderilemeyeceği ve sahanın bundan böyle radyasyonlu bölge olarak kapalı kalacağı görüşü çok kişi tarafından paylaşılıyor. İlk yıllarda Çernobil çevresindeki 30 km içerisinde kalan bölge izole edilmiş idi. Aradan geçen yıllar içerisinde bu mesafe 3 kilometreye indirildi. Belli bölgeler tekrar iskan edilerek yerleşim sağlandı. Belarus hükümeti yerleşime kapattığı bölgeleri ancak 2005 yılında kademeli olarak iskana açtı."
"ATIK YÖNETİMİ AÇISINDAN DA RİSKLİ"
Damar, nükleer enerji santral atık yönetimi açısından sorunlu olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Elektrik enerjisi üretmek için kurulan tesislerden kömür santralları ile nükleer enerji santralları atık da metiller. Kömür santrallarının atıkları endüstride kullanılırken nükleer reaktörlerden çıkan nükleer atık yakıt kullanılmadığı gibi yüzyıllarca radyasyon yaymayacak koşullarda saklanması gerekmektedir. Henüz atık yakıtların berhava edilmesi sorunu ve depolanması sorunu tanı olarak çözülebilmiş değildir. Türkiye elektrik arzının yetersiz olduğu veya güvensiz olduğu bir ülke değildir. Kurulu güç ve üretim kapasitesi açısından yeterli olduğu gibi mevcut yenilenebilir kaynakların değerlendirilmesi ve iyi yönetim becerileri ile arz güvenliğini sağlayacak bir durumdadır. Dünyaya paralel bir gelişme gösteren Türkiye ekonomisinin ileri ki yıllarda astronomik bir elektrik tüketim artışı yaşaması olası değildir. Ayrıca Türkiye‘nin mevcut dışa bağımlı kaynaklarına birde uranyumu eklemesi gerekli değildir. Damar, "Tüm dünyada nükleer santra 1ların yarattığı bir kaza tedirginliği vardır. Yurttaşlara mevcut tedirginliklerine ilaveten böyle bir tedirginliği de yamalarına neden olunması gerekli değildir. Nükleer enerji santralleri bugün için yatırım, üretim ve gereklilik kriterleri dikkate alındığında dünyada elektrik üretimi için ön şualarda yer almayan bir alternatiftir." diye konuştu.
Söyleşide konuşan Uzm. Dr. Bayazıt İlhan ise, "Nükleer santral-nükleer silah, madenciliğinden, enerji üretimine ve atık sorununa kadar her aşamasında sağlık riskleri söz konusu. Son 32 yılda 3 büyük felaket. ABD‘de Three Mile Islaud-1979, Ukrayna‘da Çemobil-1986, Japonya‘da Fukuşima-201, nükleer tesislere saldırılar, dünyada nükleer reaktörler eskiyor. İkimi krizi nükleer reaktörlerin etkili ve güvenli çalışmasını tehdit ediyor. Nehirler soğutma için yeterli su taşıyamıyor. Aşırı doğa olayları yaşanıyor." dedi.
NÜKLEER SANTRALLERE YAKIN YASAYAN ÇOCUKLARDA KANSER ARTIYOR
İlhan. "Nükleer güç santrallerine yakın yaşayan altı binden fazla beş yaş altı çocuk 23 yıl boyunca izlendi. Uzakta yaşayanlara göre daha fazla kansere (lösemi gibi çocukluk çağı kanserleri) yakalandıkları tespit edildi. 2015‘teki INWORKS çalışması verilerinde NGS çalışanı 600 bin işçiden oluşan çalışmada (cohort çalışma) lösemi oranlarının arttığım gösterdi. Uranyum madenlerinde çalışan işçiler ve aileleri ile uranyum madenciliği alanlarında yaşayan kişilerde artan kanser oranları biliniyor." diye konuştu. 175 nükleer santral ve 17 ülkede yapılan araştırmalara değinen İlhan, şu bilgileri aktardı: "Çalışanlarda artan mezoteliyoma riski, çalışanlarda kümülatif dozla doğrudan ilişkili olarak artan kalp damar hastalıkları, çevrede yaşayanlarda (30 km içinde) tüm kanser sayılarında, tiroid ve lösemi sayılarında artış, en fazla 5 Yas altı çocuklarda tüm kanser sayılarında artmış risk. ancak bazı çalışmalarda kanser riski oluşturan diğer faktörler hesaba katılmamış."
EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş da, nükleer santrallerin tehdit unsuru olmasına değinerek, şunları söyledi: "Nükleer santral görünüşte masum ama hiç de öyle değil. Bu konuda yaşanan felaketler var. İlk 1945‘te ilk atom bombası denemeleri Meksika‘da yapıldı. Bu barışçıl unsurlarla yapıldığını söylemişlerdi ancak bu denemeden 3 hafta sonra Hiroşima ve Nagazaki‘ye atılan atom bombalarıyla 200 bin kişi öldü. Öte yandan Çernobil nükleer kazası en büyük nükleer kazalardan biri. Nükleer ile ilgili ister atom bombası olsun ister nükleer santral kazaları olsun insan bünyesinde doğrudan deformeye neden oluyor. Çernobil‘deki ölümleri ilk anda ölenlerin yanında uzun vadede kanser olup ölenler söz konusu. Dolayısıyla orada çok bilinmeyenli denklem var." ifadelerinde bulundu. Pektaş. "Fukuşima‘ya da bakacak olursak risk dengeleri farklıydı bu faciadan sonra da risk felsefesinin değiştiğini görüyoruz. Ancak her defasında risk felsefesi değişiyor olsa bile önlem almak zor oluyor. Türkiye‘ye bakacak olursak, burada da bir nükleer karşıtı platformu var. Nükleer santrallere karşı çıkışlar var. Nükleer santrallerin çok ciddi maliyeti var, risk önleme maliyetleri ise daha fazla." şeklinde konuştu. Pektaş nükleer santral sahibi olduğunda bir ülkenin çok daha dikkatli olması gerektiğine dikkat çekerek, "Nükleer santraliniz varsa binada silah üretmeyeceğim diye garanti vereceksiniz. Ancak savaş amuda kimse bu garantiyi dinlemiyor. Bunun yanında nükleer santrallerin getirdiği diğer bir risk de santraliniz olduğunda o santralin bombalanması da çok büyük bir risk yaratacaktır" dedi.
|
 |
|