 |
Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada Ankara`da Danıştay 6. Dairesi`nde Milas acele kamulaştırmalarının iptaline ilişkin davaların duruşması olacak.
"Akbelen Ormanı" ile simgeleşen İkizköy ve çevre köylerin direnişine ilişkin en son 19 Ağustos‘ta bu sayfada "Akbelen Direnişi ve Ölümler" başlıklı yazıyı yazmıştım. Yazının sonunda Sağlık Bakanlığına "Yeniköy, Kemerköy Termik Santrali ve kömür ocaklarının en çok etkilediği yerleşim yerlerinde sağlık taraması yapılması, ölümlerin nedenlerinin ortaya çıkartılması" için çağrıda bulunmuştum. Çağrıya karşı hiçbir ses verilmedi. Zaten şimdiye kadar Akbelen bölgesinin çığlığına Kaymakamlık, Müdürlükler, Bakanlıklar hiç karşılık vermedi.
Yazının konusuna dönelim. 2025 yazında ekoloji gündemini Meclisteki bir torba kanun oluşturmuştu. "Yağma, talan, süper izin kanunu" olarak anılan 7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ÇED formalite halini aldı, denetim makamlarının denetimleri etkisizleştirildi, zeytinlikler ve her yer madenciliğe açıldı, meralar yenilenebilir enerjiye feda edildi, yerel yönetimlerin imar ve iş yeri açma ruhsat yetkileri ellerinden alındı, Cumhurbaşkanı kararına gerek olmadan Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna acele kamulaştırma ı yetkisi tanındı. Daha fazlası yapıldı, Yatağan ve Milas‘ta haritaları çizilmek, koordinatları belirtilmek suretiyle zeytinliklerin linyit maden işletmesine açılması için zeytinlerin sökülmesi, taşınmasına ilişkin kanun yapıldı. Torba kanunun Anayasa‘ya aykırı olduğu iddiası ile 260 muhalefet milletvekili Anayasa Mahkemesinde dava açtı.17 Eylül 2025‘te yapılan başvuruda yürürlüğü durdurma ve iptal istendi. Aradan geçen yaklaşık bir yıllık zamana rağmen Anayasa Mahkemesinin henüz aldığı bir karar yok.
Kişiye özel, adrese teslim 7554 Sayılı Kanun‘un 11. maddesi ile Maden Kanunu‘na eklenen Geçici 45. maddenin uygulanmasına hemen başlandı. Önce Akbelen Ormanı ve yöresinde daha önceden kamulaştırılan ya da şirketin satın aldığı yerlerdeki zeytinler üzerinde çiçekler varken söküldü. Nereye götürüldükleri bilinmiyor.
Ardından sıra özel mülklere geldi. Cumhurbaşkanı‘nın Milas‘ın 7 köyünü kapsayan 679 parselin acele kamulaştırılmasına dair kararı 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bunun üzerine resmi tebligat beklenmeden İkizköy, Karacahisar, Çamköy‘den toplam 200 parsel için acele kamulaştırmanın yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemli 96 ayrı dava açıldı. Bir süre sonra Milas Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti ve acele el koyma davaları açıldı, herkesten gizlenen gerilimli keşifler yapıldı. O süreç içinde Esra Işık tutuklandı. Bu süreç içinde Danıştay 6. Dairesi, 28 Nisan 2026 tarihli kararı ile acelecilik koşulu olmadığı gerekçesiyle acele kamulaştırmanın yürütmesini durdurdu. Bunun üzerine acele el koyma davaları durdu. Bugün (16 Eylül 2026) işte yürütmeyi durdurma kararı verilen acele kamulaştırma davalarının duruşmaları yapılıyor.
Davalarda, davalılar Cumhurbaşkanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden ve Petrol işleri Genel Müdürlüğü, davalılar yanında müdahil de Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.5. Davalı taraf, acele kamulaştırmanın yürütülmesinin durdurulması nedeniyle Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerinin faaliyetlerinin çok zorlaştığını, devreden çıkabileceklerini, o durumda enerji arz güvenliğinin ortadan kalkacağını, Ege Bölgesi‘nin elektriksiz kalacağını anlatmaya ve kanıtlamaya çalışıyorlar. Bunu kanıtlamak için dosyaya İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ana başlığı kullanılmak suretiyle "Linyit Maden 5ahası ve Termik Santralin Ayrılmaz Bütünlüğü Teknik Analizi Hakkında Teknik Değerlendirme Raporu" başlıklı uzman görüşü sunuldu. Raporun ana başlığında İTÜ yazılı olması, raporun İstanbul Teknik Üniversitesini bağladığı anlamına gelmez sanırım. Aksi durumu düşünmek bile istemiyorum çünkü raporda ciddi yanlış tespit ve değerlendirmeler var. Birgün gazetesinden Özgür Gürbüz "Akbelen‘de şaka gibi uzman görüşü" başlıklı yazısında raporu ağır şekilde eleştirdi. Sevgili Özgür Gürbüz yazısında ‘Türkiye‘nin enerji santrallerinin kurulu gücü 126 GW. En yüksek talebin olduğu gün ve saatte gereken kurulu güç ise 60 GW. Hükümetin açıkladığı hedeflere göre 2035‘e kadar 70 GW daha rüzgar ve güneş gücünün şebekeye eklenmesinin planlandığını biliyoruz Bu da kurulu gücün başka hiçbir ek olmasa bile 2035‘te en az 196 GW olacağını gösteriyor. TEİAŞ‘ın projeksiyonuna göre o tarih için en yüksek talep tahmini ise 92 GW. Talebin iki katı kurulu güç planlanırken, toplam kurulu gücü 1 GW‘ı biraz geçen iki termik santrale mi muhtaç kalacak Türkiye?" diyor.
Bununla kalmadı. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ile TMMOB Makina Mühendisleri Odası, 10 Eylül 2026 tarihlinde "Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan Termik Santrallerinin, Ülke Geneli ve Ege Bölgesi Açısından Elektrik Üretimindeki ve Enterkonnekte Sistem İçindeki Yerleri" başlıklı bir rapor yayımladı. Raporun sonuç kısmında, "2025 yılı sonu somut durum ve bölgedeki gelişmeler ışığında, yaklaşık 40 yıldan fazla süredir devrede olan, ekonomik verimliliğini kaybetmiş ve teknolojisi eskimiş Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy Termik Santrallerinin tamamen devreden çıkarılmasının ülke arz güvenliği ve Ege Bölgesi arz güvenliğine hiçbir olumsuz etkisi olmayacaktır; bunun yanı sıra karbondioksit saliminin azaltılması açısından ülkemize büyük yarar sağlayacaktır" denilmektedir.
Acele kamulaştırma ve ardından bölgenin maden ocağı haline getirilmesinin yaratacağı riskler özel raporlar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin raporları ile belirlenmesinin yanı sıra kamu kurumlarının yıllar öncesinden düzenledikleri raporlarla da tespit edilmiş durumda. Bu konuda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan "Milas-Çamköy-Suçıktı Kaynağı Karst Havzası Hidrojeolojik Etüt Raporu" çok önemli. Ekim 2005 tarihli raporun sonuç kısmında, Suçıktı-Çamköy sahasının güneyinde bulunan (özelleştirmeden önce) TK Karacahisar Kömür İşletme Sahası‘nın, bu sahadaki yer altı suyu sistemini olumsuz etkileyeceği açıkça belirtilmiş. DSİ, belirlenen yeraltı suyu rezervinin kullanılabilmesi için kömür işletme sahasının kuzey sınırının, mevcut jeolojik yapı dikkate alınarak uygun bir mesafede güneye çekilmesi gerektiğini ifade etmiş.
Sözün özü; Milas acele kamulaştırmalarına yol verilirse 627,98 hektarlık 7 köyü kapsayan 679 parseldeki zeytinlik, tarım arazisi, evler, yaşam alanları linyit kömür işletme sahası olacak. İnsanlar, ağaçlar, endemik bitkiler, börtü böcek, kuşlar, yılanlarla tüm canlılar yerinden yuvasından edilecek. Bölge susuz kalacak, kapkara maden ocağı haline gelecek.
Bunlar yaşanırken kasım ayında Antalya‘da yapılacak COP31 toplantısında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve aynı zamanda COP31 Es Başkanı olan Murat t ı Kurum, fosil yakıta dayalı enerji üretimini azaltacakları sözünü verecek. Bu oyunun bozulması ve Milas‘ın yaşamının korunması için acele kamulaştırmalar iptal edilmeli. Danıştay 6. Dairesi‘nden 13 Mayıs 1997 tarihli Bergama Ovacık Altın Madeni projesini kamu yararına aykırı bulan kararına benzer bir karar bekliyoruz. Çünkü yaşamı savunmak erdemdir.
|
 |
|