|
EMO Ankara Şubesi tarafından 22 Temmuz 2026 tarihinde, “Meslek Odalarına Üyelik, Örgütlenme ve İşleyiş” başlıklı söyleşi düzenlendi. Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz üyelerimiz, Cihan Kayıket, Kaya Nomaler, Adnan Bilsel ve Necati İpek anısına düzenlenen etkinlikte Teoman Alptürk, Ali Yiğit, Hüseyin Önder ve Kübülay Özbek konuşmacı olarak yer alırken, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş etkinliğin moderatörlüğü üstlendi.
Odaların kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel süreç, üyelik zorunluluğunun kaldırılmasının yarattığı tablo, alt disiplinlerde yaşanan aidiyet sorunu ve belgelendirme politikaları tartışmaya açıldığı söyleşinin açılışını Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş yaptı. Şubenin kurucu başkanı Kaya Nomaler, geçmiş dönem Şube başkanlarından Necati İpek, geçmiş dönem Şube Yönetim Kurulu üyelerinden Cihan Kayıket ve Adnan Bilsel ile daha iyi bir dünya mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşunun ardından, gösterilen sinevizyonda dört değerimizin yaşam öyküleri paylaşıldı. "Odaların Görevleri ve İşlevleri Üzerine Kafa Yormak" Söyleşinin açılışında konunun seçilme gerekçesini aktaran Ramazan Pektaş, odaların kurulduğu yıllarda üye sayısının az, üyeliğin zorunlu, alt disiplinlerin sınırlı olduğunu; bugün ise üye sayısının arttığı, teknolojik gelişmenin hızlandığı, alt disiplin sayısının çoğaldığı, üyeliğin zorunluluktan çıkarıldığı ve üye olması gerektiği halde üye olmayan çok sayıda meslektaşımızın bulunduğu bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyledi. Pektaş, "Bugün bu salonda bunu değiştiremeyiz ama bazı sorular sorabiliriz" diyerek geçmiş dönem yöneticilerinin gözlem ve değerlendirmelerini paylaşmak üzere söyleşinin kurgulandığını belirtti. Ali Yiğit: Rakamlarla Yüz Yıllık Tablo Söyleşinin Çerçeve sunuşunu yapan EMO ve EMO Ankara Şubesi geçmiş dönem başkanlarından Ali Yiğit, Cumhuriyet‘ten bugüne kamu-özel sektör paylarını, toplam mühendis sayısını ve bu sayı içinde elektrik mühendislerinin ağırlığını dönemler halinde ele aldı. Yiğit‘in aktardığına göre 1923-1930 aralığında kamunun ekonomideki payı yüzde 10 dolayındayken, Sovyetler Birliği ile kurulan ilişkiler ve devletçilik ilkesinin benimsenmesiyle 1930-1940 arasında yüzde 35‘e yükseldi. 1960-1980 döneminde planlı ekonomiye geçişle birlikte oran yüzde 50 bandına ulaştı; 24 Ocak kararları ve 12 Eylül sonrasında ise kademeli biçimde geriledi. Özelleştirmelerin hızlandığı 1990-2000 arasında yüzde 25-30‘a, 2000-2010 arasında yüzde 18-22‘ye, 2010-2020 arasında yüzde 15-20‘ye inen oran bugün yeniden yüzde 18-22 bandında seyrediyor. Mühendis sayılarına ilişkin verileri de paylaşan Yiğit, 1923‘te Türkiye‘de 1.500-2.000 dolayında mühendis bulunduğunu ve bunların yalnızca 80‘inin elektrik mühendisi olduğunu; bu sayının 1950-1960 arasında 18.000 mühendis ve 1.800 elektrik mühendisine ulaştığını belirtti. Bugün Türkiye‘deki toplam mühendis sayısının yaklaşık 1 milyon 350 bin olduğunu, meslek alanımızda ise yaklaşık 50.000 elektrik, 145.000 elektrik-elektronik, 45.000 elektronik ve 15.000 biyomedikal mühendisi bulunduğunu, buna karşılık Odamızın üye sayısının 85.000 civarında olduğunu aktardı. Üyeliğin 1954-1980 arasında zorunlu olduğunu, oda kayıt belgesinin işe girişte "olmazsa olmaz" belgelerden biri sayıldığını hatırlatan Yiğit, 12 Eylül sonrasında askeri personelin üyeliğinin kaldırıldığını, kamu personelinin üyeliğinin ise ihtiyari hale getirildiğini söyledi. Alt disiplinlerin çeşitlenmesine karşın bu disiplinlerle iletişim sorunu yaşandığını, etkinliklerin ağırlıklı olarak elektrik ve SMM eksenli sürdüğünü, bunun da aidiyet sorununu derinleştirdiğini belirten Yiğit, "EMO bir SMM odasına dönüşme riski taşıyor" değerlendirmesinde bulundu. Sunuşunun son bölümünde öneriler sıralayan Yiğit; mesleki demokratik kitle örgütü olma misyonuna uygun olarak demokrasi mücadelesinin asli unsuru olmayı sürdürmek, alt disiplinlere hitap eden nitelikli meslek içi eğitimleri temsilcilikleri de kapsayacak biçimde yaygınlaştırmak, üniversite-oda ilişkilerini tanımlı bir formata dönüştürmek, sempozyumları tüm alt disiplinleri gözetecek şekilde kurgulamak, meslek buluşmaları, genç mühendis buluşmaları, emekli mühendis deneyim söyleşileri ve mentörlük programları düzenlemek gerektiğini vurguladı. Yiğit ayrıca, komisyon yapısından farklı olarak her alt disiplinin kendi yayınını, eğitimini ve mevzuat çalışmasını yürütebileceği bir "EMO Meslek Toplulukları Modeli" önerisini tartışmaya açtı. Teoman Alptürk: "Önce İnsansın, Sonra Yurttaşsın, Sonra Mühendissin" Odamızın ve TMMOB‘un eski başkanlarından Teoman Alptürk, anma geleneğinin sürdürülmesini ve aynı gün düzenlenen imza gününü aidiyet açısından değerli bulduğunu belirterek söze başladı. 1971 yılında Odaya adım attığı ilk günden itibaren güçlü bir aidiyet duygusu hissettiğini anlatan Alptürk, Kaya Nomaler‘in lokalde üyeleri dinleyip sorunlarını çözmeye çalışmasını örnek gösterdi. O yıllarda Türkiye‘de enterkonnekte sistemin bulunmadığını, TEK‘in Kasım 1970‘te kurulduğunu ve Odanın komisyonlarında dönemin öğretim üyelerinin görev aldığı son derece ciddi bir çalışma disiplininin egemen olduğunu aktardı. 1973‘ten itibaren TMMOB‘de yaşanan değişimi, "mühendislik ve mimarlık sorunlarının ülke sorunlarından ayrılamayacağı" ve "bilimi ve teknolojiyi halkın hizmetine sunmak" ilkelerinin benimsenmesi olarak tanımlayan Alptürk, Oda başkanlığı döneminde kendisine "diplomamı aldım, bundan sonra ne öneriyorsunuz" diye soran genç meslektaşına verdiği yanıtı hatırlattı: "Sen önce insansın, sonra yurttaşsın, sonra da mühendissin." 12 Eylül sonrasında odaların kapatılmasının gündeme geldiği günlerde başbakan yardımcılığından talep ettikleri ve "15 dakikanız var" denilerek başlayan görüşmenin, nükleer santrallere ilişkin itirazlarını anlatmalarıyla 4 saat 15 dakika sürdüğünü aktaran Alptürk, siyasi iktidarların odaların eleştirel değerlendirmelerini kabullenmekte zorlandığını, oysa kamu yararına aykırı uygulamalara karşı çıkmanın odaların görevi olduğunu vurguladı. Alptürk konuşmasını gençlerin Odaya kazandırılmasının önemine dikkat çekerek tamamladı. Hüseyin Önder: "Üye Olmayan Bir Meslek Odası Üyesinin Çıkarlarını Koruyamaz" Odamızın geçmiş dönem başkanlarından Hüseyin Önder, Necati İpek ile 1970‘li yıllarda KTÜ‘de başlayıp 50 yıl süren yol arkadaşlığını anarak konuşmasına başladı. Odaları sendikalardan ve derneklerden ayıran temel farkın bir kuruluş yasasına sahip olmaları olduğunu belirten Önder, Anayasa‘nın 135. maddesine dayanan 6235 sayılı Yasa ile TMMOB ve odaların işleyişinin tarif edildiğini hatırlattı. Odaların insanların belli hedefler doğrultusunda bir araya gelmesiyle değil, 1954 yılında bizzat devlet eliyle kurulduğunu; 12 Eylül‘e kadar mühendislerin mesleklerini yapabilmek için odalara üye olmak zorunda olduğunu vurgulayan Önder, 1979‘da mezun olduğunda ilk işinin Odaya kayıt yaptırmak olduğunu, Devlet Demiryollarına girerken istenen belgelerden birinin de oda kayıt belgesi olduğunu anlattı. 12 Eylül sonrasında üyeliğin adım adım zorunlu olmaktan çıkarılmasıyla bugün meslektaşlarımızın neredeyse yarısının odalara üye olmadığını belirtti. Odanın 85.000‘e yaklaşan, Şubemizin ise 19.000‘e yakın üyesi bulunduğunu; üye profilinde kadınların oranının yüzde 13 düzeyinde olduğunu aktaran Önder, üniversitelerde bu oranın yüzde 20‘lere yükseldiğini belirterek kadınlar lehine pozitif ayrımcılık uygulamalarının yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi. Konya‘nın şube olmasıyla Şubemizin üye sayısının 16.000, temsilcilik sayısının 15 civarına ineceğini; temsilciliklerin coğrafi uzaklığı dikkate alındığında üyeyle sıcak temasın ancak temsilcilikler eliyle sağlanabildiğini vurgulayan Önder, bu dönem genel merkeze temsilcilikler gündemli bir çalıştay önerilmesi gerektiğini kaydetti. Odamızın üyelik ve meslek alanlarına ilişkin geçmiş çalışmalarını da hatırlatan Önder; 2009 anketine dayanan "Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı" raporunu, 2013‘teki EMO Örgütlülük Çalıştayı‘nı, 2.355 üyeyle yapılan üye profil araştırmasını ve 2016 tarihli meslek alanı araştırmasını andı. 2003‘ten itibaren organize biçimde yürütülen MİSEM eğitimlerinin ve MÜGE eğitimlerinin üye-oda ilişkisindeki işlevine dikkat çekerek, eğitim sonunda verilen belgelerin çalışma hayatında geçerlilik kazanmasının önemini vurguladı; yüksek gerilim işletme sorumluluğu belgesinin Odanın ısrarlı takibi sonucu dağıtım şirketlerine kabul ettirilmesini örnek gösterdi. Önder konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Meslek mensuplarının yarısından fazlasının üye olmadığı bir meslek odası, üyesinin çıkarlarını da koruyamaz, mesleğin gelişmesi için yeterli katkıyı da sağlayamaz, toplumsal muhalefetin önemli dinamiği olmaktan da uzaklaşır." Kübülay Özbek: Korporatizm, Belgelendirme ve Mühendislik Eğitimi Odamızın geçmiş dönem Yönetim Kurulu üyesi Kübülay Özbek, yitirdiğimiz dört değerimizin tamamıyla birlikte çalışma olanağı bulduğunu, Cihan Kayıket ile öğrencilik yıllarından itibaren süren bir yoldaşlık ilişkileri olduğunu belirterek söze başladı. Odaların 1954‘teki kuruluşunun arka planına ilişkin değerlendirmeler yapan Özbek, mesleki temsiliyet ve korporatizm tartışmasının İttihat ve Terakki döneminden Cumhuriyet‘in ilk yıllarına uzandığını, Nadir Nadi‘nin bu yöndeki yazılarına karşın temsiliyet fikrinin anayasaya girmediğini aktardı. TMMOB ve odaların bugün anladığımız anlamda demokrat, halktan yana bir kimliğe 1970‘lerden sonra, 68 kuşağının meslek yaşamına girmesiyle kavuştuğunu vurguladı. Konuşmasının ağırlıklı bölümünü belgelendirme politikalarına ayıran Özbek, mühendislik yetkisinin kullanımının Odadan alınacak belgelere bağlanmasını eleştirdi. Alçak gerilim projesi, yüksek gerilim ve topraklama ölçümü gibi alanlarda genç bir meslektaşın alması gereken eğitimlerin toplam bedelinin ciddi rakamlara ulaştığını belirten Özbek, bunun diplomanın şarta bağlanması anlamına geldiğini, ayrıca sermayenin oryantasyon maliyetinin genç meslektaşların sırtına yüklenmesi sonucunu doğurduğunu savundu. Asıl yapılması gerekenin mühendislik eğitiminin niteliğinin yükseltilmesini savunmak olduğunu ifade eden Özbek, bu tartışmanın Oda gündeminde hak ettiği yeri bulmadığını söyledi. Özbek ayrıca Teoman Öztürk‘ün katıldığı son genel kurulda önerdiği küçük ofislerin örgütlenmesine ilişkin tezlerin bugün hiç anılmamasını eleştirdi. Söyleşi salondaki katılımcıların soru ve görüşlerini aktarmasının ardından konuşmacılara teşekkür belgelerinin verilmesi ile son buldu. **Etkinliğin video kaydına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:** https://www.youtube.com/watch?v=qKeFSCPvTo0
|