MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

İZMİR RANT, BETON VE ENERJİ KISKACINDA (İLKSES, 05.06.2026)


YAZILI BASINDA ODAMIZ  - 05.06.2026


 
5 Haziran Dünya Çevre Günü`nde çevre uzmanları İzmir`in alarm veren tablosunu ortaya koydu. Karaburun`dan Çeşme`ye uzanan bölgede doğal alanlar enerji ve yapılaşma baskısıyla karşı karşıya.
 

ÇEVRE FELAKETLERİNE YOL AÇIYOR 

5 Haziran Dünya Çevre Günü‘nde çevre uzmanları İzmir‘in alarm veren tablosunu çarpıcı verilerle ortaya koydu. Özellikle Karaburun‘dan Çeşme‘ye uzanan bölgede orman yangınları, kuraklık, kıyı işgalleri, enerji yatırımları ve yapılaşma baskısı kentin doğal zenginliklerini tehdit ederken, çevre uzmanları İzmir‘in geleceği için kritik uyanlarda bulundu. Ege Çevre Kültür Platformu Bilim Kurulu Üyesi Erhan İçöz, Karaburun‘un tek sulak alanı olan İris Gölü‘nün uluslararası antlaşmalara rağmen güneş enerjisi santrali ve rüzgar enerjisi santrali tehdidi altında olduğuna dikkat çekti. Geçtiğimiz yıllarda enerji nakil hatlarından kaynaklanan yangınları hatırlatan İçöz, altyapı eksikliklerinin hem enerji kaybına hem de büyük çevre felaketlerine yol açtığını vurguladı. 

YARIMADA SATILIK DEĞİLDİR 

Çeşme Yarımadası Çevre Derneği Başkanı Dr. Ahmet Güler, İzmir‘in çevre karnesini değerlendirerek özellikle Karaburun, Seferihisar ve Çeşme‘deki baskılara dikkat çekti. Çeşme Yarımadası‘nın bugün hâlâ yüzde 15 seviyesindeki yapılaşma oranıyla Türkiye‘nin en önemli doğal alanlarından biri olduğunu belirten Güler, bu avantajın hızla kaybedildiğini söyledi. Aya Yorgi Koyu başta olmak üzere birçok kıyı alanının rant baskısıyla karşı karşıya olduğunu dile getiren Güler, Alaçatı‘daki sahillerde halkın denize erişiminin giderek zorlaştığını ifade etti. Güler, "Bir zamanlar herkesin kullanımına açık olan kıyılar bugün fiilen özel alanlara dönüştürülüyor. Halk denizden koparılıyor" diye konuştu. Çeşme Projesi‘ne de tepki gösteren Güler, "Bu yanmada satılık değildir" dedi. 

İzmir‘in çevre karnesi: Yangın, rant ve enerji baskısı

İzmir‘in çevresel sorunlarını masaya yatıran Erhan İçöz ve Ahmet Güler, Karaburun‘dan Çeşme‘ye uzanan geniş bir coğrafyada doğal alanların yatırım baskısı altında olduğunu söyledi. İzmir‘in çevre karnesi eksi not aldı Yaşanan orman yangınları, kuraklık ve artan yapılaşma baskısıyla çevre tartışmalarının eksik olmadığı İzmir‘de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla konunun uzmanları dikkat çeken açıklamalar yaptı. Ege Çevre Kültür Platformu (EGEÇEP) Bilim Kurulu Üyesi Erhan İçöz ile Çeşme Yarımadası Çevre Demeği (ÇEŞÇEP) Başkam Dr. Ahmet Güler, enerji altyapısındaki eksikliklerden kıyı işgallerine, sulak alanlar üzerindeki yangın baskısından Çeşme Projesi‘ne kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunarak, İzmir‘in doğal varlıklarının korunması için acil ve bilimsel adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Karaburun‘un tek sulak alam olan İris Gölü‘nün uluslararası antlaşmalara rağmen Güneş Enerjisi Santrali (GES) ve Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) tehdidi altında olduğuna dikkat çeken İçöz, ihtiyaç fazlası enerji yatırımlarının da sorgulanması gerektiğim ifade etti. Çeşme‘deki yapılaşma oranının artma riskini gözler önüne seren Güler ise işgal edilen sahiller nedeniyle halkın denizle olan bağlantısının koparıldığını söyledi. 

ALTYAPI YENİLENMELİ 

Enerji konusunda yapılan yatırımların yeni kaynakların yerine mevcut yapının iyileştirilmesi için kullanılması gerektiğini savunan İçöz, "Elektrik Mühendisleri Odası‘nın, Enerji Bakanlığı verilerine dayanarak hazırladığı istatistiklere göre Türkiye‘nin kurulu elektrik gücü, en yüksek tüketim seviyesinin yaklaşık iki katından fazla. Buna rağmen sürekli yeni enerji yatırımları yapılıyor. Rüzgâr santralleri, güneş enerji santralleri, hidroelektrik santraller, jeotermal tesisler ve nükleer santraller peş peşe gündeme geliyor. Eğer mevcut kurulu güç ihtiyacın çok üzerindeyse, yeni yatırımların hangi ihtiyaç doğrultusunda yapıldığı sorgulanmalıdır. Diğer yandan enerji altyapısının önemli sorunları bulunuyor. Geçtiğimiz yıl enerji nakil hatlarından kaynaklandığı belirtilen çok sayıda yangın yaşandı. Yeni santraller kurmak yerine mevcut enerji nakil hatlarının modernize edilmesi çok daha verimli sonuçlar verebilir. Çünkü iletim hatlarındaki enerji kayıpları oldukça yüksek seviyelerde. Bu altyapının iyileştirilmesi hem enerji tasarrufu sağlayacak hem yangın riskini azaltacak hem de ekonomik açıdan daha doğru bir yatırım olacaktır" dedi. Karaburun‘da RES‘lerin köylerin içine kadar girdiğini ve kuşların göç yollarının RES‘lerden etkilendiğim belirten İçöz, bunun kabul edilebilir bir yanı olmadığını ifade etti. 

Bölgenin tek sulak alanının ise GES riski ile karşı karşıya olduğunu dile getiren İçöz, "İzmir‘in çok sayıda çevre sorunu bulunuyor. Maden faaliyetlerinden deniz kirliliğine, Harmandalı Çöplüğü‘nden Karaburun Yarımadasındaki sorunlara, Çeşme‘deki yapılaşma baskısından doğal alanların tahribatına kadar pek çok başlık sayılabilir. Şu anda güneş enerji santralleri (GES) çok yaygın olmasa da rüzgâr enerji santralleri (RES) oldukça yaygın durumda. Neredeyse her tepenin üzerinde rüzgâr türbinleri görmek mümkün. Özellikle Karaburun Yarımadası‘nda bu durumun çok yoğun yaşandığım düşünüyoruz. Yerleşim yerlerine oldukça yakın noktalarda kurulan RES‘ler bulunuyor. Bu projelere karşı hukuki ve toplumsal mücadeleler de yürütülüyor. Bazı ÇED raporlarının iptal edilmesi gibi kazanımlar elde edilse de süreç devam ediyor. RES‘lerin en önemli etkilerinden biri kuş göç yollan üzerinde bulunmaları. Kuşların alışılmış göç rotalarının değişmesi doğal yaşam üzerinde çeşitli olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Kuşlar doğal döngünün ayrılmaz bir parçası olduğu için bu durumun önemsiz görülmesi mümkün değil. Karaburun Yarımadası‘nın tek sulak alanı olan İris Gölü‘ne konaklamak için gelen kuşlar açısından da bu tür tesisler engel oluşturuyor. Ayrıca İris Gölü‘nün hemen yakınında bir güneş enerji santrali projesinin de bulunduğunu biliyoruz. Bu da bölgedeki baskıyı artıran bir unsur olarak değerlendirilebilir. Karaburun Yarımadası hem tarihi hem de doğal özellikleri açısından son derece önemli bir bölge. Korunması gereken bu alanın giderek daha fazla yatırım baskısı altında kalması, yarımadanın doğal yaşamına zarar veriyor. Benzer bir durum Seferihisar ve Sığacık çevresinde de görülüyor. Bölgenin hemen üzerinde çok sayıda rüzgâr türbini yer alıyor. Sığacık gibi özel bir ekosistemin yakınında bulunan bu tesislerin çevresel etkilerinin dikkate alınması gerekiyor. Karaburun Yarımadası‘nda köylerin içine kadar yaklaşan rüzgâr türbinlerinin savunulabilir bir tarafı olmadığım düşünüyoruz. Bölgenin tek sulak alam olan ve mutlaka korunması gereken İris Gölü, bir yandan çeşitli projelerin baskısı altında kalırken diğer yandan RES ve GES yatırımlarıyla çevreleniyor. Oysa sulak alanlar, Ramsar Sözleşmesi kapsamında korunması gereken ekosistemler arasında yer alıyor. Bizim ise bu alanları korumak yerine üzerlerindeki baskıyı artırdığımızı görüyoruz. Bu örnekler yalnızca Karaburun ve Seferihisar‘la sınırlı değil. Bergama başta olmak üzere birçok bölgede benzer uygulamalar görülüyor. Enerji yatırımlarının daha planlı ve bilimsel değerlendirmeler ışığında yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Rüzgâr ve güneş enerjisi genellikle temiz enerji olarak tanımlansa da bu tesislerin üretim süreçlerinde kullanılan malzemeler, kimyasallar ve doğal kaynak tüketimi de göz önünde bulundurulmalı. Türbinlerin ve güneş panellerinin üretiminden kullanım ömrü sonrasındaki bertaraf süreçlerine kadar çevresel etkileri bulunuyor" diye konuştu. Turistlerin uğrak yerleri olan koyların ranta açıldığını dile getiren Güler, işgal edilen sahiller nedeniyle halkın denize ulaşmasının imkansız hale geldiğini söyledi. Çeşme‘nin mevcut düşük yapılaşma oranın da korunması gerektiğini aktaran Güler, "Çeşme Yanmadası, yaklaşık 160 milyon metrekarelik alanıyla ülkemizin bugün hâlâ ayakta kalabilmiş en büyük doğal hazinelerinden biridir. Yapılaşma oranı yaklaşık yüzde 15 düzeyindedir. Bu da yarımadanın büyük bölümünün hâlâ doğal yapısını koruduğunu, nefes almaya devam ettiğim göstermektedir. Korunması ve gelecek kuşaklara aynı haliyle aktarılması gereken miras da tam olarak budur. Çeşme‘yi Çeşme yapan simge noktalardan Aya Yorgi Koyu ise bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yıllardır yerli ve yabancı ziyaretçilerin hayranlıkla geldiği, yarımadanın sembollerinden biri hâline gelen bu eşsiz koyun ranta kurban edilmek üzere olduğu görülmektedir. Öte yandan Alaçatı‘da, dünyaca ünlü sörf merkezimizde denize ulaşmak artık neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Çünkü Alaçatı kıyılarının büyük bölümü işgal edilmiş, halkın denizle buluşması fiilen engellenmiştir. Bir zamanlar herkesin kullanımına açık olan bu kıyılar, bugün adeta özel alanlara dönüştürülmüştür" ifadelerini aktardı. 

ÇEŞME PROJESİ YARGIYI HİÇE SAYIYOR 

Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilmek istenen Çeşme Projesi‘nin ilçedeki yapılaşmayı artıracağım dile getiren Güler, bu projenin bir turizm yatınım olmadığını ifade etti. Danıştay‘ın daha önce söz konusu projeyi iptal ettiğini de hatırlatan Güler, "Bugün gelinen nokta ise çok daha vahimdir. Turizm Bakanlığının ‘Çeşme Projesi‘ ile hedeflediği alan, yarımadanın yalnızca bir bölümü ya da bir köşesi değil, tamamıdır. Yaklaşık 160 milyon metrekarelik bu doğal varlığın bütünüyle yapılaşmaya, ranta ve betona açılması planlanmaktadır. Bu durum bir turizm yatırımı olarak değil, bir yarımadanın topyekûn tasfiyesi olarak değerlendirilmelidir. Kıyılarımız işgal edilmiş, kıyılanınız elden çıkarılmış, hatta denizin içine yüksek katlı yapılar inşa edilmiştir. Dünyanın hayranlık duyduğu Çeşme‘nin hızla bir rezidans yığınına dönüştürülmek istendiği görülmektedir. Hatırlatmak isteriz ki Danıştay, kamu yaran taşımadığı ve telafisi mümkün olmayan çevresel zararlara yol açacağı gerekçesiyle bu projeyi daha önce iptal etmiştir. Aynı projenin bugün yeniden gündeme getirilmesi; yargı kararlarının, Kıyı Kanunu‘nun emredici hükümlerinin ve bu toprakların geleceğinin yok sayılması anlamına gelmektedir. Bu yanmada satılık değildir. Çeşme‘nin kıyıları, koyları ve doğal alanları bir avuç rant çevresine değil; halka, kamuya ve henüz doğmamış kuşaklara aittir" şeklinde konuştu. 



EMO YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHİR ULUTAŞ BİRGÜNTV`DE

11.05.2026
 


Çok Okunanlar


EMO GEBZE İLÇE TEMSİLCİLİĞİ`DEN ELEKTRİK ALTYAPISI UYARISI

BPS 2026 KURULLARI BELLİ OLDU, BAŞVURULAR İÇİN SON GÜN 7 HAZİRAN

19 MAYIS ATATÜRK`Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI KUTLU OLSUN

TMMOB 49. OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANIYOR

NECMETTİN ERBAKAN, KONYA TEKNİK VE KARATAY ÜNİVERSİTELERİ BÖLÜM BAŞKANLIKLARI BPS 2026 KAPSAMINDA ZİYARET EDİLDİ

UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

ERCİYES, ABDULLAH GÜL VE NUH NACİ YAZGAN ÜNİVERSİTELERİ BÖLÜM BAŞKANLIKLARI BPS 2026 KAPSAMINDA ZİYARET EDİLDİ

SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ`NDE BPS 2026 TANITIMI YAPILDI

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN ENERJİ ANLAŞMASI: EMO`DAN `KAPİTÜLASYON` TEPKİSİ (BİRGÜN.NET, 13.05.2026)

MAHİR ULUTAŞ YAZDI: YAPAY ZEKA FETİŞİZMİ (BİRGÜN GAZETESİ, 14.05.2026)

Okunma Sayısı: 2


Tüm Yazılı Basında Odamız

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2026 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18

KEP ADRESİ : emo.merkez@hs01.kep.tr


Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.