MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 50. OLAĞAN GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRİSİ YAYIMLANDI


GÜNDEM  - 23.04.2026

 
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası 50. Olağan Genel Kurulu, 10-12 Nisan 2026 tarihlerinde Ankara’da toplanmış ve geçmiş iki yıllık dönemi kapsayan 49. Çalışma Dönemi değerlendirilmiştir. 50. Çalışma Dönemine yönelik öneri ve önergeler görüşülerek mesleğin ve örgütün geleceğine yönelik kararlar alınmıştır. Daha güçlü bir Oda, üreten, sanayileşen, kalkınan ve hakça bölüşen bağımsız, demokratik bir Türkiye ve barış içinde bir bölge için mücadele kararlığının vurgulandığı Genel Kurulda, hazırlanan sonuç bildirisinin örgütümüz ve kamuoyuna sunulması kararlaştırılmıştır.
 

Küresel Hegemonya ve Emperyalizm

 

ABD`nin hegemonya mücadelesinde mevzi kaybetmesi, yerkürenin birçok noktasına yayılan çok boyutlu bir rekabet ve çatışma dönemini başlatmıştır. Trump yönetimi, rakip gördüğü Çin‘e karşı önce gümrük duvarları oluşturmakla başladığı girişimine, kendi jeopolitik gerilemesini yavaşlatmak için aktif çatışmaya girmeye varan yeni hamleler eklemek zorunda kalmıştır. Üretim ağlarını yeniden ABD içine çekme stratejisiyle, yerküredeki kritik kaynakları ve lojistik koridorları tahakküm altına almayı hedeflemiştir. Bu emperyalist strateji; bir yandan Latin Amerika‘da Venezuela, Küba ve Kolombiya gibi ülkeler üzerinde kurulan baskıla, diğer yandan Orta Doğu‘da İsrail müttefikliğiyle Filistin, Yemen, Lübnan ve İran‘ı doğrudan hedef alan militarist hamlelerde kendini göstermektedir. 

 

İçinden geçtiğimiz süreç, yerkürenin yeniden çok boyutlu çatışmalara ve yeni nesil soğuk savaşlara sahne olduğunu göstermektedir. Günümüzde emperyal rekabet yalnızca sıcak çatışma bölgelerinde değil; ileri teknoloji, finansal piyasalar, enerji havzaları, kritik tedarik zincirleri, nadir toprak elementleri, nükleer kapasiteli silahlanma yarışı ve bölgesel savaş senaryolarını da kapsayan topyekûn bir küresel paylaşım mücadelesi üzerinden ilerlemektedir.

 

Emperyalizmin yıkıcı saldırısı ağır bir insanlık trajedisine dönüşmüştür. Gazze‘nin bütünüyle yıkıma uğratılması, Filistin ve Suriye‘deki yeni ilhak girişimleri ve İran`ı ve Lübnan`ı hedef alan müdahaleler, ABD ve İsrail cephesinin Orta Doğu haritasını yenileme gayretini de yansıtmaktadır. 

 

Zengin enerji kaynakları ve hayati öneme sahip su havzaları, Ortadoğuyu küresel güçlerin ilgi odağı haline getirmiştir. Demokrasi, güvenlik ve istikrar söylemleri ise çoğu zaman bu kirli stratejileri maskelemek için kullanılmakta olup, özünde bu savaşlar halkların savaşı değil, halkları yoksullaştıran, yerinden ederek vatansızlaştıran, emperyallere daha konforlu bir yaşam sunmak amacıyla ölüme mahkûm eden dünya tarihinin en korkunç savaşlarıdır. 

 

ABD emperyalizmini ve Siyonist İsrail`in saldırganlığını en sert biçimde kınıyor; Venezuela, Filistin, Küba, İran, Lübnan ve Yemen başta olmak üzere emperyalist kuşatma altındaki tüm halklarla sarsılmaz dayanışmamızı ilan ediyoruz. Ülkemizi emperyalizme mahkûm eden militarist politikaları bütünüyle reddediyoruz. Bu doğrultuda, Türkiye derhal NATO`dan ayrılmalı ve topraklarımızdaki tüm ABD-NATO askeri üsleri kapatılmalıdır. 

 

Genel Kurulumuz, halkların kardeşliği temeline dayanmayan, hem ülkemizde hem de tüm dünyada barışı esas almayan her türlü siyasal anlayışı reddetmektedir.

 

Demokrasi ve Toplumsal Barış

 

Emperyalist güçlerin açıktan desteklediği AKP iktidarı, Cumhuriyetin tarihsel kazanımlarını tasfiye etmeye çalışarak yalnızca ülkemiz için değil, bir bütün olarak Orta Doğu halkları için bir bataklık yaratmayı amaçlamaktadır. Laiklik, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler budanarak kamunun tüm olumlu işlevleri yok edilmek istenmektedir. "Parti devleti" modeli ile kuralsız, keyfi bir yönetim inşa edilmiştir.

 

Yasama organı bütünüyle işlevsizleştirilmiş; bağımsız yargı, evrensel hukuk normlarından koparılarak iktidarın siyasi bir cezalandırma aparatına dönüştürülmüştür. 

 

Basın özgürlüğü, temel insan hakları ve sandıkta tecelli eden seçmen iradesi fütursuzca ayaklar altına alınmaktadır. Olağanüstü Hal rejiminin kalıcılaştırılmış bir tezahürü olan KHK (Kanun Hükmünde Kararname) zulmü insanlık dışı cezalandırmaya dönüşmüştür. Adil yargılanma hakkı gasp edilen meslektaşlarımız ve binlerce yurttaşımız bitmek bilmeyen yargı kumpaslarıyla oyalanmakta, işe iade süreçleri kasıtlı olarak sürüncemede bırakılarak haksızlık derinleştirilmektedir. Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere hukuksuz bir şekilde KHK ile işlerinden uzaklaştırılan tüm yurttaşlar işlerine iade edilmeli ve mağduriyetleri giderilmelidir.

 

Bu gerici kuşatmanın en büyük hedefi ise Cumhuriyetin temel direği ve eşit yurttaşlığın yegâne teminatı olan laiklik ilkesidir. Siyasal İslamcı tahakküm, kendi varlığını kadınların yüzyıllık mücadeleyle elde ettiği kazanılmış hakları gasp etmek ve onları toplumsal yaşamdan silmek üzerine kurgulamaktadır. Ancak bilinmelidir ki kadınların eşitlik mücadelesi, bu karanlığı yırtıp atacak en güçlü dinamiktir.

 

Kürt sorununun demokratik çözümü maksadıyla 2025 yılı itibarıyla yeniden gündeme gelen sürecin, salt siyasal iktidarın tekelinden çıkarılarak şeffaflaştırılması hayati önem taşımaktadır. Kalıcı ve onurlu bir barışın inşası; ancak tüm Türkiye halklarının sürece aktif katılımı ve geniş tabanlı bir toplumsal mutabakatın sağlanmasıyla mümkündür. Bu doğrultuda; ana dilin eğitimde ve kamusal alanda özgürce kullanımının önündeki tüm engellerin kaldırılması ve temel hak ve özgürlüklerin evrensel hukuk normları ekseninde güvence altına alınması ertelenemez bir zorunluluktur. Ülkemizin bir arada yaşama iradesinin teminatı, bu köklü sorunun dışlayıcı politikalardan arındırılarak bütünüyle demokratik, barışçıl ve kapsayıcı yöntemlerle çözüme kavuşturulmasıdır.

 

 Servet Transferine Karşı Kamulaştırma

 

Sermaye birikimini yalnızca rant, spekülasyon ve dış borçlanma üzerine kuran AKP iktidarı, kronikleşen ekonomik krizin tüm faturasını emekçi halkın omuzlarına yıkmıştır. Tüketime ve ithalata dayalı büyüme modelinin kaçınılmaz sonucu olan devasa bütçe açıkları ile rekor seviyelere ulaşan cari açık, günübirlik politikalarla yönetilemez hale gelmiştir. Uluslararası finans çevrelerine ödenen milyarlarca dolarlık faiz, mega projeler adı altında yandaş sermaye gruplarına verilen alım ve fiyat garantileri üzerinden sağlanan servet transferleri; doğrudan ve dolaylı vergilerle, harçlarla ve ardı arkası kesilmeyen zamlarla doğrudan halkın cebinden finanse edilmektedir. Döviz kuru, enflasyon ve faiz sarmalında pusulasını yitiren ülke ekonomisi, planlı kalkınma hedeflerinden tamamen koparılmış; yurttaşlarımız tarihte eşine az rastlanır bir hayat pahalılığına, alım gücü krizine ve derin bir yoksulluğa terk edilmiştir.

 

Dünya Bankası ve IMF`nin direktifleriyle uygulanan serbestleştirme ve özelleştirme politikaları, AKP iktidarları döneminde en vahşi halini almıştır. Stratejik kurumlarımızın; fabrikaları, enerji üretim tesisleri ve iletişim altyapıları yerli ve yabancı tekellere teslim etmiştir. Kamusal üretim, hizmet ve denetim anlayışının bilinçli bir şekilde tasfiye edilmesi; ülke sanayisini fason üretime, montaja ve ithalata bağımlı kırılgan bir yapıya hapsetmiştir. İnşaat ve betonlaşma rantına dayalı bu çarpık model, yalnızca sanayisizleşmeyi hızlandırmakla kalmamış; verimli tarım arazilerini ve meraları ranta kurban ederek tarımsal üretimi bitme noktasına getirmiş, gıda egemenliğimizi yok etmiştir.

 

Son olarak EÜAŞ`a ait olan Çayırhan Termik Santralı ve mülkiyetindeki taşınmazlarla maden sahaları 20 Milyar TL karşılığında özel bir firmaya satılmıştır. Santral ve maden işçilerinin kendilerini madene kapatarak, yollara düşerek sürdürdüğü mücadeleyi görmezden gelen AKP iktidarı kamu mülkiyetindeki varlıkları hoyratça sermaye kesimlerine peşkeş çekmeye devam etmektedir. Genel Kurul Delegeleri Çayırhan Termik Santralı özelleştirmesini yargıya taşıma ve özelleştirmelere karşı mücadele kararlılığını bir kez daha beyan etmiştir.

 

Enerjide Kamulaştırma Çağrısı

 

Özelleştirme politikalarının yarattığı ağır yıkım, en çıplak ve acı haliyle enerji ve iletişim sektörlerinde yaşanmaktadır. Yıllardır süregelen neoliberal tahribat sonucunda; elektrik dağıtım bölgeleri ve telekomünikasyon altyapısı başta olmak üzere ülkenin en stratejik varlıkları, yerli ve yabancı sermayenin doymak bilmez kâr hırsına terk edilmiştir. Şirketlerin yatırım yapmamaktaki ısrarı, altyapı eksiklikleri ve denetimsizlik yüzünden halkımız karanlığa ve iletişimsizliğe mahkûm edilirken; fahiş faturalar aracılığıyla yoksul halktan sermayeye devasa bir kaynak transferi gerçekleştirilmektedir. Halkımızın ucuz, kesintisiz ve nitelikli hizmet alma hakkı fütursuzca gasp edilmiş; enerji ve iletişim, temel bir insan hakkı olmaktan çıkarılarak tümüyle ticari bir metaya dönüştürülmüştür.

 

Elektrik Mühendisleri Odası Genel Kurulu olarak siyasi iktidarı ve kamuoyunu bir kez daha uyarıyoruz: Piyasacı ve rantçı politikalar bütünüyle iflas etmiştir! Ülkemizin bağımsızlığı, ulusal güvenliğimiz, halkımızın refahı ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı için; elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımı ile telekomünikasyon ağları da dâhil olmak üzere tüm temel altyapı alanları derhal kamulaştırılmalıdır. Toplumsal ihtiyaçları gözetmeyen bu zam düzenine son verilmeli; enerji ve iletişimde kamu yararını, şeffaflığı ve toplumsal denetimi merkeze alan, bütüncül ve merkezi bir planlama anlayışı acilen hayata geçirilmelidir.

 

Bilim, Eğitim ve Mühendislik

 

Bilimin, teknolojinin ve nitelikli üretimin dışlandığı bu sistem, en temelde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerini de değersizleştirmiştir. İmalat sanayisinin gerilemesi ve ucuz emeğin bir rekabet aracı olarak görülmesi, on binlerce mühendisi asgari ücret seviyelerinde, esnek ve güvencesiz koşullarda çalışmaya mahkûm etmiştir.

 

AKP`nin eğitimi piyasalaştıran ve bilimden uzaklaştıran politikaları 12 Eylül ürünü olan YÖK tarafından sürdürülerek akademik nitelik bütünüyle tahrip edilmiştir. Bütçesi sürekli tırpanlanan, akademik ve fiziki altyapıdan yoksun "her ile bir üniversite" projesi yükseköğrenimi sıradanlaştırmıştır. Özellikle mühendislik eğitimi; gerici müfredatın yanı sıra lisans süresinin üç yıla indirilmesi gibi akıl dışı hamlelerle ağır bir yıkıma sürüklenmek istenmektedir. Bu çarpık sistemin yarattığı en acı tablo, çığ gibi büyüyen diplomalı, genç ve kadın işsizliği ile toplumun üzerine çöken geleceksizlik krizidir. Ülkenin en değerli ve nitelikli beyinlerinin göçe zorlanması; liyakatin ve emeğin yerini kayırmacılığın ve kayıtsız şartsız itaatin aldığı bu çürümüş düzeni kurumsallaştırmaktadır.

 

Ekonomik ve yapısal alandaki bu çöküş, toplumsal dokuda da telafisi zor bir tahribat, kuralsızlaşma ve çürüme yaratmıştır. Emek düşmanı politikalar eliyle sendikal örgütlenme hakkı fiilen engellenmiş, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri sermaye için maliyet kalemi sayılarak iş cinayetleri sıradanlaştırılmıştır. "Esneklik" maskesi altında sunulan güvencesiz ve taşeron çalışma biçimleri kural haline gelmiş, gelir dağılımındaki uçurum bilinen tarihin en adaletsiz seviyesine ulaşmıştır. En üst gelir grubundaki azınlık servetine servet katarken, milyonlarca emekçi açlık sınırının altındaki ücretlerle hayatta kalma mücadelesi vermekte, "çalışan yoksullar" ordusu her geçen gün büyümektedir. Doğayı, kenti ve emeği metalaştıran bu sömürü çarkı, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da gasp etmektedir.

 

Toplumsal Yıkım ve Direniş

 

İktidarın rant ve sömürü hırsının bedelini; sanayi ve tarımın çökertilmesiyle, milyonların açlık sınırındaki ücretlere ve işsizliğe mahkûm edilmesiyle, katlanılamaz hale gelen hayat pahalılığıyla en ağır biçimde ödüyoruz. Denetimsizliğin, liyakatsizliğin ve insan hayatını hiçe sayan piyasacı aklın yarattığı yıkım; her gün yenisi eklenen iş cinayetleri ve kadın katliamlarıyla, çocuklara yönelik karanlık istismar vakalarıyla, önlem alınmadığı için birer toplumsal katliama dönüşen tren kazaları, depremler, seller ve orman yangınlarıyla kendini göstermektedir.

 

Öğrencisinden emeklisine, işçisinden memuruna kadar tüm halkımız; ardı arkası kesilmeyen zamlar, kamu varlıklarının sermayeye peşkeş çekilmesi, açlık sınırındaki sefalet ücretleri ve derinleşen yoksulluk sarmalıyla ağır bir buhranın içine itilmiştir. Temel gıda, barınma ve giyinme gibi en insani ihtiyaçların dahi ulaşılamaz hale geldiği bu yıkım tablosunda, milyonların ortak ve haklı talebi yalnızca insanca yaşanabilecek bir düzendir.

 

Uygulanan tüm politikalar; uluslar arası sermayenin, iktidarın ve yandaş sermaye çevrelerinin servetini katlamak ve her türlü hukuksuzluğu araçsallaştırarak bu otoriter düzenin ömrünü uzatmak amacını taşımaktadır. TMMOB başta olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını işlevsizleştirmeyi, susturmayı ve vesayet altına almayı hedefleyen yeni Anayasa girişimleri de bu baskıcı kurgunun doğrudan bir parçasıdır.

 

Ancak bu karanlık gidişata karşı en büyük umut, ülkenin dört bir yanında inatla filizlenen ve büyüyen direnişlerdedir. Fabrikalarda hakkını arayan işçilerin, üniversitelerini savunan öğrencilerin ve akademisyenlerin; Akbelen`den, Cerattepe`ye, Kazdağları`ndan Cudi`ye doğasına ve yaşam alanlarına sahip çıkan halkın, kadınların, çiftçilerin, esnafın ve geleceksizliğe mahkûm edilen gençliğin yükselen feryadı dinmemektedir. Halkın bu meşru tepkisi her türlü baskı ve şiddet aygıtıyla bastırılmaya çalışılsa da aydınlık bir geleceğin teminatı direnen bu toplumsal iradededir.

 

Kadınlar Örgütlü, EMO Daha Güçlü

 

Kadın mühendisler, mesleki sorunların yanı sıra cinsiyet temelli ayrımcılıkla da mücadele etmektedir. Eşit işe eşit ücretin hayata geçirilmemesi, terfi süreçlerindeki eşitsizlikler ve güvencesiz çalışma koşulları bu sorunların başında gelmektedir. Ev içi bakım emeği, toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü ve ağırlaşan ekonomik koşullar, kadın mühendislerin yaşamını çok yönlü bir yük altına sokmaktadır.

 

İktidarın her yıl ilan ettiği temalar ile kadınların gerçek yaşam koşulları arasındaki uçurum büyümeye devam etmektedir. 2024‘te "kadınların güçlenmesi" söylemi öne çıkarılmış, ancak aynı yıl kadınları koruyan mekanizmalar zayıflatılmış; 2025 "Aile Yılı" ilan edilmiş, buna karşın aile içinde kadın emeği görünmez kılınmaya ve yükler artmaya devam etmiştir. Medeni Kanun, nafaka, soyadı ve boşanma güvencelerine yönelik düzenleme girişimleri ise kadınların hukuki eşitliğini tehdit etmektedir. 2026 için dile getirilen "güçlü toplum" vurgusuna karşı da şunu hatırlatıyoruz: Kadınların eşit, özgür ve şiddetten uzak olmadığı yerde güçlü bir toplumdan söz edilemez. İlan edilen temalar ile yaşamın gerçekliği arasındaki bu çelişkili mesafe, açık bir politik tercih olarak karşımızda durmaktadır.

 

Kadına yönelik şiddetin, eşitsiz güç ilişkilerinin tarihsel bir tezahürü olduğunu ve ataerkil sistemin kadınların ilerlemesinin önünde engel oluşturduğunu biliyor; şiddetin her biçimine karşı sıfır tolerans talep ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi‘ne geri dönülmesini ve etkin biçimde uygulanmasını, 6284 Sayılı Kanun‘un zayıflatılmasına yönelik her girişimin geri çekilmesini, Medeni Kanun‘un eşitlikçi yapısının korunmasını istiyoruz. Laikliği, eşit yurttaşlık ilkesini; kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşamlarına, bedenlerine ve haklarına ilişkin tüm özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. ILO‘nun 190 Sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi‘nin onaylanmasını, eşit işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmesini, kreş hakkının yaygınlaştırılmasını ve meslek alanlarında tacizden arındırılmış, güvenceli çalışma ortamlarının sağlanmasını talep ediyoruz.

 

Kadınların eşitlikçi, paylaşımcı ve yaşamı önceleyen bakış açısı; daha barışçıl, dayanışmacı ve adil bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, kadınların yalnızca toplumsal yaşamda değil, yönetim ve karar süreçlerinde de etkin ve belirleyici olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kadınların iş yaşamında ve toplumsal yaşamda karşılaştığı eşitsizlikler, karar alma mekanizmalarındaki temsil eksikliğiyle doğrudan ilişkilidir. Odamızın 50. Olağan Genel Kurulu‘nda, kadın temsiliyetinin artırılması amacıyla eşitleyici bir önlem olarak kota uygulaması görüşülmüş; delegelerin desteğiyle Oda Ana Yönetmeliği‘nde gerekli düzenleme yapılarak organlarda %35 kadın kotası benimsenmiştir. Kadınların yalnızca temsil edildiği değil, aynı zamanda söz ve karar süreçlerinde etkin olduğu bir yapı; daha adil ve dengeli bir mekanizmanın kurulmasına katkı sağlayacaktır.

 

Demokratik, eşitlikçi ve ilerici bir meslek odası hedefiyle; kadın ve erkek mühendisler olarak her türlü baskıya, şiddete, mobbinge ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi birlikte büyüteceğimize inanıyor, Elektrik Mühendisleri Odası‘nın 50. Döneminin eşitlik, dayanışma ve mücadele açısından daha güçlü bir dönem olmasını hedefliyoruz.

 

Çözüm, Kurtuluş ve Genel Kurul İradesi

 

Gerçek kurtuluş; ülkenin dört bir yanından yükselen bu haklı itirazların birleşerek ortak bir mücadele kanalına akmasında ve emperyalizmden tam bağımsızlığı hedefleyen bir iradenin ortaya çıkmasındadır. Toplumcu bir planlamaya dayanan kalkınma politikalarının hayata geçirildiği, her alanda kamusal denetimin sağlandığı köklü bir demokratikleşme, krizden çıkışın yegâne yoludur. Siyaset, tarikat ve mafya ağıyla örülen sömürü çarklarının bütünüyle parçalandığı; emeğin, bilimin ve laikliğin aydınlattığı tam bağımsız, demokratik bir Türkiye mücadelesinden başka bir seçeneğimiz yoktur.

 

Bu enkazdan çıkışın yolu bellidir: Emperyalizmin kuşatmasından, kapitalizmin küresel sömürü ağlarından, vahşi neoliberalizmden ve ülkemizi kemiren rant imparatorluğundan bütünüyle kurtulmadan halkımızın gerçek bir refaha ve huzura ulaşması imkânsızdır. 

 

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası; her türlü zorbalığa ve baskıya rağmen ülkenin dört bir yanında filizlenen toplumsal direnişin tam kalbinde yer alarak; halk egemenliğine dayanan, eşitlikçi, sömürüsüz, laik, bilimin rehberliğinde üreten ve kalkınan, barış ve kardeşlik içindeki tam bağımsız bir Türkiye mücadelesini sarsılmaz bir kararlılıkla sürdürecektir.

 

Olağan Genel Kurulumuz; emperyalizme, vahşi kapitalizme, faşizme, militarizme karşı; Cumhuriyetçi, demokratik ve kamucu bir direniş ve dayanışma platformu olarak tarihe not düşmüştür. Bu irade, kurtuluşun ancak emek ve demokrasi güçlerinin omuz omuza vermesiyle, toplumsal ihtiyaçları merkeze alan "başka bir Türkiye" idealiyle mümkün olacağını bir kez daha ilan etmiştir.

 

Siyasi iktidarın meslek odalarını vesayet altına alma hayallerine ve TMMOB Yasası‘nı değiştirme tehditlerine karşı, örgütümüzün özerk ve demokratik yapısını savunmak en büyük tarihsel sorumluluğumuzdur. 

 

Bu onurlu duruş ve inançla; mesleğimizin saygınlığını, meslektaşlarımızın ekonomik ve sosyal haklarını, kamu ve toplum yararıyla ayrılmaz bir bütün olarak sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz!

 

Yaşasın Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye Mücadelemiz! 

Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Halkların Kardeşliği! 

Yaşasın EMO, Yaşasın TMMOB, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz.

 

 

 

 

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 

50. OLAĞAN GENEL KURULU

10-11 Nisan 2026



EMO YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHİR ULUTAŞ NOW TV`DE

25.02.2026
 


Çok Okunanlar


ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 50. OLAĞAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞECEK

ELEKTRİĞE YÜZDE 25 ZAM: ASGARİ AİLE FATURASI 744 TL`YE YÜKSELDİ

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ BU YIL PROF. DR. AZİZ KONUKMAN’IN

PROF. DR. H. HAKAN KUNTMAN’I KAYBETTİK

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ 478. SAYISI YAYIMLANDI

TEVFİK OKUMUŞ, İBRAHİM ATALI, CELAL POLAT VE MEHMET AYSAN’IN ANILARINA SAYGIYLA

TMMOB ELEKTRIK MUHENDISLERI ODASI HASAN BALIKCI ONUR ODULU BU YIL PROF. DR. AZIZ KONUKMAN’IN

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM`DAN ACİL ÇAĞRI: `NÜKLEER TESİSLER GÜVENLİK DEĞİL, RİSK ÜRETİR!`

ELEKTRİĞE YÜZDE 25 ZAM: ASGARİ AİLE FATURASI 744 TL`YE YÜKSELDİ

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM`DAN ACİL ÇAĞRI: `NÜKLEER TESİSLER GÜVENLİK DEĞİL, RİSK ÜRETİR!`

Okunma Sayısı: 165


Tüm Gündem

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2026 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18

KEP ADRESİ : emo.merkez@hs01.kep.tr


Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.