MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

“ENERJİNİN GELECEĞİ” PANELİ



 
TMMOB 11. Enerji Sempozyumu kapsamında 16 Aralık 2017 tarihinde “Enerjinin Geleceği” Paneli yapıldı. Panelde, plansızlık nedeniyle elektrikte bugün arz fazlası oluştuğu, bunun başka hizmetlerde kullanılacak kamu kaynaklarının özel santrallar lehine israf edildiğini de gösterdiği belirtilerek, bir kamu hizmeti olan elektriğin sadece “kar maksimizasyonu” hedefiyle hareket eden özel sektöre bırakılamayacağı, mutlaka kamu eliyle yürütülmesi gerektiği vurgulandı.
 

 

EMO Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil, başkanlığını yaptığı "Enerjinin Geleceği" Panelinin açılışında, TMMOB ve odalar üzerindeki iktidar baskısının giderek arttığına dikkat çekerek, bunun son örneğinin Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu`nun yargı kararıyla görevden alınmak istenmesi olduğunu söyledi. EMO`nun da üzerinde baskılar olduğunu anlatan Yeşil, özellikle son dönemde Türk Telekom, yaz saatinin kalıcılaştırılması gibi konularda yaptıkları çalışmaların iktidarı rahatsız ettiğini kaydetti.

Hazine eski Müsteşar Yardımcısı Recep Hakan Özyıldız, "Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Projelerine Mecbur muyuz?" başlıklı sunumunda, KÖİ`nin bir proje finansmanı olduğunu belirtti. Altyapı yatırımlarının inşaat ve işletme süresi olarak uzun vadeli olduğuna dikkat çeken Özyıldız, "İnşaatı uzun, işletme süresi de uzun olan bir projeye para aradığınız zaman ister kamu, ister özel olsun, uzun vadeli para bulmak zorundasınız" dedi.  2018 yılı bütçesine ödenek konularak, ilk kez özel sektörün KÖİ projeleri için aldığı dış borçlarına Hazine garantisi verildiğini belirten Özyıldız, "Siz bir kısım özel işletmenin borçlarını ‘şartlar yerine gelirse ben öderim` diyorsanız, ‘Öteki kısmın borçlarını ödemem` diyemezsiniz. Türkiye`de bugün reel sektörün 350 milyar dolara yakın borcu var dışarıya. Borç verenler her zaman ellerinde uygun silahlarla gelip sizden o tahsilatı yaparlar" diye konuştu.

"KÖİ, Kamu Eliyle Zengin Yaratma Projesidir"

Özyıldız, yapılan çalışmalara göre dünyada 2017 ile 2035 yılları arasında 70 trilyon dolarlık altyapı yatırımına ihtiyaç bulunduğu; bunun yüzde 60`ına denk gelen yaklaşık 40 trilyon dolarlık bölümünün de gelişmekte olan ülkelerde olduğunu kaydetti. Türkiye`de 2023 proje hedefleri kapsamında KÖİ ile 325 milyar dolarlık yatırım yapılmasının planlandığını anlatan Özyıldız, projeler için uzun vadeli kaynağın gelişmiş ülkelerde olduğuna işaret etti. Gelişmiş ülkelerin bu projelere kar ve yüksek getiri amacıyla finansman sağladıklarına dikkat çeken Özyıldız, şunları söyledi:

 "Kalkınma Bankası`nın hesabına göre, Türkiye`deki projelerin toplam sözleşme değeri 130 milyar dolar kadar. Yani devlet verdiği garantilerle 130 milyar dolarlık uzun vadeli gelirinden vazgeçmiş, özel sektörden birilerine ‘Gel sana bir sürü garanti vereyim sen bana 59 milyar dolarlık yatırım yap` demiş. Yani 15-20 yıllık gelirlerimden vazgeçtim, siz de bana bunu yapın… Üçüncü havalimanına verilen garantileri biliyorsunuz. Akkuyu ile diğerlerini açmama gerek yok, siz benden iyi biliyorsunuz. Ama Akkuyu`da 12.5 veya 13.5 sentten elektrik satamaz, mümkün değil, bunu sübvanse edecek. Bunun için bütçeden para verecek. TETAŞ`a para vermezse kimse alıp o elektriği kullanmaz. Aynı şey şehir hastanelerinde de bulunuyor. İsveç 2016 yılında ulaştırma, eğitim ve sağlık projelerinde bütün KÖİ`lerden vazgeçti. ‘Pahalı borçlanma var, etkin ve verimli değil, hizmet kalitesi düşük` dedi, yasakladı. Bunu özel sektörle yapmanın bir tek nedeni var; bütün projeleri aynı anda yapmak. Bu kamu eliyle zengin yaratma projesidir. Bunun yerine yapılması gereken şu, proje öncelikleri belirlenir, hem finansman, hem projenin kendisi olarak sıraya konur, devlet bunu yapar. Kısa veya uzun vadeli KÖİ projelerinin hiçbirine bugün ihtiyaç yoktur, kamu bunu kendi eliyle yapılabilir."

"1.2 Milyar Kişi Elektrikten Yoksun"

Enerji İşleri eski Genel Müdürü Budak Dilli, "Enerjide Sürdürülebilir Gelişme, Fırsatlar, Zorluklar" başlıklı sunumunda, dünyada şu anda büyük bölümü Afrika`da olmak üzere 1.2 milyar kişinin elektrikten; 2-3 milyar kişinin de modern enerji kaynakları, ısınma ve pişirmede kullanılacak kaynaklardan yoksun olduğunu belirtti. Enerji talebinin kaçınılmaz olarak artacağını ancak bu enerjinin hangi kaynaklardan karşılanacağı ve nasıl sınırlanacağına yönelik hedefler konulduğunu anlatan Dilli, AB`nin sera gazı emisyonlarını 2020`de 1990 seviyesine göre yüzde 20; 2030`da yüzde 40 ve 2050`de de yüzde 80-95 oranında azaltmayı öngördüğünü, bunun çok iddialı bir hedef olduğunu söyledi. Enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının da artırılmasının hedeflendiğine dikkat çeken Dilli, yenilenebilir enerjide maliyetlerin düşmesiyle yeni fırsatların doğduğuna işaret etti.

Türkiye`de 1923`te sadece 33 MW olan kurulu gücün bugün 80 bin MW`ı aştığına dikkat çeken Dilli, "Kurulu güç her 10 yılda yüzde 137 artmış. Kurulu gücün yüzde 56`sı termik ama üretime baktığımızda termik kaynakların kullanım faktörlerinin yenilenebilire göre yüksek olması nedeniyle tükettiğimiz enerji içinde yenilenebilirin payı hidrolojik barajlarda, yağışlara, rüzgarlara vs. bağlı olarak değişmekle beraber yüzde 25-30`lara çıkmış durumda" diye konuştu.

Türkiye`nin birincil enerjide dışa bağımlığının yüzde 70`in üzerinde olduğuna işaret eden Dilli, "Elektrik enerjisinde dışa bağımlılık 2000 öncesinde yüzde 40-45 seviyesindeydi, şimdi yüzde 40-45 yerli olmaya başladı. İthal bağımlılığı kafasına takmayanlar olabilir. Ama siz eğer bugün ‘Ey bilmem ne`, yarın ‘Ey bilmem ne` derseniz, o ey dediğiniz ülkelerden de enerjinizin yüzde 80`ini ithal ediyorsanız bu sizin için sorun" görüşünü dile getirdi.

"AB Hedeflerine Ulaşmamız Mümkün Değil"

Türkiye`nin enerji kaynaklı emisyon rakamlarına değinen Dilli, kişi başı salımın 6 ton, toplam sera gazı salımının da 475 tona ulaştığını, bunun yüzde 75`nin ulaşım dahil olmak üzere enerjiden kaynaklandığını belirtti. Türkiye`nin halen dünya toplam salımı içindeki payı yüzde 1 olsa da, bunun 10 yıl önce yüzde 0.5 düzeyinde bulunduğunu, hızlı bir artışın yaşandığını bildiren Dilli, "AB`nin 2030 hedeflerinde yer alan sera gazı salımının 1990`a göre yüzde 40 düşürülmesi hedefine ulaşmamız mümkün değil" dedi. Dilli şu görüşleri dile getirdi:

"Sürdürülebilirlik açısından büyük şansımız var. Yenilenebiliri artırmamız hem arz güvenliğini sağlamak, hem dışa bağımlığı azaltmak ve enerji güvenliğini sağlamak, uzun dönemde de maliyetleri düşürmek açısından üçgenin üç noktasının da denge içinde geliştirilebilmesine imkan veren bir konumumuz, potansiyelimiz var. Düşük karbonlu gelişme hedefinin ulusal bir hedef olarak belirlenmesi, karar vericiler tarafından sahiplenilmesi, hedeflerin ve yol haritasının yer aldığı bir enerji eylem planı yayınlanması, hedefler saptanırken gerçekçi bir planlama ve senaryo çalışması yapılması, hedeflere ulaşacağımız yılın buna göre tespit edilmesi, hedeflerin yasal çerçevede yer alması ve ulusal bildirim diye verdiğimiz o bildirimin yenilemesi gerekir.

Zorluklarımız da var. Bu bugünden yarına olacak bir şey değil. Yatırım bedeli de var. Ama bugün bir kömür santralı MW`ı 2 milyon dolarlar seviyesinde gerçekleşirken son ihalelerde gördük bir güneş santralının maliyeti 1000 dolar/kw hatta 700 dolara düştü. En önemlisi sistem işletme. Bu kadar değişken bir enerji kompozisyonunu güvenilir olarak işletmek için iyi eğitilmiş insan gücüne ve araç gerece sahip olmanız gerekir. İletim sistemi işletmesinde çok büyük değişiklikler oluyor dünyada. Depolamada değişiklikler var. Lisanslama değişmeli, çatı tipi daha yapılabilir kılınmalı. Bütün bunlara rağmen bizim 2030`larda tamamen karbonsuz elektrik enerji sistemine geçebilmemiz hiç gerçekçi görünmüyor."

Hedeflere ulaşmak için yatırım ortamının da uygun olması gerektiğini vurgulayan Dilli, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Güven verici, riskleri ve maliyeti azaltıcı tedbirler almak lazım. Bu güvenilir bir hukuk sistemi gerektirir. Risklerin azaltılması için tutarlı, şeffaf açık bir politika izlenmeli, planlama yapılmalı. Düşük karbonlu enerji sistemine geçiş kolay olmayacak ama imkansız değil. Önce hedefi koyup kararlıca uyguladığımız takdirde buna ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Yeter ki düzgün politikalar oluşsun."

"Elektrik Sistemi, 100 Yıl Öncekiyle Aynı"

Enerji Sempozyumu Düzenleme ve Yürütme Kurulu Başkanı Nedim Bülent Damar, "Uygulanan Politikalar Çerçevesinde Türkiye`de Elektrik Enerjisinin Geleceği" başlıklı sunumunda, bütün elektrik enerjisi politikalarının ülkede yaşayan insanların elektrik ihtiyacını karşılamayı hedeflediğini, bu elektriğin de yeterli, kesintisiz, kaliteli, uygun fiyatlı ve çevreye uyumlu olması gerektiğini belirtti. Türkiye`ye elektriğin 1900`lü yılların başında geldiğini ve daha sonraki gelişim sürecini anlatan Damar, özel sektör devlet karışımı bir sistemin oluştuğunu, 1970 yılına gelindiğinde ise elektriğin devlet eliyle tekel olarak yapılmasına karar verilerek TEK`in kurulduğunu kaydetti. Ancak bu sürenin çok kısa sürdüğünü belirten Damar, 1984`te çıkan yasalar ve ardından 2002 yılında elektrik hizmetinin bir piyasa hizmeti olarak nitelendirilmesiyle elektriğin ticari bir mal olarak tarifelendirildiğini anımsattı. Sonuçta Türkiye`nin dünyanın en fazla enerji üreten 20. ülkesi ve Avrupa`nın 6. en büyük elektrik tüketicisi haline geldiğini, elektrik üretiminin yüzde 63`üne serbest üretim şirketleri adı altında özel sektörün sahip olduğunu ve devletin elinde yüzde 25`lik üretim şirketi kaldığını anlatan Damar, şunları söyledi:

"Geri kalan yüzde 12-13 de devletin malı, ama özel sektör tarafından işletilir hale gelmiş. İletim ise tamamen devletin elinde. Türkiye 1000 yılda elektrik ağlarıyla tamamen sarılmış, her taraf elektriklendirilmiş. Elektrik dağıtımına gelince bir başka yöntem uygulanmış: Türkiye`yi 21 bölgeye bölelim, mal bizim olsun, bunları devredelim onlar işletsin, işletmeden kar verelim, bunlar bir çivi çakarsa da o yatırımların parasını da verelim. Şu anda Türkiye`deki sistem böyle. 100-110 yıl önce elektrik geldiğindeki durum neyse bugün de hemen hemen aynısı. Elektrik hizmetlerinin bir piyasa hizmeti olması için her şeyi yapıyor. İhale yapıyor, alım garantisi veriyor, kaynak tahsisi yapıyor. Yürürlükteki hizmet devlet kontrolünde özel sektörün yürütmesinde devletin desteğinde bir sektör durumunda."

"Ülke Kaynakları İsraf Edildi"

Damar, 117 yıllık sistemin Türkiye`yi dünyanın 20. büyük elektrik tüketicisi yaptığını ve arz fazlası oluşturduğunu belirterek, şu görüşleri dile getirdi:

"Kurulu güç 83 bin 190 MW. Tepe gücümüz de 47 bin 660 MW. Yüzde 75 oranında fazla elektrik kurulu gücümüz var. Normalde ülkelerde buna yedek elektrik kaynağı denir, yüzde 20-25 civarındadır; arızalar, bakımlar, su eksikliği gibi sıkıntılarda onu karşılasın diye. Amaç baz yükü mutlaka karşılamak, tepe yükü de yüzde 120-130 fazla yükle karşılamaktır. Biz zamanından önce bu miktarda bir elektrik santralı kurarak, hiçbir şey yapmadıysak israf yaptık. Ülke kaynaklarını gereğinden önce kullandık. Başka hizmetlere kullanılacak bazı kaynakları elektrik santrallarına kullandık.  Üretmeyecek santralı neden o güçte kuruyorsun? 2000 yılından bugüne kadar yapılmakta olan santralların hemen hepsi özel sektör santralı, yüzde 10`unun bile bu şekilde planlanmadığını biliyorum."

Elektrik serbest piyasa malı olduğu ve bir gün öncesinden fiyatı borsa olarak belirlendiği için santralların çalışma kapasitelerini de düşürmek zorunda kaldıklarına işaret eden Damar, 2017`de ithal kömür santrallarının yüzde 73.47, jeotermal santrallarının da yüzde 64 kapasite ile çalıştığını bildirdi. Geri kalan santralların da ortalama yüzde 41 kapasite ile çalıştıklarını anlatan Damar, şu bilgileri verdi:

"MMO`nun geçtiğimiz yıllara bağlı olarak yaptığı tabloya bakıldığında 1991-2000`den sonra giderek düşen bir kapasite görülüyor. 2016 için çıkardığı 3 bin 606 saat de yüzde 41 kapasite kullanımını gösteriyor. Doğalgaz santralı yaparken yüzde 85-90 çalışacağını dikkate alarak yapıyor, bizde yüzde 46 çalışıyor. Bir tek ithal kömürde aşağı yukarı kapasite kullanımı beklentiye denk düşüyor. Diğerlerinin hepsi kapasite faktörünün daha altında çalışıyor. Bir fazla kurulu güç var, kurulu gücümüzdeki kapasite kullanım oranları fizibl olandan daha düşük."

"Türkiye`de Elektrik Fiyatları Yüksek"

100 yıl boyunca elektrik kullanım fiyatlarının çok artmadığını ancak Türkiye`deki fiyatların yüksek olduğunu belirten Damar, EPDK`nın elektrik piyasası sektör raporunun, 2003-2014 yılları arasında mesken fiyatlarının 2.5 misli arttığını gösterdiğini bildirdi. TETAŞ fiyatlarının da 2.2 misli arttığına dikkat çeken Damar, şunları söyledi:

"OECD`nin raporunda 2006 yılında Türkiye`de hane için kullanılan 1000 kwh`nin fiyatı 110 dolarmış, 2014`ün 4. çeyreğinde 178 dolara çıkmış, 8 yılda yüzde 75. Satın alma paritesine göre OECD ülkeleri arasındaki mesken fiyatları skalasında da Türkiye 6. sıradadır. Kanada 8.49 sentken, Türkiye`ninki 30.87 sent. Elektrik fiyatları arttı ama kişi başına düşen gelir de arttı değil. 2000-2015 arasında milli gelir yüzde 45 artarken, elektrik fiyatları yüzde 220, yüzde 250 artmış."

Bugünkü uygulamaların gelecekte enerji fiyatlarının düşme ihtimalini de ortadan kaldırdığını belirten Damar, YEKDEM dışında yenilenebilire alım garantisi verilmezken, nükleer ve kömüre verildiğini hatırlattı. TETAŞ`ın garanti verilen firmalardan elektriği alarak dağıtım şirketlerine sattığına işaret eden Damar, şu görüşleri dile getirdi:

"TETAŞ şimdi almak zorunda. Piyasada fiyat belli. Devlet de fiyatı belirlemiş. Bunu kendi aldığı fiyatın altında da satabiliyor, o zaman da bunu yine kim ödüyor, biz ödüyoruz. Avrupa`nın üçüncü, dünyanın yedinci büyük sistem çöküntüsünü 2015`te yaşadık. Van hariç Türkiye`nin tamamı elektriksiz kaldı. O da İran`dan besleniyormuş. Gerçek resmi bir açıklama hala yapmadılar. Bir teknik rapor yayınladılar, halka sunulacak açıklıkta bir rapor değil" diye konuştu."

Damar, Paris Anlaşması`na uysa dahi Türkiye`nin emisyonlarda AB hedefini tutturmasına imkan olmadığını söyledi. Dünya Enerji Konseyi`nin 125 ülke için enerji sürdürülebilirliği konusunda yaptığı çalışmada Türkiye`nin arz güvenliği açısından 69. sırada yer aldığını bildiren Damar, "Bir sürü santral yaparak enerji güvenliğini sağlamak mümkün değil. 2006-2016 yılları arasında kurulan santrallara bakın, hani dışa bağımlılığı azaltacaktık? Kurulanların büyük çoğunluğu ithal kömür ve doğalgaz santralı. 13 bin MW sektör tarafından yapılan su santralı var" diye konuştu.

Elektrik hizmeti "kar amaçlı bir piyasa hizmeti" olarak görüldüğü için bu sonuçların doğduğunu anlatan Damar, elektriğin "kamu hizmeti" olduğu ve merkezi olarak planlanması gerektiğinin altını çizdi. Damar, "Bizim yaptığımız çalışmaya göre mevcut kapasitenin yüzde 41`in olan kullanım kapasitesi yüzde 49`a gelirse 2023, yüzde 57`ye gelirse 2026 yılı tüketimini karşılayacak düzeydedir" dedi.

"Neoliberal Politikalar Yoksulluk, Hastalık Yaratır"

Gazi Üniversitesi`nden Prof. Dr. Aziz Konukman, enerji talep tahminlerinin büyümeden bağımsız çizilemeyeceğini belirtirken, "Tersine döndüğü anlar vardır, kriz anları, enerji krizleri. Büyümeyi enerji krizi kısıtı altında yapmak zorunda olduğunuzda o zaman enerjiyi dikkate alırsınız, yoksa büyümeyi esas alırsınız" dedi. Büyümenin nasıl olacağının iktisat politikalarına bakarak anlaşılabileceğini kaydeden Konukman, IMF ve Dünya Bankası politikaları sonucunda dünyada sorunların çözülmediğine, hatta yeni krizlerin çıktığına işaret etti. Konukman, şöyle konuştu:

"Kağıt üzerinde sermayeden alacağımız vergiden vazgeçiyoruz, peki kime harcıyoruz, yine sermaye çevrelerine harcıyoruz. Neoliberal politikalar yoksulluk, hastalık yaratır. Bunun üzerine yoksulluk paketleri gelir. Ama yoksulluğu ortadan kaldırmak yok. Ne yapacaksınız, yöneteceksiniz. Sosyal devletin bütün unsurları tasfiye edilerek, sadaka devlet, hayırsever devlet getiriliyor. Bu, kamu maliyesinin en önemli devlet biçimlerinden biri. Peki ne farkı var? Sosyal devlet iyi bir şey. Anayasalar ile tanımlanmış, bütçe hakkı belgelere girmiş, o kazanılmış hak, oradan geri aldım diyemezsin. Ama sadaka devlet ‘Bugün veririm yarın vermem; bu belediyeye veririm öbürüne vermem` der. Popülizm denilen bir illet var, bütçeyi tırtıklıyor. Siyaseti ekonomiden uzaklaştıralım. Neyle yapacağız bunu, yönetişim modeli ile yapacağız. Nedir yönetişim, bürokrasi olacak, sermaye olacak, bir de sivil toplum kuruluşları olacak."

Kamu yararının, toplumun menfaatleri doğrultusunda kaynak tahsisi yapılması anlamına geldiğini belirten Konukman, sosyal fayda-maliyet analizine dikkat çekerek, şunları söyledi:

"Nükleer santrallarda çok önemli bir maliyet var: Atık! Nükleer atık 1000 yıl boyunca ekolojik sistemi yerle bir edecek. Sinop`ta hayır derken, her yerde hayır diyoruz nükleer santrala. Ukrayna`ya da kurulmasın. Mersin`dekinin ÇED raporuna bakın, bir bölge tayin ediyor, oradaki etkilerini anlatıyor. Bunu Moskova alacakmış, beni yine etkileyecek, böcekleri etkileyecek. Ekoloji sadece benim mi? Ekolojik sistemi bozan bir enerji politikası olamaz. İşletim maliyeti, kurulumu nedir, faydaları nedir, kaç sent elektrik üretiyor, bakmam onlara, o sizi yanıltır, bunun insan sağlığına yaratacağı etkileri ölçebilir misiniz, ölçebilecek bir unsur yok, ölçemezsiniz."

Enerji sektörünün özel sektöre bırakılamayacağını, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) yeniden kurulması gerektiğini savunan Konukman, "Korkmayalım slogan atalım yeniden KİT diye! Enerji gibi bir sektör, dağıtım, iletim, üretim özel sektöre nasıl bırakılır,  böyle saçmalık olur mu? Dağıtım birisine, iletim birisine, bunlar neoliberalizmin bize dayattığı şeyler. Aslanlar gibi çalışmalı o kurumlar. Londra`da içme suyu taşerona verilmişti şimdi geri alındı. Niye özel sektöre vereyim?" diye konuştu.

İç kaynaklara dayalı yeni bir model inşa edilmesini öneren Konukman, şunları söyledi:

"Fayda-sosyal maliyet analizi yapalım. Kömür gibi kapatılması gerekiyorsa, geçiş süreci yapalım. Madeni kapatıp ne halin varsa gör demeyelim. Adil bir geçiş dönemi, sübvansiyonlar vererek… Kömüre vereceğine buradaki adamlara verirsin, sosyal politikayla bütün bu geçişleri yapabilir, kirli sanayileri de kapatırsın. Umutsuz olmayalım. Siyasileri beklersek 150 sene planlama gelmez. Ama biz çalışma yapar, al sana alternatif büyüme dersek bu iş çözülür. Büyüme kategorilerinde bu milli gelire bakmayalım, bu veriler gerekli ama yeterli değil. Hoşnutsuzluk endeksinde enflasyon ve işsizliği toplarsınız. Büyümenin niteliğini ölçer, kalitesiz olduğunu gösterirsin. Milli gelir yüzde 11 arttı diyorsanız, trafikte bekleme süreniz arttıysa, sinir sisteminiz gerildi, doktora gittiniz, o zaman milli gelir düşer. Biz de bu rakamları üretebiliriz."

Soru-Yanıt Bölümü

Panelin tamamlanmasının ardından katılımcıların sorusu üzerine Hazine eski Müsteşar Yardımcısı Recep Hakan Özyıldız, Türkiye`nin bugün karşı karşıya kaldığı en büyük sorunun sıcak para olduğunu kaydetti. Özyıldız, "Ellerinde trilyonlarca dolar para var. O paraları getirecek yatıracak, kendi ülkesinde yüzde 2.5 faiz alırken, sizin ülkenizde yüzde 13 alacak. Yılda o adama aktardığınız faiz 135 milyar dolar karşılığıdır. Ona aldığınız borç karşılığında faiz aktarıyorsunuz. Bunlara çözüm bulamadıkça hiçbir anlamı yoktur" diye konuştu. Özyıldız Türkiye`nin sıcak paraya bağımlılık sorunu çözülmedikçe, antiemperyalist bağımsız bir ülke olmasının önünün açılamayacağını kaydetti.

Enerji İşleri eski Genel Müdürü Budak Dilli, Keban Barajı`nın bu yıl hatalı olarak fazla çalıştırıldığını belirterek, "Su seviyesi normalde 820 metreyken Keban üretemez. En az Ocak ayına kadar 830`un üzerinde tutmaya çalışırız ki, Ocak puantını da geçirdikten sonra baharda su gelmeye başladıktan sonra Keban`ı doldurabilelim. Aralık ayı başında 830`un altına düşmüş. Keban bu sene piyasa fiyatlarını düşürmek ve zam yapmamak için fazla çalıştırıldı" dedi.

Gazi Üniversitesi`nden Prof. Dr. Aziz Konukman, anlattıkları modelin iç pazara dayalı, sıcak paranın kesildiği bir model olduğunu belirtirken, hükümetin içeriden kaynak yaratamadığı için sıcak para istediğine dikkat çekti. Konukman, "Planlama dediğimiz şey bölgeseli, yereliyle her şeyiyle birlikte oluşturulmalı. Yapmazsan AB gelir 26 bölgede kalkınma ajansı kurdurur. Oradan katma değeri artıran bir sanayi modeli çıkar mı çıkmaz" diye konuştu.

Enerji Sempozyumu Düzenleme ve Yürütme Kurulu Başkanı Nedim Bülent Damar da, elektrik bir "kamu hizmeti" olarak tarif edilmedikçe tartışmaların süreceğine işaret ederek, "Özel sektörün ana amacı karın üstüne kar katmaktır. Karını yükseltmek için de ne kadar regülasyon koyarsanız koyun bir açık kapı bulur. Yine bize tartışılacak konu çıkar. Bu tarifin mutlaka değiştirilmesi gerekir. Bu değiştirilmiş tarif üzerinden şu mekanizmayı mı kuralım diye tartışmaya başlayabiliriz" diyerek konuşmasını tamamladı. 



KANAL B- HABERLER

01.04.2018
 


Çok Okunanlar


EMO’DA YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ

EMO’DA GÖREV DAĞILIMI YAPILDI

EMO’DA GÖREV DAĞILIMI YAPILDI

EMBK SINAVLARI ERTELENMİŞTİR

EMO’DA DEVİR TESLİM TÖRENİ

EMO 46. OLAĞAN GENEL KURULU 2. GÜN ÇALIŞMALARI

EMO 46. OLAĞAN GENEL KURULU BAŞLADI

EMO 46. OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANIYOR

EMO 46. OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANIYOR

EMO 46. OLAĞAN GENEL KURUL GÜNDEMİ

Okunma Sayısı: 98


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2018 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18



Diğer birimlerin iletişim bilgileri için tıklayınız

 
 
KEY İnternet Hizmetleri