MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 KOCAELİ ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

YAYIN SATIŞ VE KİTAP LİSTESİ

   · 

ÖNEMLİ EVRAKLAR

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 BOLU   KOCAELİ   SAKARYA   ZONGULDAK   BARTIN   KARABÜK   DÜZCE 
 

 
MİSEM BANNER
 
MİSEM DIŞI BANNER
 
ÜYELİK
 
ÜYELİKLE İLGİLİ BELGELER
 
İŞ VE ELEMAN ARAYANLAR
 
TEMSİLCİLİK ADRES VE TELEFONLARI
 
SMM
 
EĞİTİMLER
 
ÖLÇÜM VE BİLİRKİŞİLİK BAŞVURU FORMU
 
ŞUBEMİZDE SATIŞA SUNULAN KİTAP LİSTESİ
 
ÇALIŞANLAR OLARAK HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?
 
TÜRKİYE’DE MÜHENDİS-MİMAR-ŞEHİR PLANCISI PROFİL ARAŞTIRMASI
 
DERGİ 437. SAYI

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

17 AĞUSTOS DEPREMİNİ YAŞADIK, UNUTMADIK; YAŞAM İÇİN UNUTTURMAYACAĞIZ!…



 
17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen Marmara Depremi`nin 20. yılında TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu olarak hazırladığımız anma etkinlikleri kapsamında basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasına TMMOB a bağlı odaların Kocaeli Şubeleri, Üyelerimiz ve Diğer kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı.
 

17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen Marmara Depremi‘nin 20. yılında TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu olarak hazırladığımız anma etkinlikleri kapsamında basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasına TMMOB a bağlı odaların Kocaeli Şubeleri, Üyelerimiz ve Diğer kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı.

17 AĞUSTOS DEPREMİNİ YAŞADIK, UNUTMADIK; YAŞAM İÇİN UNUTTURMAYACAĞIZ!…

Bugüne kadar yaşamış olduğumuz depremler, ülkemizin bir deprem ülkesi olduğunu ortaya koymaktadır. 100 yıl içerisinde oluşan depremlerde yaklaşık 110 bin insanımız yaşamını yitirmiş, 700 bin civarında yapı yerle bir olmuştur. Çok sayıda insanımız yaralanmış, sakat kalmış, milyarlarca dolar ekonomik kayıp ortaya çıkmıştır.

"Kuzey Anadolu Fay Hattı", dünyanın en tehlikeli faylarından biridir. Bingöl Karlıova`dan Marmara Denizi`ne ve oradan da Yunanistan`a geçen bir fay hattıdır. Bu fay hattında oluşan her deprem başka bir depremin habercisi olarak fay hattı üzerinde veya yakınında bulunan kentleri büyük ölçüde etkilemektedir.

Bu nedenle büyüklüğü 7,4 olan 17 Ağustos Gölcük merkezli deprem; başta İstanbul olmak üzere çevre illeri büyük ölçüde etkilemiştir. En büyük can kayıpları Kocaeli, Sakarya ve Yalova`da ortaya çıkmıştır. 16 ilimiz bu depremden etkilenmiştir.

Depremin yol açtığı yıkımlar çok sayıda can kaybına ve çok büyük yapı hasarlarına neden olmuştur. Yapılarda meydana gelen yangın ve kimyasal madde sızıntıları nedeniyle insanlar zehirlenmiş, çevre felaketleri yaşanmıştır.

Depremler; can kaybı, yaralanma, sakat kalma, ekonomik kayıplar, psikolojik sorunlar, bulaşıcı ve salgın hastalıklar, pazar kaybı, üretim ve gelir kaybı, enflasyon, acil yardım harcamaları, işsizlik ve planlanan yatırımların gecikmesi gibi önemli sonuçlar doğurmaktadır. 17 Ağustos Depremi bu sonuçların tümünü ortaya çıkaran bir deprem olarak kayıtlara girmiştir.

Ülke tarihimizin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Gölcük Merkezli Doğu Marmara depreminin üzerinden tam 20 yıl geçti. Bu depremde; Resmi rakamlara göre 18 binin üzerinde yurttaşımız hayatını kaybetti, 50 binden fazla kişi yaralandı. 330 bin konut, 50 bin işyeri hasar gördü, Yapıların %6`sı yerle bir oldu, %7`si ağır hasar aldı ,%12`si  de orta ölçekte hasar gördü. Yani yapılarımızın %25`i, kullanılamaz hale geldi. Kimi referanslara göre 20 milyar dolardan fazla ekonomik kayıp ortaya çıktı.

 "Kocaeli`de depremde ağır hasar alan 29 binanın içerisinde insanların yaşadığı bilinmektedir. Yapı stokumuzun yaklaşık yüzde 50`si hala depreme dayanıksız" olduğu ve maalesef Kocaeli`de yapılaşmayla ilgili çok ciddi yol alınamadığı ilgili oda yetkililerimizce ifade edilmektedir.

"İlimizde, 1999 Depremi‘nde yaklaşık 4 bin binamız orta hasar almış, ancak 2 bin tanesi güçlendirilmiştir. Kalan 2 bin adet bina, hala insanlarımız tarafından kullanılmaktadır. 2012 yılında çıkarılan Kentsel Dönüşüm Yasası`ndan sonra binaların depreme dayanıklı olup olmadığı lisanslı firmalar tarafından testleri yapılarak raporlanmaktadır. Bu raporlar sonucu yaklaşık 5 bin binanın risk analizi yapılmış olup, bunların 4 bin 500 tanesi yıkılmıştır. Geriye kalan 500 binada ise hala yaşamın devam ettiği bilinmektedir. Bu durumda ilimizde en az 529 bina da yaşayan hemşehrilerimiz olası bir depremde ölümle burun burunadır ve o evlerde yaşamların devam etmesine Belediyelerimiz göz yummaktadır. Kartal`da kendiliğinden yıkılan bina dahi Belediyelerimizi "yaşatmak" için harekete geçirememiştir.

1999 Gölcük ve Düzce Depremlerinin ortaya çıkardığı büyük ölçekli can ve ekonomik kayıplar nedeniyle, her kurum ve kuruluş "deprem" konusunda yeni organizasyon ve mevzuat düzenlemelerini yapmış, ancak zaman ilerledikçe adeta deprem gerçeği unutulmaya yüz tutmuş ve oluşturulan organizasyonlar ile yasal düzenlemeler de etkisizleşmiştir.

Bu yapılanmaları incelediğimizde;

9 Haziran 2000 tarihinde, "Bilim insanlarınca yapılan deprem tahminlerini bilimsel açıdan değerlendirerek sağlıklı sonuçlar üretme ve kamuoyunun bu konuda en güvenilir bilgiyi sağduyu biçiminde alabilmesini sağlayacak açıklamalar yapma" ve "Ülke ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, deprem zararlarının en aza indirilmesine yönelik araştırma çalışmaları için öncelikli alanları belirleme" konularını öncelikli çalışma planı olarak belirleyen Ulusal Deprem Konseyi kuruldu. Konsey 2002 yılında öncü ve kapsamlı bir çalışma ile ‘Ulusal Deprem Stratejisi`ni tüm boyutları ile kitaplaştırmış, 2005 yılında ikinci bir çalışma ile deprem alanında yapılması gereken araştırma konularını tanımlamıştı. Maalesef bu önemli çalışmaları yapmış olan Ulusal Deprem Konseyi kuruluşundan 5,5 yıl sonra 6 Ocak 2007 tarihli Başbakanlık genelgesiyle lağvedildi. Kapatılan Konsey, dünyadaki politika değişikliklerini göz önüne alarak Türkiye`de hangi sistem ve yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymayı hedefleyen bir çalışma yapmaktaydı. 
 

O zamanki adıyla Bayındırlık Bakanlığı koordinatörlüğünde, çalışmaları Şubat 2004 tarihinde başlatılıp yedi ayrı grupta sürdürülen Deprem Şurası, kesin raporlarını Temmuz 2004 ayında elde etmiş, yapılan çalışmalar Deprem Şurası Sonuç Bildirgesi`ne dönüştürülerek Bakanlık tarafından ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşılmıştı. 
 

Yine 2004 yılında ‘Türkiye İktisat Kongresi Afet Yönetimi Grubu Raporu` hazırlanarak kamuoyuna sunulmuştu. Bu raporlar ayrıntılı olarak incelendiğinde hemen hepsinin aynı konularda benzer sonuçlara eriştiği eşdeğer konulara işaret edip eşdeğer çözüm önerilerinde bulunduğu görülür.

2004 yılından sonra aradan geçen 7 yıllık süreçte çözüm önerilerine ilişkin hiçbir girişimde bulunmayan siyasi iktidarın 2011 yılında hazırladığı "Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı" (UDSEP) ise geçmiş çalışmalarda ayrıntılı olarak açıklanan tespit değerlendirme ve çözüm önerilerinin yüzeysel bir kopyasıdır.

2009 yılında ise Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Sivil Savunma Müdürlüğü bir çatı altında toplanarak AFAD kurulmuştur. Daha geçen yıl, 2018 yılına gelindiğinde, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 17 Ağustos öncesi özet olarak ;"vatandaşlar birey olarak hazırlanmak zorunda; Afet bilincine sahip olmak zorunda"... şeklinde beyanda bulunmuştur. Depremin sistematik olarak kamusal plan ve eylemlerini yapması gereken kurumlardan birisi olan AFAD bu beyanıyla adeta "herkes başının çaresine baksın" demiştir.

Mevzuat Düzenlemeleri incelediğimizde ise;

"Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" 16 Mayıs 2012 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Yasası olarak bilinen Yasa ise, bırakınız geçmiş dönemde yapılan bilimsel çalışmaların gereklerini dikkate almayı, henüz bir sene önce yürürlüğe giren "Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı"ndaki hedefleri bile karşılamamaktadır.

Ülkemizde 81 ilin 55`inin Birinci Derece Deprem Bölgesi`nde bulunmasına karşın Yapı Denetim Yasası`nın 2001`de yalnızca 19 ili kapsaması, tüm illeri ise ancak 1 Ocak 2011`den itibaren kapsamış olması; Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşumların devre dışı bırakılması ve mühendislik, mimarlık hizmetlerine gereken önemin verilmemesi, deprem önlemlerinin ülkemizdeki yetersizliğine ilişkin ciddi ipuçları sunmaktadır.

18 Mart 2018 tarih ve 30364 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete`de, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından; "Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği" yayımlanmış ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikte, kamu yararı ve bilimsel esaslar göz ardı edilmiş ve Jeoloji ve Jeofizik Mühendislerinin hizmetlerine tam olarak yer verilmemiştir. Amacına ulaşması için yönetmelikteki eksikliklerin giderilmesi ve yanlışların düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu yıl, Meclis tatil edilmeden hemen önce kamuoyuna "Yapı Denetimi Hakkında Kanun ve Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı" adıyla bir çalışma sunulmuştur. Yeni Yasa taslağı ise hizmetin kamusal niteliğini öne çıkartma yerine daha fazla ticarileştirilmesini öngörmekte ve bu niteliğiyle denetim hizmetlerinin formaliteye dönüşmesi potansiyelini taşımaktadır.

3194 Sayılı İmar Kanununun 8. Maddesine eklenen 1ı) bendi ile rapor onay vizelerinin kaldırılarak Meslek Odalarının denetleme yetkisi yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu düzenleme; mühendislik hizmetlerinin mesleki ve teknik esaslara ve ülke yararı doğrultusunda verilmesini engelleyici bir düzenlemedir. Kamu yararı açısından Odaların mesleki denetimini yok etmeyi hedefleyen bu değişikliğin düzeltilmesi gerekmektedir.

Önemli bir başlık: İmar Barışı

Ülkemizde yapı stokunun %60`ından fazlası kaçak veya kurallara aykırı, yeterli teknik hizmet almadan yapıldığı bilinmektedir. Deprem Yönetmeliğine aykırı olarak yapılan, ruhsatsız ve kaçak yapıların önünü açan, deprem riskini yok sayan, mühendislik hizmeti almayan binalara imar affının getirilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Bugüne kadar onlarca kere son kez diye ortaya çıkarılan İmar Affı, 26.kez ve adı da "İmar Barışı" olarak sunuldu. Son İmar Affı 10 milyonun üzerinde kaçak yapının ruhsatlandırıldığı bilinmektedir. "İmar Barışı"yla, insanların yaşam haklarının yanı sıra, Kamu vicdanı, kanunlara saygılı vatandaşlarımız ve işini doğru dürüst yapan meslektaşlarımız da yok sayılmaktadır…

TBMM Meclis Araştırma Komisyonu`nun Marmara Depremi`nden sonra yaptığı araştırmada, deprem bölgelerinde hasar gören ya da yıkılan yapıların % 80`inin imar aflarından yararlandıkları saptanmıştır. Bu gerçek tüm çıplaklığı ile kayıt altına alınmışken, getirilmiş olan son imar affı ile; 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, işlevsiz bir hale getirilmiştir.

26 Milyondan fazla konut stoğunun %35 inin imara uygun olduğunu, bir başka deyişle % 65 inin mühendislik hizmeti görmediğini, depremsel açıdan riskli olduğu beyan edilmiş, gelmiş geçmiş en büyük imar affı ise "İmar Barışı" şeklinde adlandırılmıştır...

İmar Affı sürecinde, "affı" çıkartanlar "Vatandaş mühendislere 2-3 bin lira vermesin" diyecek kadar bilim ve mühendislik-mimarlık karşıtı ve oldukça sığ bir yaklaşım göstermiştir...

Gerek 17 Ağustos Depreminin ortaya çıkardığı gerçekler, gerekse meydana gelen diğer depremlerde karşılaştığımız durumlar yapı stokumuzun büyük ölçüde risk taşıdığını, deprem güvenliklerinin olmadığını açıkça ortaya koymuştu.

Deprem bir doğa olayıdır. Bu gerçek kabul edilmeli fakat bilimin ve mühendisliğin gerekleri de yapılmalıdır. Depremle birlikte ortaya çıkan can ve mal kayıplarını  "kadere" bağlayarak sorumluluktan kaçıp kurtulma anlayışı doğru değildir. 

Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın temel yollarından ilki mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesidir. İkincisi, yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır.

Mevcut yapı stokunun durumundaki belirsizlik endişe vericidir, bir çoğunun deprem güvenliği yoktur.
Yeni yapılan ve yapılacak yapıların yeterli ölçüde mühendislik hizmeti alması ve denetlenmesi ihmal edilemez bir zorunluluktur.
Mal sahibi adına kendisini denetleyecek olan yapı denetim kuruluşunu müteahhitler belirlemektedir. Bu sistemin acil olarak değişmesi gerekmektedir.
Afet Toplanma Alanlarımız yoktur/yetersizdir ve halk tarafından nerelerde oldukları dahi bilinmemektedir.
Hala doğal afet senaryoları üzerinden yapılması gereken tatbikatlar gerçekleştirilmemiştir.
Bir çok kentimizde Kentsel Dönüşüm Master Planı yoktur.
Bilim ve mühendislik ilkeleri çerçevesinde yapılan tüm Master Planların içerisinde yer aldığı bütüncül nazım imar planlarımız yoktur.
Her yıl çok sayıda mühendislik diploması verilmesinden öte, mühendislik ve mimarlık eğitimi kalitesi yükseltilmelidir. 
Her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işlerin yapılması sağlanmalıdır.
Ruhsatlardan mühendis ve mimarların imzasının kaldırılması, ruhsat projelerinin oda denetiminden bağımsız olması, mesleğimizin gelişiminin engellenmesi, sahteciliğin önünün açılması engellenmelidir.
Oda ile meslek insanı arasına örülmeye çalışılan duvarlar kaldırılmalıdır. 
Mevcut Yapı Denetim Yasasının öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; uzmanlık niteliği olan yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli benimsenmeli; mevcut yasa iptal edilerek yeni bir yasa çıkarılmalı; 3194 sayılı İmar Yasası ve bağlı ikincil mevzuat, söz konusu model esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.
Bütün kamu yapıları yasa kapsamına alınmalı; TOKİ, KİPTAŞ v.b. kuruluşların inşaatlarının denetimi yeni yapı denetim sistemine dahil edilmelidir.
Denetçi belgeleri ve takibi ile yapı denetimi mekanizmasında yer alan meslektaşların sicillerinin tutulması ve meslek içi eğitimler TMMOB`ye bağlı Odalarca yapılmalıdır.
"Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı 2011-2023" TMMOB`nin Görüşleri Alınarak Yeniden Düzenlenmelidir.
Temel sorun; plansızlık, çarpık kentleşme, yapı üretim sürecinin ve mesleki uygulamaların niteliksiz olmasının yanında,  tüm ülke topraklarının inşaat sektörünün bir arazisi olarak görülmesi, yapı denetiminin yetersizliği veya hiç olmamasından kaynaklanmaktadır. Sorun, depremin kendisi değil ranta dayalı uygulanan politikaların doğurmuş olduğu sonuçlardır.

  
Açıklıkla söylenebilir ki 17 Ağustos Depreminin acı sonuçları henüz yaşanıyorken yapılan bilimsel çalışmalar ve mevzuat değişiklikleri daha sonraki dönemlerde birer birer geri alındı veya yapılan düzenlemeler amacından uzaklaşmıştır. Depremlerin yıkıcı ve acı sonuçları da kullanılarak yeni bir rant düzeni oluşturulmuştur.

Proje müelliflerinin imza yetkilerinin kaldırılmasıyla, sorunlu Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği maddeleriyle, İmar Aflarıyla, Yapı Denetim Sistemi ve benzeri yasal düzenlemelerle, Mühendislik hizmetinin niteliğini yükseltmek yerine meslek odalarını işlevsizleştirerek sahte mühendisliğin önünü açan bu düzenlemelerle ancak; Depreme dayanıksız, mühendislik hizmeti almamış yapıların sayısı artar. Ülkeyi yönetenlerin tercihini bilimden, doğadan ve insandan yana kullanmaları, ülkemizin deprem gerçeğine uygun ulusal bir deprem politikası belirlemeleri artık acil bir meseledir.

17 Ağustos Depremini Unutmadık, Yaşam için Unutturmayacağız…

 

16 AĞUSTOS 2019, 20:30

TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu (İKK)


Çok Okunanlar


DÜZCE ÜNİVERSİTESİNDE ‘’EMO VE EMO MEVZUATI SERBEST MÜŞAVİR MÜHENDİS (SMM) NEDİR? ‘’ KONULU SEMİNER DÜZENLENDİ.

EMO İZMİR ŞUBESİNİN DÜZENLEMİŞ OLDUĞU VI. ELEKTRİK TESİSAT ULUSAL KONGRE VE SERGİSİ’NE EMO KOCAELİ ŞUBESİ OLARAK KATILIM SAĞLADIK.

EMO KOCAELİ ŞUBESİ 10.DÖNEM 3. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

EMO DÜZCE TEMSİLCİLİĞİ TARAFINDAN DÜZCE ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜM BAŞKANLIĞI ZİYARET EDİLDİ.

EMO GENÇ TOPLANTISI DÜZENLENDİ

YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ EMO KOCAELİ ŞUBESİNDE YAPILDI.

SAKARYA UYGULAMALI BİLİMLER ÜNİVERSİTESİNDE MÜHENDİSLİĞE HAZIRLIK SEMİNERİ YAPILDI

SANTEK 6.DOĞU MARMARA SANAYİ VE TEKNOLOJİ FUARINA KATILIM SAĞLANDI.

SAKARYA 2. ORGANİZE SANAYİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ ZİYARET EDİLDİ

SAKARYA UYGULAMALI BİLİMLER ÜNİVERSİTE EMO GENÇ TOPLANTISI YAPILDI

Okunma Sayısı: 15


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2019 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18


 
 
KEY İnternet Hizmetleri