 |
EMO Ankara Şubesi tarafından, 8 Nisan 2026 tarihinde “Mühendislik Eğitiminin Bugünü Ve Geleceği” başlıklı panel düzenlendi. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Mahir Ulutaş’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, Prof. Dr. Arif Nacaroğlu, Prof. Dr. M. Gülbin Dural, Prof. Dr. Hayrettin Köymen ve EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş konuşmacı olarak yer aldı. Paneli izlemek için aşağıdaki bağlantıyı takip edebilirsiniz.
MÜHENDİSLİK EĞİTİMİNİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ PANELİ Halil Eker, Doğan Anakök, Mete Bulut ve Serhat Özyar anısına ithaf edilen Panelin açılışını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş yaptı. Nisan ayının Oda açısından hüzünlü bir ay olduğunu çünkü Odaya emek vermiş dört önemli kişiliğin bu dünyadan ayrıldığı bir ay olduğunu belirten Pektaş, "Ama aklımızda, anılarımızda hala yaşıyorlar ve biz onları unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek için vefa borcumuzu yerine getiriyoruz. Her dört değerimizi de yakından tanıma mutluluğuna erişmiş biri olarak hüznüm belki biraz daha fazla, ama onları tanımış olmanın gururunu da taşıyorum. Böyle zamanlarda konuşmak çok zor. Biz hiçbirinin unutulmaması için onları anmaya anılarını ve mücadelelerini yaşatmaya devam edeceğiz. Hepsini özlem ve saygıyla anıyorum." dedi. Pektaş`ın konuşmasının ardından, güzel bir Türkiye, yaşanılır bir dünya mücadelesi verenlerin ve bu uğurda hayatını kaybedenlerin anısına 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı ve ardından Halil Eker, Doğan Anakök, Mete Bulut ve Serhat Özyar`ın özgeçmişlerinin yer aldığı kısa bir video gösterimi yapıldı. Panelin moderatörlüğünü yapan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Mahir Ulutaş Halil Eker, Doğan Anakök, Serhat Özyar ve Mete Bulut`u anarak başladığı sözlerine şöyle devam etti; "Kendileri odamızın çalışmalarına önemli katkılarda bulunmuş, tarihsel değerlerimiz, onların anılarını yaşatmaya devam edeceğiz. Bugün eğitimin bugünü ve geleceğini konuşacağız. Dört değerli konuşmacımız var. Mühendislik eğitiminin bugününü ve geleceğini biz uzun dönemdir konuşuyoruz. Bu konuda pek çok etkinlik gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde Ankara şubemizin eğitim sempozyumu yapma düşüncesi var. Orada da hem işin akademik boyutunu hem de mesleki boyutunu uzun uzadıya konuşacağız." dedi. Panelde ilk söz alan konuşmacı Gaziantep Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Nacaroğlu, Mühendislik eğitimi ile ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında bu kapsamda hazırlanmış ilk raporun 1923 yılında olduğunu söyleyerek, "Rapor şöyle başlıyor. Bu cümle hiç eski değil gibi aslında 100 yıl önceden bir cümle ama cümle şöyle diyor, üniversite eğitiminin daha sonraki uzmanlaşma için gerekli olan ortak bir temeli sağlaması gerekir. Bilim mi yoksa mühendislik pratiği mi öğretmeliyiz, ne kadar teori, ne kadar tasarım, ne kadar analiz olmalı, eğitimde ve ne kadar beşeri bilimler olmalı eğitimin içinde. Yine aynı raporda, eğitimciler yani üniversiteler o zaman ki 1923 yılından bahsediyorum. Endüstri olabildiğince ve meslek kuruluşları bu konularda görüş belirtmeli ve bir eğitim modeli oluşturmalıdır diye ilk soruyu soran yazılı bir rapor. Aradan geçen 103 yıla rağmen hemen hemen aynı konuları konuşuyor durumdayız" dedi. Mühendislik eğitimi ile ilgili tartışmaların odaklandığı yerin her zaman, eğitim teorik mi olmalı, pratik mi olmalı, teorik eğitimin arkasından gelecek pratik eğitim üniversitede mi olmalı ya da sanayide mi olmalı, 4 yıl mı olmalı, üç yıl mı olmalı çerçevesinde gerçekleştiğini vurgulayan Nacaroğlu, 1970 yılında da bu kapsamda bir rapor oluşturulduğunu ve eğitimin yeniden planlanması, üniversitelerin, meslek odalarının ve sanayinin de bulunduğu bir konsorsiyum ile bu planlamanın oluşturulması gerektiği belirtilmiş dedi. Üniversitede bilim üretmek için birçok unsurun bir arada olması gerektiğini kısaca özetleyen Nacaroğlu, üniversite yönetimlerinin seçimlerle belirlendiği, öğrencisiyle öğretim üyesiyle tüm tarafların her kademede söz hakkına sahip olduğu birlikte karar mekanizmalarının geliştirildiği bağımsız bir ortamda eğitimin kalitesinin artırılabileceğini belirtti. Üniversiteye giriş sınavının tamamen ezbere dayalı bir sınav olduğunu zekayı ve yeteneği ölçebilen kapasitede bir sınav olmadığını vurgulayan Nacaroğlu, "Kimse kendi becerilerini kabullenip, o beceri doğrultusunda bir seçime yönlendirilmiyor, biz hatayı ilk olarak öğrenci seçiminde yapıyoruz. Meslek liselerinden mezun olanların bir öncelikli girmesi gereken yerlere daha çok düz liseliler, daha yüksek puanlar, daha temel matematik, fizik, kimya bildikleri için onlar daha öncelikle kazanabiliyor, bunlar hep öğrenci seçimindeki problemler." diye konuştu. Öğrencilere salt bilgi yüklemenin bir anlam ifade etmediğini, bilgiyi nasıl kullanacağını, kim için çalışması ne kadar yapması gerektiğinin aktarılması gerektiğini vurgulayan Nacaroğlu, Türkiye`deki üniversite çeşitliliğinin ve çok fazla mühendislik fakültesi olmasının da büyük bir sorun olduğunu dile getirdi. Nacaroğlu, Mühendislik eğitimi müfredatının öğrencilerin zekalarını, yeteneklerini ve yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri tasarım derslerinin yıllara yayılarak verildiği, projelerinin desteklendiği bir biçimiyle güncellenmesi gerektiğini belirterek sözlerine son verdi. Panelistlerden ikinci olarak söz alan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülbin Dural, Günümüz Türkiye`sinde Mühendislik Eğitiminin Sorunları başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Sorunlara değinebilmek için mühendislik eğitiminden neler beklendiğini ve bu beklentilerin ne kadarının gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini tespit etmek gerektiğini belirten Dural, mühendislik eğitiminde güçlü temel bilim ve mühendislik bilimleri altyapısının olması gerektiğini vurgulayarak, "Özellikle güncel teknolojiler içeren dallarda kendisini kolaylıkla güncelleyen mühendisler yetiştirmek, öğrencilere alanda öğrenmek, kendini kendisini geliştirebilme becerisi kazandırmak, farklı mühendislik dallarında alınacak seçmeli ders(ler)le kazanılacak vizyon, uygulama içeren derslerde laboratuvar desteği, farklı derslerde kazanılan beceriler bir ürün tasarımı/gerçekleştirilmesi ve yaz stajı-mühendislik uygulama deneyimi" mühendislik eğitiminin mutlaka gerçekleştirilmesi gereken unsurlarıdır dedi. Türkiye`deki Üniversite yapılanmasında 200`ün üzerinde Üniversite olduğunu ve 170`den fazla Mühendislik fakültesi olduğunu ama farklı yapılanmalardaki fakülteleri de göz önüne aldığımızda çok fazla mühendis yetiştiren fakülte olduğunu dile getiren Dural, bu alandaki ilk sorunun mühendislik eğitimi veren çok fazla üniversitenin olması olduğunu söyleyerek, başlıca sebepleri şu şekilde belirtti, "Birçoğunda öğretim elemanı sayısı yeterli değil. Bazı dersler açılamıyor ya da bu derslerin konunun uzmanı olmayan kişilerce verilmesi gerekebiliyor. Birçoğunda laboratuvar alt yapısı yetersiz. Temel bilimler eğitimi veren bölümler yetersiz/eksik. Araştırma altyapısı yetersiz, araştırma bütçesi kısıtlı. Farklı üniversitelerin ilgili bölümleri arasında kalite farkı. Artan sayı nedeniyle mezunların alanlarında istihdam sorunu" Eğitimdeki diğer sorunları "Uygulamaya Yönelik altyapı/laboratuvar eksikliği, kontenjanların fazla öğretim elemanının az olması, üniversite-sanayi iş birliğinin zayıf olması, öğrencilerin İletişim becerilerinin zayıf, yabancı dil eksikliği/yetersizliği olması, güncel teknolojilere uyumda zorlanılması, eğitim kalitesi ve kapsama alanları açısından aynı diplomayı veren üniversiteler arasında önemli derecede fark olması, ekonomik zorluklar ve yüksek okul ve üniversite ayrımı ortadan kalkması" olarak tanımlayan Dural, mühendislik eğitiminin 3 yıla indirilmesi ile ilgili olarak da "Mühendis analitik düşünme yetisine sahip, analiz ve sentez yapabilen özelliklere sahip olmalıdır. Hızlı bir tempoda öğrencilere yalnızca bilgi yüklemek bu becerileri kazandırmaz. Mühendisin değişen teknolojilere, yeni bilgilere adapte olabilmesi, öğrenmeyi öğrenmiş olması beklenir. Bu ise zaman içinde ve temel bilgilerin özümsenmesi ile gerçekleşir." dedi. Üniversitede akademik çalışma yapılması, bilgi üretilmesi gerektiğini, üç yıla indirilmiş üniversite eğitiminde, yaz dönemlerinde de eğitim yapılması beklendiği için akademisyenlerin araştırma faaliyetlerinde bulunma imkânı ortadan kalkacağını söyleyen Dural, birçok mühendislik alanında 4 yılın yeterli olmamaya başladığı günümüzde bu süreyi daha da kısaltmak, gençlerin erken ama nitelik olarak daha eksik mezun olmalarına neden olabilecektir diyerek sunumunu sonlandırdı. Panelin üçüncü konuşmacısı Emekli Öğretim Üyesi Hayrettin Köymen, mühendislik lisans eğitimi tartışmalarında doğru soruların sorulması gerektiğini vurgulayarak, "Elektrik Mühendisliği (veya herhangi bir alan) için lisans eğitimi, hangi konuları, ne ayrıntıda (kuram, uygulama, tasarım) öğrenmeyi sağlamalıdır? Bunu sağlayacak öğrenim sürecini tanımlamak için, nasıl bir bilgi düzeyinin üstüne yerleşmeli (nereden başlamalı); ne tür dersleri, ne ayrıntıda içermeli? bu öğretim sürecinin etkinliği nasıl ölçülür? ve bu öğretim süreci kaç yıllık bir lisans eğitimi ders programına sığar?" başlıca sorulacak sorular olmalı dedi. Mühendislik eğitimleri ve lisans, yüksel lisans, doktora eğitimleri için dünyada yapılan ve Türkiye`nin de imzacısı olduğu Washington Anlaşması (1989) ve Bologna Anlaşması (1999)`ndan bahseden Köymen, "Bologna Anlaşması ile Avrupa Yüksek Öğretim Alanında, FOCUS projesi; Diploma ve değerlendirme eşdeğerliliği: ECTS, "Diploma Eki"; Taşınabilir Profesyonel "Akademik Yeterlilik"; İşgücü dolaşımını kolaylaştırmak, arttırmak; Öğrenci değişimini arttırmak; Yüksek öğrenimi özendirmek: Niteliksiz eğitim programlarını azaltmak, Çok uzun sürede bitirilebilen Lisans programlarını teşvik etmemek gibi hedefler amaçlanmıştır" dedi. Bologna Anlaşmasında Lisans eğitiminde bir öğrencinin kendi eğitimi için harcadığı süre ECTS kredisi ile tanımlandığını vurgulayan Köymen, bir lisans programının 1 akademik yılda en az 60 ECTS kredisi içermesi gerektiğini, bunun da 1500-1800 saat öğrenci yüküne tekabül ettiğini söyledi. Köymen, "Sonuç olarak mühendislik eğitim programlarında, 1. sınıftan sonra, 180 kredi en az 3 akademik yılda sağlanabilir, toplam program süresi 4 yıldan az olamaz, çünkü mevcut orta öğretim programı ve uygulaması ile mühendislik programlarından 1. sınıf kaldırılamaz. 2 yıla inerse yıl başına öğrenci yükü çok artar. İçerik azaltarak kısa programlar tanımlanırsa, Bologna Anlaşması ile uyumsuzluk oluşur, diplomalarımız eşdeğer olmaz, ara eleman eğitimi programı olur" diyerek sunumunu sonlandırdı. Panelin son konuşmacısı olan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, dönem içinde üniversitelerde hocalarla yaptıkları görüşmelerin bir sonucu olarak mühendislik eğitiminin tartışıldığı bir panel düzenlemeye ve ilerleyen süreçlerde de bu konuda kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirmeyi düşündüklerini söyledi. Mühendisliğin tanımını "Bilinmeyen problemlerin çözümü için bilinenlerden yola çıkarak sorunları çözmek için bilimsel ve matematiksel yöntemler uygulayarak sorunların toplum ve doğaya yararına. Eldeki kaynakları en optimum şekilde kullanılması" olarak yapan Pektaş, YÖK`ün getirdiği düzenlemenin öğrencilerin bir an önce okulları tamamlayıp, iş tecrübesini eğitim süresi içinde kazanıp okulu bitirdiğinde hazır eleman olması için yapılmaya çalışıldığını söyledi. Mühendislik mesleğinin bilgiyi sorgulama, analitik düşünme, analiz, sentez modelleme gibi özellikleri kendisinde barındıran tasarım yapma becerisiyle donatılmış bir formasyona sahip olmak gerektirdiğini vurgulayan Pektaş, böyle bir eğitim modelinin öğrencilerin ufkunu daraltacağı gibi mezun olduktan sonra ait oldukları mühendislik disiplini altındaki farklı çalışma alanlarında faaliyet yürütmekte zorlanacaklarının altını çizdi. Ülkemizde teknik eğitim ve istihdam politikalarının bulunmayışı, üniversite eğitiminin nitelik değil nicelik ile ölçülmesi, eğitimin salt bir diplomaya indirgenerek mühendisin sosyal-kültürel gelişiminin ve ihtiyaçlarının yok sayılmasının ya da köreltilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını söyleyen Pektaş, Yüksek öğretimden beklenen her yıl daha fazla mühendisin ne pahasına olursa olsun mezun olmasını sağlamak değildir dedi. Mühendislik eğitimi ile ilgili olarak TMMOB`un ocak ve mart aylarında yaptığı açıklamalara dikkat çeken Pektaş, güçlü bir temel bilim altyapısına sahip bir lisans programında birbirine zincirleme bağlı derslerde herhangi bir tasarrufun yapılması eğitimin kalitesini düşürebilir dedi. Yurt dışında birçok ülkede 3 yıllık mühendislik eğitimi alanların mühendis değil süpervizör olarak çalıştırıldığının altını çizen Pektaş, böyle bir uygulama ile genç mühendislerin diplomalarının yurt dışındaki denkliklerinin olmayacağını belirtti. Şu anda birçok alan gibi elektrik-elektronik mühendisliği alanında da ara teknik elemana ihtiyaç olduğunu vurgulayan Pektaş, yapılmak istenen bu uygulama ile mühendis diplomasına sahip ara eleman ortaya çıkarılmaya çalışılıyor dedi. Pektaş, mühendislik ile ilgili verildiği söylenen sertifika programlarının da yanlış olduğuna dikkat çekerek mühendislik sertifika ile verilebilecek bir unvan değildir, mutlaka akademik lisans eğitimi alınmalıdır, YÖK öncelikli olarak bu tarz sertifika programları ile ilgili olarak caydırıcı hamleler yapmalıdır diye konuştu. Pektaş`ın konuşmasının ardından panel dinleyicilerin sorularının yanıtlanması ile son buldu.
|
 |
|