 |
`Enerji ve Kamusallık` ana temasıyla 11-13 Aralık 2025 tarihlerinde düzenlenen TMMOB 15. Enerji Sempozyumu`nun Sonuç Bildirgesi yayımlandı. Bildirge, enerjiye erişimin evrensel bir insan hakkı, enerji temininin ise bir kamu hizmeti olduğunu vurgulayarak; enerji politikalarının temel hedefinin toplum yararı olması gerektiğini ortaya koyuyor. Dışa bağımlı fosil yakıt ithalatının azaltılmasından yenilenebilir kaynakların önceliklendirilmesine, Akkuyu NES projesinin sonlandırılması çağrısından enerji yoksulluğuyla mücadeleye kadar pek çok başlıkta öneriler sunan bildirge, enerjide kamucu, toplumcu ve katılımcı bir planlama anlayışına geçilmesi gerektiğinin bir kez daha altını çiziyor.
 TMMOB 15. ENERJİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
TMMOB 15. Enerji Sempozyumu 11-12-13 Aralık 2025 günlerinde "ENERJİ VE KAMUSALLIK" ana teması ile yapıldı. İlki 1996 yılında yapılan TMMOB Enerji Sempozyumları ana temel olarak enerjinin toplum yararına kullanılmasını almış ve şimdiye dek yapılan tüm sempozyumlar bu temanın çeşitli yönleri ile incelenmesine yoğunlaşmıştır.
TMMOB 15. Enerji Sempozyumunda da enerjinin toplum yararına kullanılması yurdumuzdaki uygulamalar çerçevesinde irdelenmiş ve bugün ve gelecekte enerjiden toplumun en uygun şekilde yararlanabilmesi için koşullar ve gereklilikler dile getirilmiş, yanlış uygulamalar eleştirilirken, neler yapılması gerektiği hakkında öneriler geliştirilmiştir.
Sempozyumda yapılan sunum ve konuşmaların değerlendirilmesi ile sonucunda aşağıdaki Sempozyum Sonuç Bildirgesi hazırlanmıştır.
Sonuç Bildirgesinin hazırlanmasında öncelikle tüm sempozyum katılımcılarının ortaklaştığı genel ilkeler sıralanmış ve sonrasında enerjinin çeşitli dal ve kullanımları hususunda Sempozyumda yapılan incelemelerin sonuçları kısaca özetlenmiştir.
Sempozyum katılımcılarının bildirilerinden çıkartılan ortak genel görüşler aşağıda 8 madde halinde özetlenmiştir.
1. ENERJİYE ULAŞIM EVRENSEL BİR İNSAN HAKKIDIR
İnsanlığın bugün gelmiş olduğu aşamada enerjiye erişim ve ancak enerjinin kullanılması ile karşılanabilen gereklilikler dolayısı ile enerji evrensel, temel ve vazgeçilemez bir insan hakkıdır ve çağdaş, onurlu bir yaşamın olmazsa olmazıdır.
Sempozyum süresince bu gerçek tüm çalışmaların merkezinde yer almış ve toplumun tüm katmanları ve gereksinimleri çerçevesinde incelenmiştir. Enerjinin bir insan hakkı olarak kabul edilmesi enerji temininin kamusal bir hizmet olarak kabulünü gerektirmektedir. Bu anlayış ve yaklaşım, enerji ihtiyacının karşılanmasının, bir kamu hizmeti olarak, kamu kuruluşları eliyle, toplum çıkarları doğrultusunda, çevreye olumsuz etkilerini asgari düzeyde tutmaya çalışarak yürütülmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır.
2. ENERJİ TEMİNİ BİR KAMU HİZMETİDİR
Vazgeçilmez bir insan hakkı olan enerjinin üretimi ve kullanımı kamu hizmeti anlayışı ile kamu eliyle yapılmalıdır. Enerji politika ve uygulamaları; çağdaş toplumlarda tüm yurttaşların ve toplumun ortak gereksinimleri olan eğitim, sağlık, ulaşım, adalet, iletişim, kültürel ve sportif hizmetlerinin, güvenli çalışma ve yaşam koşulları, beslenme, uygun barınma ihtiyaçlarının ve tüm bu hizmet ve faaliyetlerin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde toplam ekonomik faaliyetlerin gerektirdiği miktar ve nitelikte enerjinin; toplum yararını gözeten demokratik, katılımcı kamusal planlama kapsamında, kamu hizmeti olarak, doğal ve toplumsal çevreye olumsuz etkileri asgari düzeyde tutularak ve azami ölçüde yenilenebilir kaynaklara dayalı, etkin ve verimli olarak teminini, iletimini ve dağıtımını amaçlamalıdır.
Tümü toplumun ortak malı olan enerji kaynaklarının araştırılması, bulunması, değerlendirilmesinden başlayarak; üretim, iletim, dağıtım ve satışına kadar sürecin tüm aşamalarında çevreye, iklime ve doğaya olumsuz etkileri asgari düzeyde tutulmalı ve toplum yararı gözetilmelidir. Bu ölçüt, yalnızca enerjinin üretilmesinde değil, kaynakların doğadan temininde, işlenmesinde, madencilik faaliyetlerine kadar enerji ile ilgili tüm faaliyetlerde geçerli olmalıdır. Enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve güvenilir bir şekilde, kamusal bir hizmet olarak sunulması, temel enerji politikası olmak zorundadır.
3. ENERJİ POLİTİKALARININ TEMEL HEDEFİ TOPLUM YARARI OLMALIDIR
Enerji politikaları ve uygulamaları toplum yararını esas alarak hazırlanmalıdır. İnsan için kullanımı zorunlu olan enerjinin temini için gerekli iş ve işlemler kamu tarafından yapılmalı ve buradan elde edilecek artı değer yine kamu gereksinim ve çıkarları için kullanılmalıdır. Enerjinin temininden kullanımına kadar tüm aşamalarında kâr amaçlı özel sektör kuruluşları kullanılmamalıdır. Enerjinin kullanımı kâr amaçlı değil gereklilik amaçlı olmalı ve kaynakların gelecek kuşakların kullanımı için de gerekli olduğu gözetilmelidir. -Enerjinin tüm tüketim alanlarında daha verimli kullanılmasını sağlayacak politika ve uygulamaların yürürlüğe konulması, kamucu, katılımcı, demokratik bir planlama anlayışı ve uygulamasıyla; toplumun gerçek ihtiyaçlarının karşılanmasının temel olması amaçlanmalıdır.
-Kapitalizmin gereksiz tüketim, sürekli yeniden üretim sarmalının tetiklediği, genel olarak tüm enerji kaynaklarının, özel olarak işlevsel olmayan elektrik tüketiminin (AVM`ler, geceleri aydınlatılan kamu binaları vb.) körüklenmesi anlayışından uzak durulmalıdır.
-Yeni elektrik enerjisi ihtiyaçlarının karşılanmasında, karbondan arındırma ve fosil yakıtların azaltılması hedefi doğrultusunda; enerji üretim tesislerinin kamucu, katılımcı demokratik bir planlama anlayışı içinde, esas olarak rüzgâr, güneş vb. yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı ve toplum çıkarlarını gözetir biçimde kurulması temel olmalı, rüzgâr ve güneş enerjisinden daha çok yararlanılmalıdır. -İletim ve dağıtım şebekelerinde planlamalar ve uygulamalar yeni güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyel üretim sahalarına bağlantılara olanak verecek şekilde ve elektrik şebekesinin temel enerji kaynağının rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklar olacağı dikkate alınarak yapılmalıdır. Karasal GES`ler, RES`ler verimli arazilere, yeşil alanlara, ormanlara, yerleşim yerlerinin yakınlarına değil çorak, kurak tepelere kurulmalıdır. Yurttaşların kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere geliştirecekleri dağıtık enerji uygulamaları ve enerji kooperatifleri desteklenmelidir.
-Karasal rüzgâr kurulu güç potansiyelinin henüz yalnız dörtte biri devreye alınmıştır. Düşük hızlarda esen rüzgârla da elektrik üretebilen türbinlerin gelişimi de dikkate alınarak, yapılacak yeni bilimsel çalışmalarla, Türkiye`nin, güncel karasal ve deniz üstü rüzgâra dayalı elektrik üretim potansiyeli belirlenmeli ve bir plan dâhilinde değerlendirilmelidir.
-Denizlerde kurulabilecek RES`ler için özel bir planlama ile bir an önce yararlanma yolları aranmalıdır. Yerli imalat sanayinin yanı sıra gemi ve deniz araçları yapım ve bakım onarım sektörünü ve denizciliği de geliştirme potansiyeli olan deniz üstü RES`lerle ilgili toplum yararı doğrultusunda bir yol haritası, strateji belgesi ve eylem planları, ilgili tüm kesimlerin katılımıyla hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. -Bugün yalnız %3`ü değerlendirilen güneşe dayalı elektrik üretim potansiyelinin değerlendirilmesi için, güneş enerjisi karşıtı yaklaşım terkedilmeli, iletim şebekelerinde gereken iyileştirmeler yapılmalı, konan engeller kaldırılmalı ve kadim bir güneş ülkesi olan ülkemizde bu sonsuz kaynaktan en yüksek düzeyde yararlanılmalıdır.
-Yeni kurulacak santralların ve bakım-rehabilitasyon-yenileme çalışmaları yapılan tesislerin enerji ekipman ihtiyaçlarının yurt içinden imal ve temini esas olmalıdır.
4. TOPLUM YARARI ENERJİDE BAĞIMSIZLIK VE DIŞA BAĞIMLI FOSİL YAKIT İTHALATININ AZALTILMASINI GEREKTİRMEKTEDİR
- Enerji ham maddeleri ithalatı ülkelerin dışa bağımlılığının önemli göstergelerindendir. Türkiye bu açıdan enerji hammaddelerinin temininde önemli ölçüde dışa bağımlı bir ülkedir. 2025 yılında kullanılan doğalgazın %97`si, petrolün ise %90`a yakını ithal edilmiştir. -Enerji arzında dışa bağımlılığı azaltmak için, yenilenebilir kaynaklara ağırlık verilmeli ve büyük bölümü ithal edilen, kömür ve petrolün yanı sıra, doğal gazın da ithalat miktarı düşürülmelidir. Doğal gaz fiyat artışlarını kontrol edebilmek için, doğal gazın daha ucuza temin edilebileceği kaynakları çeşitlemek, yeni sözleşmelerde ülke yararını azami ölçüde gözetmek, mevcut sözleşmeleri yeniden görüşme konusu yapmak, alım fiyatlarını düşürtmek ve fiyatı arttırıcı ve ülkemiz aleyhine işleyen hükümleri iptal etmek ve yurt içi gaz üretimini arttırmak gerekmektedir. -Fosil yakıtların arz içindeki payının düşürülmesi gerekliliği göz ardı edilmeden, daha uzun bir süre elektrik üretiminde, sanayi kuruluşlarında ve konutlarda mutfak, sıcak su eldesi ve ısınma için kullanılacak olan doğal gazın, yurtiçi arama ve üretim faaliyetlerinin yoğunlaşmasının gereği açıktır. Yerli doğal gaz üretiminin mutlaka artırılması gerekmektedir. Elektrik üretimi için yapılan kömür ithalatının bir an önce sıfırlanmasını sağlayabilmek için yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ikamesi öncelikle planlanmalıdır. -Karasal alanların yanı sıra denizlerdeki enerji kaynakları aramalarına da hız verilmelidir. Emperyalist-kapitalist sistemin tüm kurumları ile, ülkemizin Ege ve Akdeniz`de münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığını daraltma, küçültme ve böylece gerek denizlerdeki doğal kaynaklardan gerekse deniz üstü RES potansiyelinden yararlanmasını sınırlama girişimleri engellenmeli, ülkemizin denizleri altında ve üstündeki tüm haklarının tescili sağlanmalıdır.
5. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ETKİLERİNE KARŞI YAPILMASI GEREKENLER
Ülkemizde Meteoroloji Genel Müdürlüğünün, dünyada Uluslararası Meteoroloji Örgütünün yayınladığı raporlar, dünyada sıcaklık artışının devam ettiğini ve olağanüstü meteorolojik olayların sayı ve periyot olarak artış gösterdiğine işaret etmektedir. Aynı kurumlar bunun ana nedeninin sera gazı emisyonları olduğunu ve atmosfere salınan karbon dioksitin kontrol altına alınmaması durumunda yaşanan olağanüstü meteorolojik hadiselerin giderek artacağını ifade etmektedirler. Sera gazı salımlarının ana nedeninin fosil yakıt kullanımı olduğu bilinen bir gerçektir.
Türkiye`de kullanılan enerjinin %80`den fazlası fosil yakıtlardan sağlanmaktadır. Türkiye kullandığı bu fosil yakıtların yaklaşık %70`ini ithal etmektedir. Birincil enerji kullanımında yerli kaynakların payı %30 civarındadır. Türkiye 2053 yılında net sıfır karbon dioksit emisyon hedefine ulaşacağını açıklamıştır. Ancak bu hedefe ulaşması için gerekli olan enerji kullanımı hedeflerindeki değişikliklerin nasıl yapılacağı konusunda belirlenmiş ve uygulanmakta olan bir plan ve programı olduğu söylenemez. Yayınlanan strateji belgelerinde ve uygulama programlarında 2053 net sıfır emisyon hedefinin tam aksi sonuçları verecek yatırımların planlandığı görülmektedir. CO2 emisyonlarını azaltmak yerine arttıracak kömürden elektrik üretecek santrallar programlarda yer almaktadır.
Mevcut iktidarın söylemlerinde CO2 salımlarını azaltmak için yapılacak uygulamalar yerine nükleer enerji santralları yapılarak sera gazı salımlarının azaltılabileceği savları öne çıkarılarak, ileride yapılması planlanan nükleer enerji santrallarına gerekçe yaratılmaktadır.
Sera gazı salımlarının azaltılması ve net sıfır hedefine ulaşacak önlemlerin alınması bugün için ulusal ve uluslararası bir zorunluluk durumuna gelmiştir. Bu konuda tüm dünya ülkeleri resmi söylemde birleşmiştir. Bu nedenle ülkemizde de net sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmesi için;
-Öncelikle ithal kömürden elektrik üreten santrallar bir takvim çerçevesinde kapatılmalıdır. -Yerli kömür santralları da yapılacak bir planlama dahilinde toplumsal önlemler alınarak kapatılmalı ve kapatılıncaya kadar özellikle baca gazı filtreleri gibi sera gazı salımlarını azaltacak yapılandırmalar ile donatılmalıdırlar. -Ülkemizin elektrik gereksiniminin karşılanmasında yenilenebilir kaynaklar öncelikli hale getirilmelidir. -En önemli yutak alanları olan ormanlarımızın gerekçe ne olursa olsun vahşice yok edilmesinin önüne geçilmeli ve ülkemize yeni yutak alanları kazandırılmalıdır. -Enerjinin verimli kullanımı için gerekli önlemler alınarak boşa giden enerji önlenmelidir.
6. NÜKLEER ENERJİ SANTRALLARI TÜRKİYE İÇİN GEREKLİ DEĞİLDİR
Türkiye`de nükleer enerji santralı (NES) yapımı 2010 yılında Rusya Federasyonu ile yapılan bir milletlerarası anlaşma ile hayata geçirilmiştir. İlk zamanlarda nükleer santral gerekliliği için pek çok gerekçe gösteren iktidar tüm gerekçelerinin geçersiz olduğu aradan geçen 16 yılda tek tek ortaya çıkması sonucu artık devreye alınmasına çok yaklaşılan Akkuyu Nükleer Enerji Santralının gerekçesi olarak yalnızca hayali bir enerji tüketimi artışına bağlı arz güvenliği gerekçesini öne sürmektedir.
Ülkenin elektrik talebi son 6 yılda ortalama %3`ün altında olmuştur. Bu artış dünya ortalaması ile paraleldir. Ülkemizde son yıllarda sanayi elektrik tüketimi toplam tüketimin %45`inden %40`ın altına gerilemiştir. Elektrik talep artışı ticarethane ve konut tüketimlerinden kaynaklanmaktadır. Bu tüketim çeşitleri ile talep sıçraması olması beklenemez. Ülkenin baz yükü (minimum puantı) yıllardan beri 30.000 MW sınırlarındadır. Bu durum uzun vadede standart dışı talep artışını olanaksız kılmaktadır. Bu durumda yaklaşık 60 yıldır süren nükleer enerji santralı Türkiye için gereklidir algı operasyonu artık duvara çarpmıştır.
Türkiye mevcut elektrik enerjisi üretebilme doğal kaynakları ile uzun yıllar arz güvenliğini sağlayacak konumdadır.
Bu durum tamamen Rusya Federasyonu sahipliğinde imtiyazlı bir elektrik üretim tesisi olan Akkuyu NES`i Türkiye`ye elektriği zorla yüksek fiyattan satan bir siyasi yatırıma ve Rusya bağımlılığına götürmektedir. Akkuyu NES Projesi, Rusya Federasyonu için stratejiktir. Bu proje ile Rusya, ülkemizde, mülkiyeti kendine ait olan, dünyada YAP-İŞLET-SAHİP OL modeliyle yapacağı ve bağımsız bir limanı da olan ilk NES`e sahip olacaktır. Bunun yanı sıra, santralın talep ettiği ve hangi amaçlar için kullanılacağı soru işaretleri içeren, radar sistemi ile birlikte düşünüldüğünde, NES`nin yanı sıra, Rusya`nın, ABD ve NATO ile Akdeniz`de yaşayabileceği bir gerginlikte kullanabileceği, Rusya savaş gemilerinin de yanaşabileceği bir liman ve üs inşa edildiği görülecektir.
Santralın atık sorunu çözümlenmemiştir. Çözümlenmediği gibi, Nükleer Düzenleme Kurulu kuruluş yasasında yer alan bir hükümle, yatırımcı-işletici Rusya şirketi, bu yükümlülükten muaf kılınmış ve ülkemizin sırtına yüklenmiştir. Santralın ekonomik ömrü sona erdiğinde, ilk tesis giderleri kadar yüksek bedellere ulaşan söküm giderleri de Türkiye`nin sırtına yüklenmiştir.
Üretilecek elektrik, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektriğe göre çok pahalıdır. 15 yıl boyunca ilk iki ünitenin üretiminin %70`ine, son iki ünitenin üretiminin %30`una 12,35 cent/kWh (veya 15,33 cent/kWh) fiyat ile satın alma garantisi verilmiştir.
Yakıtından teknolojisine, yapımına ve işletilmesine kadar her konuda Rus şirketlerine bağımlı Akkuyu NES projesi, taşıdığı tüm olumsuzlukların ve risklerin yanı sıra, enerjide genel olarak dışa bağımlılığı, özel olarak Rusya`ya bağımlılığı artıracaktır.
Tüm bu olumsuzluklar göz önüne alınarak Akkuyu NES projesine son verilmelidir.
7. ENERJİDE ÖZEL ŞİRKETLERİN FAALİYETLERİ ÖZÜNDE KAMU KAYNAKLARINDAN ÖZEL ŞİRKETLERE SERVET AKTARIMIDIR. BU POLİTİKA TERKEDİLMELİDİR
Bugün uygulanan enerji politikaları ile:
-ÖZEL ŞİRKETLERE KAMU KAYNAKLARI AKTARILMAKTADIR. Enerji kaynaklarının özel sektör eli ile işletilmesi, bu şirketlerin enerji kaynaklarına sahip olması enerjinin bir ticari meta olarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Özel şirketlerin kamu adına bu ticareti yaparak elde ettikleri kar dışında; -Özel elektrik üreticilerine YEKDEM, alım garantisi, kapasite mekanizması, doğal gaz fiyat desteği vb. mekanizmalarla, kamu kaynaklarından ek ödemeler yapılmakta, -Elektrik üretim şirketleri tarafından üretilen elektriğe yüksek fiyatlı alım garantileri verilmekte, -Elektrik dağıtım şirketleri denetimleri yapılmayarak hizmet kalitesinin düşüklüğüne göz yummanın yanında EPDK elektrik dağıtım tarifeleri ile bu şirketlerin yüksek oranda karlılıkları sağlanmaktadır. Özel sektöre ait akarsu HES, rüzgâr, jeotermal ve güneş santrallarının neredeyse tamamı, ayrıca bazı büyük Barajlı HES`ler de YEKDEM desteğinden yararlanmıştır ve yararlanmaya devam etmektedir. 2020, 2021 ve 2022 yıllarında Türkiye toplam elektrik tüketiminin yaklaşık dörtte biri YEKDEM kapsamındaki tesislerden alınmıştır.
-EPDK`NIN UYGULAMALARI YURTTAŞLARIN DEĞİL ŞİRKETLERİN ÇIKARLARINI GÖZETMEK SONUCUNU VERMEKTEDİR EPDK`nın asli görevi enerji piyasasını düzenlemek olarak belirlenmiştir. Yani enerji bir mal olarak kabul görmekte ve bunun piyasasının düzenlenmesini sağlamaktadır. EPDK`nın günümüze kadar olan tüm uygulamaları piyasayı paydaş şirketleri çıkarları için düzenleme ve gerekli mevzuatı çıkarmak yönünde olmuştur. Elektrik hizmeti için verilen lisanslarda ülke yararı ve planlama kriterleri hiçe sayılarak tamamen bir bırakalım isteyen istediğini yapsın yeter ki elektrik üretilsin ve üreten özel şirketlerin çıkarları korunsun stratejisi uygulanmıştır. Elektrik tarifeleri bileşenleri gizli hale getirilmiş, yapılan tarifelerde elektrik piyasası paydaşları özel şirketler açısından oluşan her türlü kısıntı EÜAŞ ve devlet kaynakları kullanılarak karşılanmıştır. EPDK isimli kuruluş ülke ve yurttaş yararına bir kuruluş olmaktan çıkmış olduğundan bir an önce işlevine son verilmelidir.
-UYGULANAN ENERJİ POLİTİKALARI İLE ŞİRKETLERİN KAZANÇLARI ARTMAKTA ANCAK ENERJİ YOKSULLUĞU İSE YAYGINLAŞMAKTADIR. Türkiye`de bulunan 26 milyon hanenin yaklaşık %15`i elektrik, %18`i de aile sosyal yardımlarından yararlanmaktadır. Doğalgaz yardımlarından yararlananlarda aynı oran seviyesindedir. Bu durum enerji yoksulluğunun ülkemizde derin bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çalışan nüfusun %50`sinin asgari ücret ile çalıştığı bir toplumda enerji yoksulluğu yaşam şartlarını daha da ağırlaştırmaktadır. Yoksulların enflasyonun varsıllara göre çok daha yüksek olduğu, gelir dağılımının eşitsiz ve bozuk olduğu ülkemizde; elektrik, doğalgaz ve su gibi temel insan gereksinmelerini karşılayan faturalarını ödemekte zorlanan bu kesimler özünde özel sektör ve ona bu uygulamaları yapmasına izin veren iktidar tarafından insan haklarından yoksun bırakılmaktadırlar. Oysa gerek elektrik gerekse doğal gaz borçlarını ödeyemeyen abonelerin toplam borç miktarları, belirli tercihli sermaye gruplarına aktarılan kamu kaynakları ile kıyaslandığında çok düşüktür. Ancak, iktidar gözden çıkardığı emekliler, işsizler gibi kesimlerden yüz binlerce yurttaşın soğukta ve karanlıkta kalmasına ilgisiz ve duyarsız kalmıştır. Çok ciddi bir sorun olan ve giderek çoğalan enerji yoksulluğunun yakıcı etkilerini azaltmak için enerji yoksullarına kamusal destekler artırılmalı ve genişletilmelidir.
8. ENERJİDE TOPLUM YARARINI GÖZETEN, KAMUCU, TOPLUMCU PLANLAMA YAPILMASI GEREKLİDİR
Enerji temini ve enerji kaynaklarının işletilmesi konusu ülkemizde tamamen özel sektöre bırakılmış ve içerikleri birbirinin benzeri strateji belgeleri ve hedef denetlemesi olmayan, uygulanıp uygulanmaması tamamen kar oluşumuna bağlı programlar ile yürütülmeye çalışılmaktadır. Aslında kapitalizmin temel ilkelerinden "bırakınız yapsınlar" teması ülkemizde vahşice uygulanmaktadır. Başta sömürge madenciliği olmak üzere su, kömür gibi enerji kaynakları üzerine yapılan elektrik santrallarının çevreye verdiği zararlar, yok olan ormanlar, yaşanmaz hale gelen şehirler ülkemizde enerji yapılarının özünde toplumsal yıkım seviyesine geldiğini göstermektedir. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda yakın zamanda kapatılması gereken bir yerli kömür santralının biten kömür rezervlerine karşın yeni kömür sahası olarak tahsis edilen ve bu amaçla Cumhuriyetten önce bile yürürlükte olan zeytin yasasını iptal eden iktidarın bu uygulaması bu yıkımın en tipik örneğidir.
Enerjide toplum yararını gözeten, kamucu, toplumcu başka bir dönüşüm programını tasarlamak, topluma anlatmak, benimsetmek ve uygulamak gerekmektedir. Doğayı ve iklimi olumsuz yönde etkileyen yıkım sürecinin, insan yaşamı ve tüm canlı varlıklar için tehdide dönüşmesini önlemek için, başta emekçi sınıflar olmak üzere, toplumun ezici çoğunluğunun; çağdaş yaşam koşullarında yaşamlarını sürdürebilmelerini, ihtiyaçlarının karşılanmasını, hak ve çıkarlarının korunup geliştirilmesini öngören; kamucu, demokratik planlamacı, katılımcı, toplumcu bir program için, yeşil bir çevre, mavi bir gökyüzü, yaşanabilir bir doğa için, adaletli ve demokratik enerji politika ve uygulamaları için, enerjide başka bir dönüşüm için mücadele etmek gerekmektedir.
TMMOB 15. Enerji Sempozyumu katılımcıları tarafından genel olarak benimsenen yukarıdaki hususlar yanında çok çeşitli konularda uzmanlık alanı çerçevesinde önemli ve aydınlatıcı bildiriler sunulmuştur. Birinci gün birinci oturumda "Enerji Kim İçin, Ne İçin, Nasıl" başlığı altında tartışılan ülkemizdeki enerjinin temel sorunları, enerjinin kullanım hakkı ve enerji yoksunluğu enerji savaşlarının ülkemize etkisi yanında nasıl bir programla toplum yararına bir enerji politikası sağlayacağımız irdelenmiştir.
İkinci gün ülkemizde enerjinin güncel sorunları uygulamalar, enerjinin etkin kullanımı ve enerji iklim ilişkisi kapsayıcı bir anlayış ile ve pratik uygulamalar göz önüne alınarak irdelenmiş, yanlış ve eksik yönleri açıklanarak eleştirilmiş, ne şekilde uygulanmaların yapılması durumunda toplum yararının kazanılacağı önermeleri yapılmıştır.
Üçüncü gün enerjinin planlanmışının önemi ve gerekliliği, geçerli planlama kriterleri, enerji temininin kamu tarafından yerine getirilmesi gerekliliği teorik ve pratik anlamda irdelenmiş ve önermeler yapılmıştır. Son oturumda ise tüm sempozyum katılımcılarının ortak görüşü olduğu anlaşılan kamucu elektrik politikaları ve enerjinin kamusallaştırılmasının nasıl olacağı tartışılmıştır.
Genelde sosyal ve enerji politikaları içerikli bu oturumlar yanında Odalarımızın meslek alanları çerçevesinde;
- Birinci gün "Petrol ve Gazın Jeopolitik Önemi ve Jeotermal Kaynaklar" konulu Jeoloji Mühendisleri Odası özel oturumu yapılmıştır. Bu oturumda petrol ve gaz üretiminin yetki alanlarının hukuki sorunları, kritik mineraller, geliştirilmiş jeotermal kaynaklar, yer altında enerji depolama gibi konular derinlemesine tartışılmıştır. - İkinci gün yapılan "Türkiye`de Hidroelektrik Santrallar" konulu İnşaat Mühendisleri Odası özel oturumunda, Kuraklığın hidroelektrik enerjiye etkisi, HES uygulamalarının sorunları, pompaj depolamalı HES`ler ile dalga enerjisi konuları tartışılmış ve bu konuda toplum yararı sağlayacak öneriler dile getirilmiştir. - Üçüncü gün "İklim ve Enerji" konulu Meteoroloji Mühendisleri Odası özel oturumu yapılmış ve bu oturumda günümüzün en önemli konularından olan İklim ve iklim değişimi, enerji üretim ve tüketiminde meteorolojinin etkisi ve HES`lerdeki su sorununun nedeninin iklim değişikliği mi olduğu konuları tartışılmış ve bilimsel açıklamalar yapılmıştır. Her meteorolojik olayın iklim değişikliğine bağlanamayacağı ve iklimin yüzyıllardır değişmekte olduğu hususu vurgulanarak özellikle kapitalist ülkelerin her türlü doğa olayını iklim değişikliğine bağlayarak bu konuyu istismar etmelerine dikkat edilmesi üzerinde durulmuştur.
TMMOB olarak on beşincisini tamamladığımız enerji sempozyumunda bir insan hakkı olan enerji kullanımının toplum yararına nasıl ve yollarla ulaştırılması gerektiğini biliyor ve bunu toplumun her kesimine ulaştırmaya çalışıyoruz.
Enerji üreteceğiz diye doğal kaynaklarımızın talan edilmesine, çevrenin zarar görmesine, ormanlarımızın ve doğal alanlarımızın katledilmesine karşı çıkıyoruz ve karşı çıkmaya devam edeceğiz.
Enerji kaynaklarının toplumun ortak malı olduğuna olan inancımızla enerji kaynaklarının ve enerji üretiminin özel sektöre devredilmesine karşı çıkıyoruz ve buna karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
Enerjinin özelleştirilmesinin özünde özel sektöre servet transferinin bir yolu olduğu bilincindeyiz, bunu kabul etmiyoruz ve enerjide yeniden kamusallaştırmayı öneriyoruz.
|
 |
|