 |
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, 27 Ağustos 2026 tarihinde `İş Cinayetleri Son Bulmalı, Sorumlular Hesap Vermelidir` başlıklı bir basın açıklaması yaparak; ülkemizde her gün en az 6 emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğine, Çerkezköy`de 15 yaşındaki stajyer öğrenci Eren Gündoğdu`nun elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine dikkat çekti. Denetimsizlik ve cezasızlık politikalarının bu ölümlerin temel nedeni olduğunu belirten Çakar, iş cinayetlerinin `kaza` değil, gerekli önlemlerin alınmaması sonucu göz göre göre işlenen cinayetler olduğunu vurgulayarak sorumluların hesap vermesini ve işçi sağlığı ve iş güvenliğinin kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesini talep etti.
İŞ CİNAYETLERİ SON BULMALI, SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR Ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yıllardır sürdürülen yanlış politikaların, denetimsizliğin ve cezasızlığın sonucu olarak her gün yeni iş cinayetleri yaşanmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz gün Çerkezköy`de bir firmada stajyer olarak çalışan 15 yaşındaki öğrenci Eren GÜNDOĞDU, inşaatta elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi.
Bir önceki gün ise 20 yaşındaki Duran NAZLI, 34 yaşındaki İnşaat Mühendisi Cihat İLKİN, 33 yaşındaki Muhammet YILDIZ ve 41 yaşındaki Muhammet ELOMAR; yüksekten düşme ve elektrik akımına kapılma nedeniyle yaşamlarını yitirdi.
Ülkemizde her gün en az 6 çocuk, genç, yetişkin ve yaşlı emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Ertesi gün, bir sonraki gün ve sonrasında da aynı nedenlerle yeni ölümler yaşanıyor. Buna rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve üniversiteler başta olmak üzere sorumluluğu bulunan kurumlar tarafından iş cinayetlerini önlemeye yönelik etkili ve bütünlüklü politikalar hayata geçirilmiyor; meslek örgütlerinin yıllardır dile getirdiği uyarılar ve çözüm önerileri karşılıksız bırakılıyor.
Olacağı bilinen, öngörülebilen ve her gün tekrarlanan elektrik akımına kapılma, yüksekten düşme, iş makinesinin çarpması, makine ve tezgâhlarda ezilme, madenlerde yaşanan göçükler ve benzeri olayların "kaza" ya da "iş kazası" olarak değerlendirilmesi kabul edilemez. Gerekli önlemlerin alınmaması sonucunda gerçekleşen bu ölümler göz göre göre işlenen iş cinayetleridir.
"İş kazası sonucu ölüm" olarak adlandırılan olaylara ilişkin yargılamalar ise çoğunlukla "taksir sonucu ölüme neden olma" suçu kapsamında yürütülmektedir. Türk Ceza Kanunu`nda taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.
Bu yaklaşım doğrultusunda, örneğin bir emekçi inşaatta gerekli önlemlerin alınmadığı bir boşluktan ya da iskeleden düşerek yaşamını yitirdiğinde; işverenin veya işveren vekillerinin gerekli önlemleri almamış olmasına rağmen işçinin düşeceğini öngörmediği kabul edilerek yargılama yapılabilmektedir. Benzer biçimde, koruyucuları bulunmayan makine ve tezgâhlarda işçilerin uzuvlarını ya da bedenlerini kesen, delen veya sıkıştıran bölümlere kaptırmalarının işveren tarafından öngörülmediği kabul edilmektedir.
Türk Ceza Kanunu`na göre taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmaktadır. Uygulamada ise cezalar çoğu zaman alt sınıra yakın belirlenmekte ve hükmolunan hapis cezaları uzun süreli olsa dahi adli para cezasına çevrilebilmektedir.
Yine Türk Ceza Kanunu`nda; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır" denilmektedir. Buna göre işverenlerin yüksekten düşme, elektrik akımına kapılma veya ezilme gibi sonuçları öngördüğü ancak meydana gelmesini istemediği değerlendirmesiyle bilinçli taksir hükümleri kapsamında yargılama yapılmaktadır.
Her yıl yaklaşık 2.000 işçinin yaşamını yitirdiği bu düzende, sermaye sahiplerinin ve işverenlerin sorumluluklarıyla orantılı biçimde hesap vermemesi cezasızlık politikasını daha da derinleştirmektedir. Etkili bir yaptırım mekanizmasının bulunmadığı koşullarda işverenlerin gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almalarını sağlayacak caydırıcılık da ortadan kalkmaktadır.
Buna karşılık yargılamalarda, işyerlerinde işveren vekili konumunda bulunmayan; önlem alma, önlem aldırma, harcama yapma veya işi durdurma yetkisi olmayan iş güvenliği uzmanlarının yargılandığına, tutuklandığına ve hüküm giydiğine sıklıkla tanık olunmaktadır.
18 yaşın altındaki çocukların; stajyer, öğrenci, işçi ya da başka herhangi bir ad altında inşaatlarda, makine ve tezgâhlarda, elektrik işlerinde ve tehlikeli işlerde çalıştırılması kabul edilemez.
AKP iktidarı döneminde en az 33 bin emekçi işyerlerinde yaşamını yitirmiştir. SGK istatistiklerine göre AKP`nin iktidara geldiği 2003 yılında 18 yaş altında 1 işçi "iş kazası" sonucu yaşamını yitirirken bu sayı 2025 yılında 22`ye yükselmiştir. Üstelik bu sayılara MESEM adı altında çalıştırılan çocukların iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeleri dahil değildir.
Yine AKP iktidarı döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri, Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) adı verilen işyeri dışındaki taşeron niteliğindeki yapılara devredilmiştir. İşlerini sürdürebilmeleri işverenlerle kurdukları ticari ilişkiye bağlı olan OSGB`ler, işyerlerindeki gerçek koşulları ortaya koymak yerine işverenlerin taleplerini gözeten bir yapıya sürüklenmiştir. Bu sistem cezasızlık politikalarıyla birleştiğinde iş cinayetlerinin azalmasını değil, artarak sürmesini beraberinde getirmiştir.
ILO normları esas alındığında AKP döneminde en az 150 bin işçinin meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiği değerlendirilmektedir. SGK istatistiklerinde ise meslek hastalıkları sonucu yaşamını yitirenlerin sayısı 200`ün altında gösterilmektedir. Bu sayının önemli bir bölümünü de pandemi döneminde meslek hastalığı sonucu ölüm olarak kabul edilen COVID-19 ölümleri oluşturmaktadır.
İşyerlerinde meslek hastalıklarına yol açabilecek etkenlerin tespit edilmesi amacıyla yapılması gereken iş hijyeni ölçümleri de AKP iktidarı döneminde özel sektör eliyle yürütülmektedir. Laboratuvarların hizmet verdikleri işverenlerle kurdukları ticari ilişki, ölçümlerin bağımsızlığı ve güvenilirliği açısından ciddi sorunlara yol açmakta; işyerlerinde meslek hastalığına neden olabilecek risklerin ve sonuçların görünmez hale gelmesine neden olmaktadır.
Maden işçilerinin hak alma mücadelelerinde de açık biçimde görüldüğü üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, emekçilerin haklarını ve yaşamını korumak yerine sermayeyi önceleyen politikalarını işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında da sürdürmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat IŞIKHAN`ın üç yıllık Bakanlığı döneminde en az 7 bin emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Çocukların yasak ve tehlikeli işlerde çalıştırılması ve işyerlerinde yaşamlarını yitirmesi bir yana, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çocuk işçi olarak çalıştırılırken yaşanan ölümler SGK istatistiklerinde bir sayı olarak dahi yer almamaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı MESEM`leri kendi sorumluluk alanının dışında değerlendirirken, Milli Eğitim Bakanlığı MESEM sistemini sermayeye kaynak aktarmanın, ucuz ve güvencesiz işgücü sağlamanın bir aracı haline getirmiştir.
Türkiye`de 2 milyon 241 bin 896 işyeri bulunmasına karşın denetlenen işyeri sayısı son derece sınırlıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetim yapan yalnızca 550 müfettiş bulunmaktadır. Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı verilerine göre en fazla teftişin gerçekleştirildiği 2024 yılında dahi yalnızca 7 bin işyeri denetlenmiştir.
Bu denetimlerden yalnızca 11`i iş kazası, yalnızca 1`i ise meslek hastalığı incelemesidir. Denetimlerde işyerlerindeki uygunsuzluklara karşı etkili ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmamakta; eksikliklerin giderilmesi için işyerlerine tekrar tekrar süre verilmektedir.
Ülkemizde Soma Maden Katliamı ve Kartalkaya Katliamı gibi büyük faciaların ardından gerçekleştirilen yargılamalarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yükümlülükleri de gündeme gelmiştir. Ancak sorumluluğu bulunan denetim politikalarını belirleyen kamu yöneticileri yerine, olaylardaki sorumlulukları tartışmalı olan müfettişlerin yargılanmasıyla yetinilmiştir.
Bu düzen böyle süremez, sürmemelidir. Çocuklar, gençler, yetişkinler ve yaşlılar çalışırken yaşamlarını yitirmemelidir.
TMMOB olarak yıllardır dile getirdiğimiz ancak siyasi iktidar tarafından göz ardı edilen önerilerimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz:
• İşyerlerinde yaşanan ölümlerin nedeni işçilerin "dikkatsizliği" olarak gösterilemez. İş cinayetlerinin temel nedeni gerekli önlemlerin alınmamasıdır.
• İşyerleri işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden etkin ve sürekli olarak denetlenmeli; gerekli önlemleri almayan işverenlere ağır ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
• İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin tüm organizasyonların oluşturulacağı, idari ve mali yönden bağımsız bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurumu/Enstitüsü oluşturulmalıdır.
• İş cinayetlerine ilişkin yargılamalar en azından olası kast hükümleri çerçevesinde yürütülmeli; her yargılamada ilgili Bakanlığın ve kamu kurumlarının sorumluluğu mutlaka değerlendirilmelidir.
• 18 yaşından küçük çocukların, hangi ad altında olursa olsun, işyerlerinde çalıştırılması yasaklanmalıdır.
• Ölüm olayının meydana geldiği işyerlerinde iş derhal durdurulmalı; aralarında TMMOB ve sendika temsilcilerinin de bulunduğu bağımsız bir kurul tarafından ölüme yol açan etkenlere ilişkin gerekli önlemlerin alındığı tespit edilinceye kadar üretime yeniden başlanmamalıdır.
• Her yıl yaklaşık 2 bin emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, meslek hastalıklarının ise yeterince tespit dahi edilmediği ülkemizde ilgili tüm kurumların ve sendikaların da işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini temel mücadele alanlarından biri olarak görmesi ve buna uygun politikalar geliştirmesi gerekmektedir.
Bir kez daha altını çiziyoruz:
İş cinayetleri kader değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri bir maliyet unsuru değil, yaşam hakkının gereğidir. Çalışırken ölmek zorunluluk değildir. Ülkemizde yitirdiğimiz tüm emekçileri saygıyla anıyoruz.
TMMOB olarak iş cinayetlerine neden olan politikaların değiştirilmesi, sorumluların açığa çıkarılması ve hesap vermesi, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesi için mesleki, hukuki ve toplumsal mücadelemizi sürdüreceğiz.
İş cinayetlerine, çocuk işçiliğine, güvencesizliğe ve cezasızlığa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
Ali Ekber Çakar TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı
|
 |
|