MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 ANTALYA ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 ANTALYA   BURDUR   ISPARTA 
 

 
FORMLAR
 
ÖLÇÜM BASVURU DİLEKCESİ
 
ÜYELİK
 
SMM
 
TEMSİLCİLİKLER
 
İŞ VE ELEMAN ARAYANLAR
 

EMO Antalya Şubesi
Haber Bülteni
SAYI: 21

Tüm Sayılar

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

HAYDİ 5-6 AĞUSTOS`TA MERSİN/AKKUYU`DA NÜKLEER SANTRALE HAYIR MİTİNGİNE !


29 NİSAN SİNOP MİTİNGİNDE ANTALYA EMO ŞUBESİ

 


Atılan atom bombasından 400 kat daha fazla radyoaktif yayılmaya neden olan Çernobil felaketinin 20. yılında ülkemizde nükleer santral kurma arayışları hangi gerekçe ile olursa olsun kabul edilemez.
 

Türkiye’deki enerji üretimi son elli yıllık dönemde yaklaşık olarak %10 artış göstermiş olup,1955-1975 yılları %11-12,son otuz senede %8 dır.

Elektrik enerjisinin kişi başına tüketimi o ülkenin kalkınmışlığının göstergesidir.

Ülkemizde kişi başına 2100 kWh,Gelişmiş ülkelerde 8900 kWh,A.B.D.’de 12322 kWh dır.

Ülkemizin 2020 yılına kadar % 5 lik ekonomik büyüme hızına göre her yıl 2500-3000 kWh ilave kurulu gücün gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

23.08.2005 tarihi itibarıyla :

Tespit edilen Hidroelektrik santrallerimiz 

                              Santral Adedi   Kurulu güç MW    Yıllık Üretim GWh

                                        

Kalan Hidroelektrik santrallerimiz      275        12857           43720   

Özel Sektöre açılan (inşa edilenler dahil)  515         11785         44286

İşletmede olan santraller               142         12883         46348

İnşa halinde DSİ santralleri              17         2265           7132

23.08.2005’de Hidroelektrik potansiyel   949         39790       141486

Hidroelektrik potansiyelimiz 949 adet projenin sadece 142 si işletmede ve 39.790 MW kurulu güç ile 141.486 milyar kWh ortalama yıllık üretim. Hlik potansiyelin % 35 işletmede,inşaatı devam eden %8 lik kısmı işletmeye alınması halinde hidrolik potansiyelin  %43 kullanımda olacaktır.% 57 si çeşitli kademelerde projelendirilmiş gerçekleştirilmeyi beklemektedir.

Türkiye’nin gerçek hidroelektrik kapasitesi  DSİ Genel Müdürlüğünün tespiti;Topagrafia ve hidrolojinin fonksiyonu olarak hidroelektrik enerji 433 Milyar kWh/yıl

Teknih hesabı (Kayıplar düşüldükten sonra);216 Milyar kWh /yıl Halihazırda yaklaşık 40.000 Milyar kWh ‘ını tamamlamış 126 Mlyar KWH lık kapasite kullanılmamaktadır.

KURULU ENERJİ  KAPASİTESİ VE ÜRETİMİ

                         KURULU(MW)  ÜRETİM   FİİLİ  KAPASİTE KULLANIMI

    KÖMÜR    8923       58391      34558          59

 

TERM. ENERJİ  AKARYAKIT   3202      21167       9800          46

                DOĞALGAZ    12640       94867     59098          62

               DİĞER           27        207        76          37

 

               TOPLAM     24792      174632     104464          60

 

JEO. VE RÜZ. ENERJİ          34          156         151          97

 

HDROELEKTRİK ENERJİ    12654        45435      46084         102

 

GENEL TOPLAM            37480        220223     150018         68 

 

Ülkemiz için çok önemli ve çok büyük kayıptır.

Türkiye hidroelektrik potansiyelinin tümünü hızlı bir şekilde geliştirmek zorundadır.

Bugünlerde yapıldığı gibi devam ederse yaklaşık 4-5 Milyar dolar (Kömür ve Doğalgaz) yakıt bedeli ödemek zorundadır.

Mevcut bilgilere göre bölgemiz petrol ,doğalgaz ve kömür gibi birincil enerji kaynakları bakımından zengin değildir.

HİDROELEKTRİK SANTRALLERİNİN AVANTAJLARI

1-Yatırım bedellerinin %75-80 i yerli harcamadır.

2-Yatırımda dışa bağımlılık  ve döviz harcaması en alt düzeydedir.

3-Ekonomik ömrü 75 yıl olup diğer santrallere göre çok daha uzun

 ve ilk 75 yıllık dönemden sonra da çok küçük yatırımla (200-400 dolar/kw)ikinci, üçüncü,dördüncü 75 yıllık periyotlarda üretime devam eder.Baraj ömrü 600 yıl civarındadır.(Örneğin Keban Baraji 625 yılömürlü)

4-İşletme gideri açısından en düşük ve herhangi bir yakıt gideri yoktur.

5-Ucuz elektrik üretimini sağlar.

6-İşletme kolaylığı esneklik ihtiyaç duyulan malzeme yerli piyasadan temin kolaylığı

7-Yeşil enerji olduğu için çevre dostudur.Kirlilik yoktur.

8-AB Ülkelerine ihracatı kolaydır.Barajlarımızda ki muazzam depolama kapasitesi elektriğin puant saatlerde ihraç edebilme olanağını sağlar.Mevcut barajlarımız 6 aylık elektrik üretimini depolayabilme kapasitesine sahiptir.

9-Akarsularda oluşan erozyonu önler.Su tüketimi yoktur.

10-Kendini 5-10 yıl gibi süre içinde amorti eder.

11-Verimi  %90nın üzerindedir.

12-Birkaç dakika içinde tam kapasitede devreye alma kolaylığı vardır.

13-Enterkonnekte  sisteminin işletmesinde yük dengelenmesi ve frekans ayarı açısından hayati öneme haiz fonksiyonları vardır.

14-Yöre halkına istihdam ,balıkçılık,sulu tarım ve su sporları ve taşımacılık vb. faydalar sağlar.

 

Avrupa Birliği yenilenebilir Enerji kaynaklarına teşvik yönetmeliği 27 Ekim -2001 de yürürlüğe girmiş ve 2010 yılına kadar tüm elektriğin % 22.1 yeşil enerji olması öngörülmektedir.

Rüzgar,güneş,jeotermal ,dalga,gelgit,hidrolik,bio kütle,çöp ve arazi dolgu malzemelerine yönelim teşvik edilerek üreticiler desteklenmektedir.Çeşitli indirimlerden yaralandırılmaktadır.Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı açısından çok zengin olup değerlendirilmemektedir.

Türkiye Avrupa ile  iki iletim hattı bağlantısı vardır.Mevcut hatla bile 10-15 Milyar kWh ihracatı olabilir ve yılda 500 Milyon dolarlık ek gelir demektir.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında doğal kaynaklarımızla enerji sorunu çözülebilecekken neden NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ sık sık gündeme gelmektedir.

Enerji sektörünün,  “19. yüzyıla kömür nasıl damgasını vurmuşsa 21. yüzyıla da petrol damgasını vurmuştur. 20. yüzyıl ise bir geçiş dönemi olmuştur. Fosil yakıtlara olan arz yüzyıl sonuna doğru düşerken yenilenebilir enerji kaynaklarına olan arz artacaktır. Yüzyılın ortalarına doğru ikisinin kesiştiği nokta tam da tabiri caizse enerji konusunda kıyametin kopacağı dediğimiz noktadır. Neticede Irak İşgali, Rusya’nın doğalgazda olan egemenliği ve diğer yaşananlar bize bunun doğruluğunu kanıtlamaktadır”

Küresel kapitalizmin enerji politikaları üzerinde iki ana hedefi var, bunlardan birincisi serbestleştirme ve özelleştirme, ikincisini  ise enerjiyi stratejik silah olarak başka uluslar üzerinde kullanmaktır. Örneklersek:; Rusya’nın 2005’te doğalgaz silahını nasıl kullanmaya çalıştığını.  “2005’te Ukrayna Rusya’ya teslim olmadı ve Ukrayna’da enerji iletim-nakil hatları üzerinde olan egemenliğini kullanarak bu silahını çekti. Karşılıklı silah çekişmesi yaşandı, Türkiye ise bu durumu tedirgin bir seyirci konumunda izledi” dedi.

    Avrupa Birliği  ise enerjide silahların çoğuna sahip olmadığının farkında olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiştir.  nükleer konusundaki yönelimin ise Çernobil faciasından sonra değiştiğini ve nükleer enerjide serbestleşmenin uygulanamaz olduğu anlaşılmıştır. Özellikle Çernobil faciasından sonra “nükleer santralleri kamu ve özel sektör beraber yapsın” talepleri dillendirilirken, özel sektörün de sübvansiyon sağlanmasını istenmektedir. Tüm bu yaşananlardan sonra Avrupa Birliği’nin yeni nükleer santraller yapmıyarak  yavaş yavaş bu santralleri terk ediyor.

Rekabet olursa enerjinin ucuz, güvenli ve kaliteli olacağı iddiasının yerine rekabet sözcüğünün altından tekelleşme ve kartelleşme çıkacağı  İngiltere örneğiyle ortadadır. Avrupa`da İspanya ve İtalya gibi ülkelerde de kartelleşme eğilimlerinin tespit edildiği ve bunun karşısına geçmek için müdahalede bulunulduğu bilinmektedir. Elektriğin yapısından dolayı tekelleşmenin bu sektörde kaçınılmazdır. “Pirinç pahalıyken onu tercih etmeyip bulgur  tüketebilirsiniz ama elektrik için böylesi bir alternatif yoktur” Bu yüzden elektriğin ucuz, güvenilir ve kaliteli olarak elde edilmesi  ve bunun bir kamu hizmeti olduğunun iyi anlaşılması gerekmektedir.

 “Bugünkü  siyasetçiler değiştik diyorlar ama bakıldığında nükleer santralleri çözüm olarak gören zihniyetin halen değişmediğini görüyoruz. Öz kaynaklardan bahsediyorlar ama nedense söylemlerle yaptıkları eylemler örtüşmüyor. Klonlanmış tabiri buradan gelmektedir bunlarda sadece kabuk değiştirmişlerdir” .

Avrupa Birliği’nin çevreyi kirleten sanayi ve enerji ürünlerini terk etmeye ve çöplük olarak gördüğü teknolojilerini, “kirli” politikalarını da bizim gibi gelişmekte olan ülkelere vermeye çalışmaktadır..

 “Enerjiyi etkin ve verimli kullanabiliriz. Türkiye siyasi tercihlerini doğru seçerse hidrolik potansiyelin tamamını kullanılabilir. Avrupa`da jeotermal enerji kaynakları açısından ilk sırada olmamıza rağmen bu enerjiyi hiç kullanmıyoruz. Ege Bölgesi jeotermal enerji kaynağı açısından en zengin yöremiz olmasına rağmen bu bölgedeki enerji ihtiyacının doğalgazla karşılanması saçmadır. Yine aynı şekilde Almanya’dan daha çok rüzgar potansiyeline sahip olmamıza rağmen Almanya’dan daha az rüzgar santraline sahip olmamız düşündürücüdür. Potansiyellerimizin farkında olmalıyız. Geleceğin teknolojileri olan yakıt pilleri, hidrojen enerjisi ve güneş enerjisi gibi yeni teknolojilere AR-GE kaynaklarının ayrılması gerekir. Gerekli ve doğru siyasetin konulması halinde bunların tümü mümkündür.”

Doğalgaz ne kadar dışa bağımlılık yaratıyorsa Nükleer enerjide aynı şekilde olacaktır.

Dünyada birçok Ülke terk ederken (Almanya,İspanya,İsveç,Belçika ve Hollanda santrallerini kapatmış yenisini açmamıştır.)

Başta ABD ve AB nükleer santrallerden kaçıyor.

Nükleer santralin kurulma maliyeti ile iş bitmiyor.Atıkları için milyar dolarlar harcanıyor.

Dünya Yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüyor.Nükleer enerji alternatif olamaz.

Bugün gerek “”iklim değişikliği “nin önüne geçmek,gerek temiz ve ucuz enerjiyi sınırsız kaynaklardan sağlayarak dünya barışına katkıda bulunmak için elimizdeki yegane çözüm YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI-BARIŞCIL ENERJİ kaynaklarıdır.

Petrol gibi sınırlı kaynaklar için insanların öldürülüp ,yine bu sınırlı kaynaklar uğruna ölündüğü günümüzde sınırsız ve ve hemen her ülkede değişik formlarda bulunan bu kaynaklar dünya barışı için büyük bir umut taşıyor.

DÜNYA REZERVLERİ

Dünya Fosil Yakıt Rezervlerinin Kullanılabilme Süreleri (Yıl olarak)

 

BÖLGE

Petrol

Doğalgaz

Kömür

Kuzey Amerika

14

II

239

Orta ve Güney Amerika

38

66

474

Avrupa

8

18

161

Eski SSCB Ülkeleri

24

82

500

Ortadoğu

87

100

175

Afrika

28

98

268

Asya ve Okyanusya

16

40

164

TOPLAM

41

62

230

Kaynak:BP Statistical Review ACWorld Energy

 

Eneıji kaynaklannın dağılımına bakıldığında kömürün her yerde olduğu, petrol ve doğalgazın, özellikle bilinen üretilebilir petrol rezervlerinin büyük oranda Ortadoğu bölgesinde, Doğalgazın ise Rusya topraklarında yoğunlaştığı görülmektedir.

 

DÜNYA DA PETROL REZERVİ

Dünyada ham petrol rezervi; 140.4 milyar ton` dur. Ortadoğu ülkeleri %65.4 ile en büyük payı almaktadırlar. OPEC üyesi ülkelerin dünya petrol rezervlerinin %77.6`sına sahip olduğu görülmektedir.

Dünyada toplam ham petrol üretiminde, ilk sırayı %36 ile Orta Doğu ülkeleri, bunu %10.3 ile ABD ve %8.8 pay ile Rusya Federasyonu izlemektedir.

Dünya petrol tüketiminin %26`sını dünya nüfusunun %4.7`sine sahip olan ABD tüketmektedir.

Rezervler ve yeni buluşlar, üretim ve tüketim ile birlikte değerlendirildiğinde, dünyada 41 yıllık süre için ham petrol arz sorunu görülmemekle birlikte, petrolün savaş nedeni olması arz-talep dengesinden çok coğrafi dağılımından kaynaklan­, maktadır.

%Dünyada doğalgaz rezervleri ise; 146.4 trilyon m3 seviyesinde> saptanmıştır. Rusya Federasyonu %33`lük bir payla ilk sırada iken bunu %16 pay ile İran izle­mektedir.

Doğalgaz üretimi 2.3 trilyon m3 olarak gerçekleşmiştir. Rusya Federasyonu %23.7`lik pay ile en büyük üretici konumundadır. Bunu ABD ve Kanada izlemek­tedir.

Dünya doğalgaz rezervlerinin kullanılabilme süresi 62 yıl olarak belirlenmiş­tir.

 

Kısaca, Fosil kaynaklar, bugün olduğu gibi gelecek yıllarda da dünya birincil enerji üretimindeki belirleyici konumlarını koruyacaklardır. 2023 yılında yaklaşık petrolün payı %39, doğalgazın ise %29 olarak hesaplanmaktadır.

Önümüzdeki 20 yıllık dönemde dünya birincil enerji talebinin %50 büyüme göstereceği tahmin edilmektedir. Sanayileşmiş ülkelerde beklenen artış %23 iken, gelişmekte olan ülkelerin bu oran %IOO`den fazla olacaktır. Yani asıl sorun geliş­mekte olan ülkeler içindir. Dikkat etrnesi ve politika üretmesi veya politikaları kavraması gerekenler bunlardır.

 

Türkiye`de Durum

Türkiye`de toplam 963.5 milyon ton ham petrol rezervinin 153 milyon tonu

üretilebilir rezervdir. Bugün 40.8 milyon ton üretilebilir ham petrol bulunmaktadır. 19.8 milyar m3` doğalgaz rezervinin 13.5 milyar m3`ü üretilebilir doğalgaz olup, bugün 8.5 milyar m3 üretilebilir doğalgaz bulunmaktadır.

Türkiye Genel Enerji Tüketiminde Kaynakların Payı(%)

2000

2010

2023

Petrol

40.6

26.1

2.6

Doğalgaz

16.0

29.3

25.2

Kömür

30.4

37.3

42.5

Hidroelektdk

3.0

3.3

2.8

Diğer

10.0

4.0

7.9

Kaynak: ETKB

 

Türkiye`de 2023 yılında; petrol talebi, 2000 yılındaki kullanıma göre iki kat artmasına karşın, toplam enerji tüketimi içindeki payı önemli oranda azalacaktır. %16 dolayındaki doğalgaz payı ise %25`e ulaşmaktadır.

 

DÜNYA ENERJİ POLİTİKALARI ve TÜRKİYE`NİN KONUMU

Dünyadaki nüfusun `%20`sini oluşturan gelişmiş ülkeler, enerji arzının %60`ını tüketirken gelişmekte olan ülkeler (%60 nüfus) geriye kalan %40`ını tüketrnek­tedirler. 1.5 milyar insanın ise (yaklaşık %20) hala enerjiye ulaşamadığı tahmin edilmektedir.

 

TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKASI

1-Enerji kaynaklarının çeşitlendirmek

2-Enerji arz güvenliğini artırmak ve artırıcı önlemler almak

3-Yerli enerji kaynaklarını iyi tanımak ve öncelik vermek.

4-Enerji verimliliğini artırmak.Kayıp-kaçakları önlemek

 

. Birleşmiş Milletler 2000 İnsani Gelişme Raporu`na göre; dünyada yaşayan 6 milyar insanın 2,8 milyarı günde 2 dolar, 1,2 milyarı ise 1 dolara yaşamla­rını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle dünya nüfusunun %67`si yoksuldur. Dünyanın en fakir 61 ülkenin dünya toplam gelirinden aldıkları pay sadece %6 kadardır. Az gelişmiş 43 ülkede yaşayan 582 milyon insanın toplam gelirleri ise, sadece 146 milyar doları ancak bulmaktadır. Oysa dünya nüfusunun altıda biri toplam dünya gelirinin %78`ine sahiptir. Dünya zenginlerinin sahip oldukları servet, ülkelere meydan okumaktadır. Dünyada en zengin 200 kişi, toplam 1 trilyon dolara ulaşıyor.

. BM Uluslararası Çocuk Fonu (UNICEF)`in araştırmasına göre gelişmemiş ülkelerde doğan çocukların yaklaşık yarısı 5 yaşına gelmeden ölüyor. Geliş­mekte olan ülkelerde her yıl 600 binden fazla kadın, hamilelikte veya doğum sırasında ölüyor.

. Birleşmiş Milletler Çevre Programının 2002 yılında yayınladığı 3. Küresel çevre Raporuna göre başta Afrika ve Asya Kıtalarında yaşayanlar olmak üzere dünyada 1,1 Milyar insan güvenli içme suyu, 2,4 Milyar insan ise arıtrna hiz­metlerinden yoksundur.

. Her yıl atmosfere 22 milyon ton karbon gazı karışıyor ve sera etkisi yaratarak atmosferin ısınmasına neden oluyor. 28 Kasım -9 Aralık 2005 yılında Kanada` da yapılacak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 11. Taraflar Konferansında ele alınmak üzere 10 Avrupa ülkesinden bir grup bilim adamının hazırladığı rapora göre, Güney Kutbundaki en derin buz katmanında yapılan incelemede karbondioksit oranının rekor düzeye ulaştığı, bu düzeyin 650 bin yıllık dönem içinde ulaştığı en yüksek orandan %27 daha fazla olduğu belirtiliyor.

. Aynı rapora göre ortalama küresel sıcaklık son 5 yılda normalden 100 kat hızlı artış göstermiştir.

. Dünya nüfusunun %20` si dünya zenginliğinin %80` inden fazlasına el koyarken yenilenemez enerjinin %80`i, temiz içme suyunun %40`ı da aynı %20 tarafından kullanılıyor.

. Her yıl 17 milyon hektar orman alanı yok oluyor ve bugünkü tüketim düzeyi devam ederse petrol rezervinin 50, doğalgaz rezervinin ise 70 yıl içinde tüke­neceği tahmin ediliyor.

. Aynı rapora göre (BM 3. Küresel Çevre Raporu) bitki ve hayvan türlerinin giderek soyunun tükendiği, çölleşmenin arttığı, genetik çeşitliliğin yitirildiği, gıdalarımızın kimyasal1arla dolduğu, ve denizlerin kirlendiği bir yüzyılın başındayız.

Bugün küresel kapitalizmin insanlığın temel sorunlanna çözüm üretemeyeceği, halen dünya nüfusunun %20`sinin toplam enerjinin %60`ını, gelişmekte olan yaklaşık 5 milyarlık nüfusun ise enerjinin %40` ını tükettiği, yaklaşık 1.6 milyar insanın ticari eneıjiye ulaşım olanağının bulunmadığı koşullann son 50 yılda geliştirilen kalkınma modellerinin bir sonucu olmasından açıkça görülmektedir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADA SONUN BAŞLANGICI

Sorunun sadece tüketilen enerji ile sınırlı olmadığı, bugün egemen kalkınma ideolojisinin neyi ne kadar insanlık adına "başardığı" uluslar arası kuruluşlarca hazırlanan değişik raporlarda altı çizilen örneklerden de görülmektedir.

SONUÇ

"... .Son ağaç yıkılıp, son nehir kirletilip, son balıkta tutulduktan sonra paranın yenmediğini anlayacaksınız..." (Kızıldereli Atasözü)

Bugün kalkınma adına dünyanın ulaştığı sonu görmek yeterli olmuyor. Şimdi her zamankinden daha fazla kimilerinin adına kalkınma kimilerinin ise gelişme dediği son 50 yıla hükmeden barbarlık projesine karşı sürdürülebilir bir yaşamı ve geleceği savunmak gerekiyor.

Sermayenin ihtiyaçlarına değil aklın egemenliğine uygun bir yaşamı insanlığın ortak geleceği yapmak için insanı ve doğayı metalaştırmayan yeni bir uygarlık projesine ihtiyacımız var.

Ekonominin insanlığın ortak gereksinimlerine hizmet ettiği, üretimin kullanım değeri olarak toplumsal ihtiyaçlara göre belirlendiği bir yaşamda nasıl bir kalkınma sorusuna, nasıl bir gelecek, nasıl bir toplumsal yaşam ve dünya özlüyoruz ekseninde yurttaşların aktif katılımı ve denetimi ile yanıt vermek mümkündür.

Bu yanıtı vermekte geciktiğimiz her an doğa başına gelenlerin hesabını ayrımsız bir yakıcılıkta sormaya hazır. Ama bilinmesi gereken bu hesabın altında sadece dün­yayı kirletenler kalmayacak. Aksine başka bir dünya ve başka bir yaşamı savunanlar da bu ekolojik felaketten payına düşeni alacaktır.

Son söz olarak, insan ve doğa sömürüsüne karşı özgür, demokratik bir dünya için, kalkınma ve ekonomiyi; insanın temel ihtiyaçlarından ödün vermeksizin, sosyal güvenliğini esas alan, doğayla uyumlu teknolojilerin geliştirildiği, karar alma süreçlerinde yurttaşların aktif katılım ve denetiminin sağlandığı, enerjinin ise ekolojik evrimi koruyan, sosyal bir hak olarak herkesin eşit olarak yararlandığı, yenilenebilir kaynaklar ile üretilen bir tarzda ele almak en başta çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz olmalıdır.

Ülkemiz çok zengin linyit ve kömür kaynakları bakımından dünya ortalamasının üstünde yer almaktadır. 2004 yılı Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) verilerine göre 5 işletmede i ,344 milyar ton rezerv mevcuttur. Ancak TTK, yıllık olarak bu rezervin sadece 25.684.663 tonundan üretim gerçekleş

Ülkemiz çok zengin linyit ve kömür kaynakları bakımından dünya ortalamasının üstünde yer almaktadır. 2004 yılı Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) verilerine göre 5 işletmede i ,344 milyar ton rezerv mevcuttur. Ancak TTK, yıllık olarak bu rezervin sadece 25.684.663 tonundan üretim gerçekleştirmektedir.

Yine ülkemizin yaklaşık 9,3 milyar tonluk linyit rezervlerinden yıllık 50 milyon ton üretim yapılmaktadır. Mevcut linyit rezervinin %30`u Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ), %45`i Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ), geri kalanı özel sektör ile Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü`ne ait ruhsatlı saha­larda bulunmaktadır. 2,5 milyar tonluk rezervi ile ülke linyit rezervlerinin %30`luk bölümünü elinde bulunduran TKİ ülke üretiminin %60`ını (yaklaşık 30 milyon ton) gerçekleştirmektedir.

2004 yılı itibarıyla tüketilen petrolün sadece %8,6`sı yerli üretim olup, ülkemizin ihtiyaç duyduğu ve ithal edilen %9l,4`lük petrol için 6 milyar dolar yıllık ödeme yapılmaktadır. Gerçekleştirilen kömür tüketiminin %90`ı ise yerli üretimdir. Yerli kömür kaynakları yeterince değerlendirilmezken, yıllık 1 milyar doları aşan miktarlar

kömür ithalatına harcanmaktadır. Türkiye enerji sektöründe bu tüketim potansiyeli i ile birlikte, yerli üretimin düşüklüğü ve yeraltı/yerüstü kaynaklarımızın yeterince kullanılmamasından dolayı gelecekte de dışa bağımlı olacaktır.

Ayrıca yerli enerji kaynaklarımn yeterince değerlendirilmemesi nedeniyle bütünüyle ithalat yoluyla temin edilen doğal gazın toplam enerji üretimi içindeki payı artmaktadır. Toplam elektrik enerjisi üretimi içinde doğal gazın payının %40`lar oranına ulaşmasına yönelik uygulamalar, elektrik üretiminde kaynak kullanımı açısından varılan çarpıklığı göstermektedir. Bu durum olası uluslararası politik gelişmelere bağlı olarak ithalatın kesintiye uğraması riskini de taşıdığından oldukça sakıncalıdır.

Bugün ülkemizdeki mevcut ekonomik HİDROLİK kaynaklı 127,6 Milyar kWh/yıl enerji potansiyelinin %57`si (ülkemizde kullanılan hidrolik kaynağın oranı %35 olup geri kalan %8`lik kısım ise inşa halindedir); RÜZGARDA 10.000 MW ekonomik potansiyelin %85`i; JEOTERMAL kaynak potansiyelin %95`i; sınırsız  enerji kaynağı olan ve ülkemizin her bölgesinin sahip olduğu GÜNEŞ enerji: kullanılmamaktadır

.Oysa yenilenebilir enerji kaynaklarımızın kullanımının özendirilmesi, yaygınlaştırılması ve bu kaynakların kullanımı ile elektrik enerjisi üretim sistemlerini oluşturan malzeme, cihaz ve ekipmanların yerli üretim koşullarının oluşturulması ve hatta  bu alanda  teknoloji üretebilir bir seviyeye ulaşmamız gerekmektedir.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu durumu hidrolik enerji üretimindeki düşük seviye ile ömek1eyebiliriz. ABD ve AB ülkelerinde hidrolik enerji kaynaklarının neredeyse tamamı değerlendirilmiş olmasına rağmen bizde bu oran, inşaat halinde­kilerle birlikte %43 dolaylarındadır.

Tüm bu olumsuzluklara ve zaman kaybına rağmen ülkemiz enerji rezervleri açısından gerek fosil yakıtlar gerekse yenilenebilir enerji kaynaklarının varlığı ile zengin bir potansiyele sahiptir. Özellikle fosil kaynaklar açısından henüz aranmamış çok büyük alanlar olmasına karşın ülkemizin önemli büyüklüklerdeki taşkömürü, linyit ve asfaltit kaynaklarına sahip olduğu bilinmektedir.

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin olan ülkemizde, yüzey sıcaklığı 40°C`nin üzerinde olmak üzere 140 adet jeoterınal saha vardır. Tür­kiye`nin bu sahalarda brüt teorik ısıl potansiyeli 31.500 MW` dir. Elektrik üretimi açısından ise 4.500 MW`lık bir potansiyelolduğu varsayılmaktadır. Ancak 2005 yılı itibarıyla Denizli`de kurulu olan Jeotermal enerji santrali kapasitesi 20 MW gücündedir.

Güneş enerjisi bakımından da ülkemiz geniş avantajlara sahip olmasına rağmen bu alanda gerekli yatırım ve politikalar geliştirilmemiştir.

Yine dünyada rüzgar teknolojisi son derece gelişmiş olup özellikle Amerika`da yapılan araştırmalar sonucunda rüzgar maliyetlerinin kömür ve gaz ile rekabet ede­bilir noktaya geldiği öne sürülmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda ülkemizde rüzgar potansiyelinin oldukça yüksek olduğu EİEİ ve Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilmiştir. Ancak Türkiye rüzgar enerjisi bakımından İngiltere`den sonra dünyanın en büyük potansiyeline sahip olmasına karşın bu alanda yapılan yatırım yok denecek kadar azdır.

KAYIP-KAÇAK ELEKTRİĞİN MALİYETİ İLE ELEKTRİK FİYATLARI: 

 Dağıtımda kayıp kaçak oranı %23-25 civarlarındadır. Kamu adına Hazine. TEDAŞ`a ödenek vermediği için personel alınamamakta, alt yapı oluşturulamamak­ta ve sonucunda, 2000-2003 yılları arasında, yani üç yılda kayıp kaçağın maliyeti toplam 5 milyar 400 milyon dolara ulaşmıştır. (yıllık ort. 1.35 milyar dolar)

Yani, üç yıllık kayıp kaçak elektriğin kamuya maliyeti ile ülkeyi 15 yılda asgari olarak 14 milyar dolar zarara uğratan 9 santrali yapmak mümkün. Yani, aslında. kamu adına yapılacak belki 100 milyon dolarlık bir yatırımla, kayıp kaçak oranı normal seviyeye (%7 gibi) indirilse, beş yıllık kazanç ile bir çok santral yapmanız, Hazine`ye tek kuruş yük olmamanız ve de ülke kaynaklarının yabancı devletlere transferini engellemeniz mümkün. Ama, kuşkusuz, 100 milyon dolar, artı yurttaş  ve ülke yararına dürüst bir siyasi bakış ile.

Doğrudan gerçekleşen bu Hazine zararı yanında, tüm bunların bir de elektrik fiyatlarının yükselmesine olan etkisi vardır.

Bir kamu kurumu olan TETAŞ, yine kamu kurumu olan EÜAŞ ile diğer üreticilerden aldığı elektriği TEDAŞ` a satmakta, TEDAŞ` da kullanıcılara ulaştırmaktadır.

TETAŞ; satış fiyatını belirlerken, alım maliyetlerinin ortalamasını esas almaktadır. TETAŞ ortalama 5.27 sente elektrik almaktayken TEDAŞ` a 4.81 sente elektrik satmaktadır, yani zarar etmektedir Çünkü kamu düşük fiyatla üretim yapmaktayken ,özel şirket birim fiyatları oldukça yüksektir.Bu da elektrik fiyatlarının yükselmesine neden olmaktadır.Buradan da anlaşılacağı üzere kayıp-kaçakların en kısa zamanda çözülmesi gerekmektedir.

 

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

2001 yılı Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, yenilenebilir enerji kaynak­ları (biyokütle, hidroelektrik, güneş, rüzgar, jeotermal vd.) küresel ölçekte Toplam Birincil Eneıji Tüketiminin (TPES) %13,5`unu karşılamıştır.

1990-2001 yılları arasında küresel ölçekte Toplam Birincil Enerji Tüketimi yıllık %1,4 oranında artış göstermesine rağmen, modem yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı (güneş, rüzgar) bu sürede yıllık %19,1 modem biyokütle kaynaklarının kullanımı (kentsel çöp, biyogaz) yıllık %7,6, jeotermal enerji ise yıllık %2,3 ora­nında artmıştır. 2001 yılında küresel elektrik üretiminin % 18, l` i yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmıştır.

Yine aynı yıllarda jeotermal, güneş ve rüzgar enerjileri küresel elektrik üretiminin %0,6`sı oluşturmuştur.Rüzgar sektöründe yaşananlar bu alandaki en önemli gelişmelerin arasında yer almaktadır. Rüzgar sektöründe tüm dünyada kurulu güç 2003 yılında %26 artmış olup, 2003 sonu toplam kurulu güç 40.000 MW civarındadır. En büyük yatırımları sırasıyla Almanya 14.609 MW (%37), ABD (6.370 MW, %16), İspanya (6.202 MW, %16), Danimarka (3.110 MW, %8) ve Hindistan (2.110 MW, %5) yapmıştır. İngiltere`nin son yıllardaki yatırımları da bu oranlan yükseltecektir.Ülkemizde EİEİ Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye`nin yenilenebilir enerji kaynaklan potansiyeli;

Hidrolik   7,5 MTEP (Ekonomik Potansiyel)

Rüzgar    19,0 MTEP (Teknik Potansiyel),>2,5 MTEP (Ekonomik)

Jeotemal   5,5 MTEP (Teknik Potansiyel)

Güneş     80,0 MTEP (Teknik Potansiyel)

Biyokütle  6,0 MTEP (Teknik Potansiyel) olarak belirlenmiştir

Türkiye`nin %65`lik hidrolik, 20-30 milyar kWh`lik rüzgar, 480 MW`lik jeo. termal potansiyeli kullanılmayı beklemektedir. Bu potansiyellere güneş, biyoenerji ve diğerlerini de eklersek Türkiye`deki potansiyel gücün ne kadar yüksek olduğu ortaya çıkacaktır.

Sonuçta; Yenilenebilir enerji kaynakları, yenilenebilirliği en az düzeyde çevre­sel etki yaratmaları, işletme ve bakım masraflarının az olması, yerli nitelikleri ve güvenilir enerji sağlama gibi özellikleri dolayısıyla ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu enerji kaynaklarının ülkemiz açısından sahip olduğu potansiyel ve

kullanım alanları aşağıdaki bölümlerde belirtilmektedir.

3.1. Hidrolik Enerji

Hidrolik enerji, elektrik üretiminde en önemli kaynaklardan biridir ve birçok

ülkede enerji ihtiyacının %25`inden fazlası bu kaynaklardan karşılanmaktadır. Hidroelektrik, yaklaşık 65 ülkenin ulusal elektriğinin %50`sini, 32 ülkenin %80`nini ve 13 ülkenin elektriğinin neredeyse tamamını sağlamaktadır.

Çok sayıda ülke, hidroelektriği gelecekteki ekonomik gelişmelerinin anahtarı olarak görmekte ve bu yönde strateji belirlemektedir.

Dünyadaki hidroelektrik potansiyeli teknik ve ekonomik olarak incelendiğinde ülkemizin de dünya ölçeğinde önemli bir yerde olduğu görülmektedir. Ancak ülkemizin hidrolik kaynakları değerlendirmede çok düşük değerlerde kaldığı ve bu değerlerle son sıralarda yer aldığı görülmektedir.

Topografya ve hidrolojinin bir fonksiyonu olan brüt hidroelektrik enerji potansiyeli ülkemiz için 433 milyar kWh/yıl` dır. Türkiye`nin teknik yönden değerlendirilebilir hidro-elektrik enerji potansiyeli 216 milyar kWh/yıl civarındadır. 2004 yılı başı itibariyle DSİ tarafından tespit edilen ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli 127,6 milyar kWh/yıl` dir.

433 milyar kWh/yıl brüt teorik hidroelektrik potansiyeli ile dünya hidroelektrik potansiyeli içinde %1 paya sahip olan Türkiye 127,6 milyar kWh/yıl ekonomik olarak yapılabilir potansiyeli ile de Avrupa ekonomik potansiyelinin yaklaşık %15`i düzeyinde hidroelektrik potansiyele sahip bulunmaktadır.

Ülkemizde su kaynaklarının geliştirilmesinde görev üstlenen EİEİ Genel Müdürlüğü ve DSİ Genel Müdürlüğü gibi kuruluşların yeni enerji olanaklarının yaratılmasına yönelik yapmış oldukları ön inceleme çalışmalarıyla hidrolik enerji potansiyeline her yıl yeni ekler yapılmaktadır.

Diğer taraftan artan enerji talebi karşısında, mevcut birincil enerji kaynaklarının ülkemizin ihtiyacını karşılayamaması nedeniyle, teknik hidroelektrik enerji potan­siyelinin güncel veriler ışığında yeniden belirlenmesi ve bu kapsamda küçük Hidro Elektrik Santrali (HES) potansiyelinin tahmin edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda EİEİ 26 hidrolojik havzada küçük akarsular üzerindeki enerji ola­naklarına ilişkin ilk etüt proje çalışmalarını sürdürmektedir. DSİ Genel Müdürlüğü tarafından teknik hidroelektrik enerji potansiyelinin belirlenmesine ilişkin olarak havza bazında ön değerlendirme çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmaya göre 19 milyar kWh büyük HES ve 19 milyar kWh küçük HES projeleri kapsamında olmak üzere toplam 38 milyar kWh hidroelektrik enerji potansiyelinin ek olarak teknik ve ekonomik yönden geliştirilebileceği düşünülmektedir. Buna bağlı olarak mevcut ve tasarlanmış projeler kapsamında önümüzdeki yıllarda geliştirilebilecek yaklaşık 127,6 milyar kWh enerj i potansiyeıının 163 milyar k Whlyıl` a yükselebileceği tahmin edilmektedir. 127,6 milyar kWh`lık yıllık ortalama enerji üretim değerini oluşturan 678 adet hidroelektrik santralin 2004 yılı itibarıyla 135` i işletmede, 41 ` i İnşa halinde ve 502 adedi ise proje seviyesindedir. Bir başka deyişle bugün için 127,6 milyar kWh/yıl olan ekonomik hidroelektrik potansiyelimizin %35`i (45.155 GWh/yıl) işletmede, %8`i (10.129 GWh/yıl) inşa halinde ve %57`si (72.339 GWhlyıl) ise çeşitli aşamalardan oluşan projeler (ilk etüt ön inceleme, master plan, planlama ve kesin proje) düzeyindedir. Türkiye`nin hidroelektrik potansiyelinin belirlenmesini amaçlayan HYDROPOT araştırma projesini yürüten yetkililer ise yeni metodoloji ile hesaplanacak olan geliştirilmesi gereken hidroelektrik ekonomik potansiyelini 188 milyar kWh/yıl (54.800 MW) dolayında tahmin etmektedirler.

Bu potansiyel, 2005 yılı başı itibariyle, ön inceleme seviyesinde etüt edilmiş hidroelektrik projelerle, master plan, fizibilite (planlama yapabilirlik), kesin proje, inşa ve işletme aşamalarından oluşan toplam 678 adet hidroelektrik projenin enerji üretim kapasitesini ifade etmektedir.

Türkiye 26 adet hidrolojik havzaya ayrılmıştır. Havzaların ortalama yıllık toplam akışları 186 milyar m3`tür. Havza verimleri birbirlerinden farklı olup, Fırat ve Dicle havzaları toplam ülke potansiyelinin yaklaşık %28,5`ine sahiptir. Bu potansiyele rağmen gerekli yatırım yapılmamaktadır. Kurulu kapasiteleri 50 MW`ın altında yapımı planlanan 393 HES projesinin toplam kurulu gücü, 5.270 MW (ya dJ! 20.944 GWh/yıl)`tır. 50 MW`ın altındaki HES`lerin gelecekte yapımı planlanan toplam kapasite ve toplam yıllık üretim içindeki payı, sırasıyla (5.270/20.394) %25,8 ve (20.944/71.409) %29,3 `tür. ilk yatınm maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle, dün. yanın birçok ülkesinde 50 MW kurulu kapasite altındaki HES `ler teşvik kapsamına alınarak çeşitli yollarla desteklenmektedir.?

Türkiye elektrik üretiminde başta doğalgaz olmak üzere ithal kaynakların payı çok yükselmiştir. En önemli yerli kaynak olan hidrolik enerjiden yararlanma düzeyinin yeterli olmadığı ülkemizde, ulusal enerji politika ve stratejileri oluşturularak, sektörün yerli kaynaklar üretimi ve tüketimi doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir.

Hidroelektrik, yerli ve yenilenebilir bir kaynak olarak stratejik özelliği ile enerji alanındaki bağımlılığı azaltacaktır. Türkiye`nin önemli, temiz ve yenilenebilir enerji kaynağı olan hidroelektriğin, yukarıda açıklanan karakteristik ve faydalan da göz önüne alınarak bir an önce geliştirilmesi ve bu amaçla yeni HES`lerin yapıınına destek verilmesi; teşvik edilmesi gerekmektedir.   ­

Hidroelektrik santrallerde en önemli konu elektro mekanik ekipman sorunudur, Ülkemizde bugün itibarıyla hidroelektrik santrallerinin elektro mekanik ekipmanlan ithal edilmektedir. 502 adet projenin kurulu güçleri toplamı 20.423 MW ve yılda üretilecek ortalama enerji 71.445 GWh` dır. Bu da minimum koşullarda 1.500 adet türbin-jeneratör anlamına gelmektedir. Ayrıca ileride gündeme gelecek olan pompa depolamalı santraller ile rehabilitasyon sürecine girmiş olan santrallerde eklenecek olursa bu sayı oldukça artacaktır.

Tabloda verilmiş. olan projelerin. gerçekleştirilebilmesi için toplam 26 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç bulunmaktadır (kurulu güç birim maliyeti 1.250 $/k_, Hidroelektrik santrallerde yatırım maliyetinin yaklaşık %35-50`sini elektro mekanik ekipmanın oluşturması nedeniyle eğer yerli imalat geliştirilemez ise, yaklaşık 10mlyar dolarlık elektro-mekanik ekipman yatırımı için yurtdışına döviz aktarılacaktır.

Hidro elektreik santrallerde büyük küçük ayırmaksızın ülkemizde üretilmesi ve AR-GE çalışmalarının acilen başlatılması gerekmektedir.

Yine ülkemizin yaklaşık 9,3 milyar tonluk linyit rezervlerinden yıllık 50 milyon ton üretim yapılmaktadır. Mevcut linyit rezervinin %30`u Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ), %45`i Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ), geri kalanı özel sektör ile Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü`ne ait ruhsatlı saha­larda bulunmaktadır. 2,5 milyar tonluk rezervi ile ülke linyit rezervlerinin %30`luk bölümünü elinde bulunduran TKi ülke üretiminin %60`ını (yaklaşık 30 milyon ton) gerçekleştirmektedir.

2004 yılı itibarıyla tüketilen petrolün sadece %8,6`sı yerli üretim olup, ülkemizin ihtiyaç duyduğu ve ithal edilen %9l,4`lük petrol için 6 milyar dolar yıllık ödeme yapılmaktadır. Gerçekleştirilen kömür tüketiminin %90`ı ise yerli üretimdir. Yerli kömür kaynakları yeterince değerlendirilmezken, yıllık 1 milyar doları aşan miktarlar kömür ithalatına harcanmaktadır. Türkiye enerji sektöründe bu tüketim potansiyeli i ile birlikte, yerli üretimin düşüklüğü ve yeraltı/yerüstü kaynaklarımızın yeterince kullanılmamasından dolayı gelecekte de dışa bağımlı olacaktır.

Ayrıca yerli enerji kaynaklarının yeterince değerlendirilmemesi nedeniyle bütünüyle ithalat yoluyla temin edilen doğal gazın toplam enerji üretimi içindeki payı artmaktadır. Toplam elektrik enerjisi üretimi içinde doğal gazın payının %40`lar oranına ulaşmasına yönelik uygulamalar, elektrik üretiminde kaynak kullanımı açısından varılan çarpıklığı göstermektedir. Bu durum olası uluslararası politik gelişmelere bağlı olarak ithalatın kesintiye uğraması riskini de taşıdığından oldukça  sakıncalıdır.

Tüm bu olumsuzluklara ve zaman kaybına rağmen ülkemiz enerji rezervleri açısından gerek fosil yakıtlar gerekse yenilenebilir enerji kaynaklarının varlığı ile zengin bir potansiyele sahiptir. Özellikle fosil kaynaklar açısından henüz aranmamış çok büyük alanlar olmasına karşın ülkemizin önemli büyüklüklerdeki taşkömürü, linyit ve asfaltit kaynaklarına sahip olduğu bilinmektedir.

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin olan ülkemizde, yüzey sıcaklığı 40°C`nin üzerinde olmak üzere 140 adet jeoterınal saha vardır. Tür­kiye`nin bu sahalarda brüt teorik ısıl potansiyeli 31.500 MW` dir. Elektrik üretimi açısından ise 4.500 MW`lık bir potansiyelolduğu varsayılmaktadır. Ancak 2005 yılı itibarıyla Denizli`de kurulu olan Jeoterınal enerji santrali kapasitesi 20 MW gücündedir.

Güneş enerjisi bakımından da ülkemiz geniş avantajlara sahip olmasına rağmen bu alanda gerekli yatırım ve politikalar geliştirilmemiştir.

Yine dünyada rüzgar teknolojisi son derece gelişmiş olup özellikle Amerika`da yapılan araştırmalar sonucunda rüzgar maliyetlerinin kömür ve gaz ile rekabet ede­bilir noktaya geldiği öne sürülmektedir. Yapılan araştırınalar sonucunda ülkemizde rüzgar potansiyelinin oldukça yüksek olduğu EİEİ ve Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilmiştir. Ancak Türkiye rüzgar enerjisi bakımından İngiltere`den sonra dünyanın en büyük potansiyeline sahip olmasına karşın bu alanda yapılan yatırım yok denecek kadar azdır.

EİEİ verilerine göre Türkiye`de hidrolik enerji kaynağında kurulu güç 12.618 MW (%35,46), üretim ise 45.300 GWh (%32,2); rüzgar + jeoterınal enerji kay­naklarında kurulu güç 35,1 MW (%1,14), üretim ise 150 GWh (%0,001); diğer enerji kaynaklarında ise kurulu güç 22.925,2MW (%64,4), üretim 95.280,5 GWh(%74,76) dır.

Ülkemizde 2004 yılında üretilen 149.608 milyar kWh elektrik enerjisinin %69,13`ü termik kaynaklardan, %30,77`ü hidrolik kaynaklardan, kalan %O,l`i ise rüzgar ve jeotermal kaynaklardan elde edilmiştir.

Petrol  ve doğalgaz maliyetler ekonomimiz için büyük yük oluşturmaktadırlar.İşletmeaçısında kömüre dayalı termik santraller verimliliğini kaybetme ve çevreye atıkları ile büyük zarar vermektedir. Biyokütle, rüzgar, güneş ve su geleceğin yenilenebilir, çevre dostu,temiz enerji kaynakları olarak her geçen gün daha fazla önem kazan­makta ve dünya genelinde bir çok ülkede hükümetlerin büyük mali destekleriyle gerçekleştirilen yatırımlarla yerli kaynaklardan enerji üretilmekte, enerjide dışa bağımlılık önemli ölçüde azaltılmaktadır.

Biyokütle, rüzgar, güneş ve su kaynakları açısından zengin. olan ülkemizde Cum­huriyet tarihi boyunca ne yazık ki bu kaynaklardan yeterince yararlanılamamıştır. Gerek petrol, kömür, doğal gaz ve uranyum gibi fosil yakıtlar ve gerekse güneş, rüzgar, su gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından hiç birisi biyokütlenin sağladığı ve çoğu zaman enerji üretiminden daha fazla dünya, çevre, insan ve hayvan toplulukları için önem taşıyan fonksiyonlara (sera gazı emisyonlarını azaltıcı ve iklim değişik­liğini yavaşlatıcı tek enerji kaynağı, toprak koruma, su üretimi vd) sahip değildir. Dünyadaki biyokütle kaynaklarının yaklaşık % 90 `nını ormanlar oluşturmaktadır. Enerji ormancılığı projeleri 1975 yılında dünya petrol krizinden sonra İsveç`te baş­ladıktan sonra tüm dünyada büyük ilgi görerek kapsamlı ortak projelerle geleceğin rakipsiz çevre dostu, yenilenebilir temiz enerji kaynağı olarak kabul edilmektedir.

Dünya genelinde genellikle söğüt, kavak, kızılağaç, okaliptus, kestane, huş gibi hızlı büyüyen yapraklı ağaç türleri ilc kurulan kısa üretim süreli (3-5 yıl) enerji ormanlarında üretilen sürgünlerin yongalanarak ısı tesislerinde yakılması ile üretilen enerji ya elektrik enerjisine dönüştürülerek elektrik şebekesine verilmekte ya da ısı tesislerinde yer alan dev su tanklarındaki suyun ısıtılması sağlanmaktadır. Sıcak su ile yerleşim yerlerindeki mekanların merkezi sistemle ısıtılması sağlanmaktadır. Isı tesislerinde yongalanmış odun ile birlikte odun endüstrisinde üretim .sonucu ortaya çıkan talaş, yonga gibi atıklar, ormanlarda hasat sonrası oluşan dallar ve kabuklar, tarım ürünleri ve atıkları, piyasada kullanılmayan odun kökenli malzemeler, besin maddesi atıkları (örneğin zeytin çekirdeği ve posası, sert meyve kabukları vd) yakı­labilmektedir. Finlandiya ülke enerjisinin % 22 sini. İsveç % 18 ini bu teknoloJi iİe sağlayan ilk iki ülkedir. Dünya genelinde bir çok ülkede kurulan 1000 den fazla ısı tesisinde bu yöntemle enerji üretilmektedir. Uluslararası Enerji Birliği (IEA) `ya üye ülkeler 2050 `li yıllarda ülke enerji. gereksinimlerini n % 20-50 `sini enerji orman­cılığından üretecekleri enerji ile karşılamayı planlamışlardır. Bu amaçla ABD 100 milyon hektar. Kanada 40 milyon hektar ve AB 30 milyon hektar alanı enerji orman­ları ve enerji bitkilerinin yetiştirilmesi için ayırmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 56 milyon ton bitki atıkları ve6 milyon m3 orman ağaç hasat atıkları üretilmesine rağmen, ne yazık ki bu teknolojinin uygulanacağı ısı tesisleri kurulmadığı içİn bu muazzam atık biyokütle miktarının enerjiye dönüştürülmesi sağlanamamakta, büyük bölümü çürütülmekte ve ekonomik olmayan biçimlerde tüketilmektedir. Bu durum ülkemiz için büyük bir kayıptır.

IEA` ne üye ülkelerde uygulanan modern enerji ormancılığı projeleri ile Türkiye` de de tarım ve orman alanlarında enerji ormancılığına uygun yüz binlerce hektar alanda çeşitli ağaç türleri ile oluşturulacak enerji ormanlarında yılda hektarda 30.80 ton kuru ağırlıkta çok büyük odun üretimi sağlanabilecek, kurulacak ısı tesislerinde diğer biyokütle atıkları ile birlikte yakılarak elektrik ve ısı enerjisine dönüştürülebi­lecek, özel ve devlet orman alanları artacak, toprak erozyonu azaltılacak, toprağın su .tutma kapasitesi artırılacak, yüz binlerce insana iş olanağı ve ülke ekonomisine büyük bir katkı sağlanacak, enerjide dışa bağımlılığımız azaltılacak, daha yeşil bir Türkiye görünümü gerçekleştirilebilecektir.

NEDEN, NÜKLEER SANTRALLARA HAYIR?

ACİLEN "ULUSAL ENERJİ STRATEJİ PLANI` HAZIRLANMALIDIR

Nükleer lobi; nükleer santral yapılmadan bile bu ülkeye çok büyük zararlar vermiştir. 39 yıldır nükleer santral macerası peşinde koşarak ve karanlıkta kalacağız tehdidiyle; ülkenin en pahalı, kirli enerji tercihleri olan termik, doğalgaz, kojena­rasyon ve mobil santrallarla doldurulmasına vesile olmuştur. Yenilenebilir ve yerli enerji kaynaklarının önünü tıkamıştır. Mevcut enerji altyapısının iyileştirilmesine ve santral modernizasyonuna, bakımlarının yapılmasına engel olunmuştur. Sonuç iti­bariyle, nükleer lobi; bilerek bilmeyerek, bu ülkenin enerji politikasına-altyapısına ve geleceğine çok büyük zarar vermiştir.

Enerji çeşitliliği oluşturalım, sera gazı yükümlülüğünden, doğalgaz bağımlı­lığından kaçalım, petrol ve doğalgaz fiyatlarının artışından kurtulalım, Fransa ve Almanya `ya yaranarak Avrupa Birligi` ne üye olalım derken, nükleer lobinin tuzağına yeniden düşülmektedir. Aynca; "2007 yılından sonra oluşması beklenen elektrik açığının kapatılması ve 2020 yılında tamamen dışa bağımlı olunacağı için nükleer santral kurulmasının gündemde tutulduğu" söylemi hiç inandırıcı değildir. Çünkü, hem bu ülkenin insanları acilen nükleer santral yapılmazsa "karanlıkta kalacağız masalını" daha önce çok dinledi, hem de ABD`deki nükleer santral yapımlarının lisans, yapım süresi en az 15-20 yıl, Arjantin, Brezilya` daki nükleer santral yapımları ise 25 yıldan fazla sürmüştür.

Siz; 39 yıldır 1 tane nükleer santral ihalesini yapamamış, şartnamesini bile kendi hazırlayamayan, ihalesinin kaç kere iptal edildiği bilinmeyen, ekonomik güvensizlik­lerin-belirsizliklerin-krizlerin hala sürdüğü, enerjiyle ilgili her şeyin özelleştirildiği, belirsizleştiği, yolsuzlukların en üst boyutta olduğu, Beyaz Enerji Serisinin hala devam ettiği, Yüce Divan` daki yargılamaların sürdüğü, finansman, yabancı yatırımcı sıkıntısının çekildiği, hazine garantisinin verilemediği, dış borcu en fazla olan bir ülkede; 6 yıl sonrasına nasıl 3 tane nükleer santral kurabileceksiniz?

Bu gerçeklerden yola çıkarak, ülkemizin enerji politikasının yeniden şekillendi­rilmeye çalışıldığı, özellikle enerji sektörümüzün yeniden yapılandırıldığı bu süreçte, önceliklerimizin ve tercihlerimizin; artık nükleer enerji ve fosil enerji kaynaklarından yana değil, yenilenebilir enerji kaynaklarından, enerji verimliliğinden, daha az enerji kullanımlı teknolojik ve üretim tercihlerinden yana olması zaten "kaçınılmazdır". Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği  hakkında "eksik" bir yasa hazırlanmıştır her zaman ki gibi.

Olması gereken iki ana kriter;

1-Yenilenebilir Enerji Kaynakları kanunu ve Enerji verimliliği Kanun tasarısının

yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden hazırlanması,EPDK ‘nın Enerji piyasası Kanununun  ve sektörün yeniden yapılanması;ilgili tüm kamu-sivil toplum kuruluşlarının ,demokratik kitle örgütlerinin derneklerin,doğrudan katılımıyla oluşturulacak ;”Ulusal Enerji Konseyi “ ile belirlenmelidir.

2-Nükleer enerji ve fosil enerji kaynakları yerine ; “Ulusal Enerji Konseyi”nce hazırlanacak;yeterli,yerli,çevreci,temiz,sürdürülebilir,ucuz,uygun,yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının sağlanmasını amaçlayan yeni bir; ;”Ulusal Enerji Strateji Planı” oluşturulmalıdır.

AR_GE için ayrılan pay dünya ülkeleri ile kıyaslandığında çok düşük kalmaktadır.Bu dünya ortalamasının % 2-3 civarında iken bizde % 0,6 dır.

Enerji üretimi konusunda da durum farklı değildir ve AR-GE çalışmaları için yeterli bir organizasyon/çaba bulunmamaktadır.

Özellikle güneş, jeotermal ve rüzgar kaynaklarından enerji elde etmek için gerekli üretim ve ekipmanların büyük bir çoğunluğunun ülkemizde üretimi vardır. Bu konuda gerekli mühendis ve teknik elamana sahip olan ülkemizde gerekli yatırım ve işletme maliyetleri de göz önüne alındığında, "ulusal ve kamusal çıkarları gözeten bir enerji politikasına" ne kadar çok ihtiyaç olduğu açıktır.

Türkiye`nin uzun erimde enerji planlaması yapması, yeni ve yenilenebilir enerjı kaynakları ile çeşitlendireceği öz kaynaklarının değerlendirmesi gerekmektedir.

Öz kaynaklar açısından potansiyelimiz; hidrolik, kömür, rüzgar, jeotermal, güneş ve diğer yenilenebilir kaynaklar dikkate alındığında, kurulu güç potansiyelimiz 115000-120 000 MW ya da bir başka ifade ile üretim potansiyelimiz 482 - 569 milyar  kwh` ı bulacaktır.

Öz kaynaklarımız 2030 yılında dahi, talebi karşılayacak potansiyele sahiptir. Yeter ki enerji planlaması yapalım, yeter ki bu potansiyeli verimli ve etkin bir şekilde kullanmasını bilelim.

 Yaşamı, Doğayı ve Çocuklarımızın Geleceğini Savunmak İçin Nükleer Santrallere Karşı Direneceğiz!

Serbest piyasa ekonomisini toplumun her derdine deva olarak öne süren yalanlara rağmen halen başta Afrika ve Asya kıtalarında yaşayanlar olmak üzere dünyada 1.1 milyar insan güvenli içme suyu, 2.4 milyar insan ise arıtma hizmetlerinden yoksun yaşıyor.

Her yıl 22 milyon ton karbon gazı atmosfere karışıyor ve sera etkisi yaratarak, atmosferin ısınmasına neden oluyor. Ortalama küresel sıcaklık son 5 yılda normalden 100 kat hızlı artış gösteriyor. Dünya nüfusunun yüzde 20`si dünya zenginliğinin yüzde 80`inden fazlasına el koyarken, yenilenemez enerjinin yüzde 80`i, temiz içme suyunun yüzde 40`ı da aynı yüzde 20 tarafından kullanılıyor.

Her yıl 17 milyon hektar orman alanı yok oluyor ve bugünkü tüketim düzeyi devam ederse petrol rezervinin 50, doğalgaz rezervinin ise 70 yıl içinde tükeneceği tahmin ediliyor. Bitki ve hayvan türlerinin giderek soyunun tükendiği, çölleşmenin arttığı, genetik çeşitliliğin yitirildiği, gıdalarımızın kimyasallarla dolduğu ve denizlerin kirlendiği bir yüzyılın başındayız. Geride bıraktığımız 20. yüzyıl da pek çok çevresel ve global felaketlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu felaket ve yıkımların en tahrip edici olanları, iki Dünya Savaşı ve beraberinde gelen silahlanma yarışları ve nükleer felaketlerdir. Japonya`ya atom bombası atılması ile başlayan nükleer felaketler, ne yazık ki savaş ortamı dışında da nükleer santrallerde gerçekleşen kazalar ve radyoaktif sızıntılarla bugün dahi devam etmektedir. Atılan atom bombasından 400 kat daha fazla radyoaktif yayılmaya neden olan Çernobil felaketinin 20. yılında ülkemizde nükleer santral kurma arayışları hangi gerekçe ile olursa olsun kabul edilemez.

Türkiye`de nükleer santral kurma girişimleri, dünyada yaşanan enerji ve egemenlik savaşlarının bir uzantısıdır. Barıştan yana olan Nükleer Karşıtı Platform, nükleer silahlanmaya yol açacak bir teknoloji olan nükleer enerji santrali kurulmasına karşıdır. Türkiye nükleer satranç tahtasında yaratılan denge oyunlarının bir parçası yapılmaya çalışılmaktadır. İran`ın nükleer güç olma arayışı kabul edilemez olduğu kadar, nükleer silahlanmada başı çeken ABD`nin bu gerekçeyle İran`a yönelik olası bir müdahalesi de kabul edilemez.

Türkiye`de nükleer enerji santrali kurulmasına dönük tüm argümanlar bilimdışı ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Türkiye`nin nükleer enerji santrallerine ihtiyacı yoktur. Yerli ve yenilebilir enerji kaynaklarımızın değerlendirilmesi durumunda, Türkiye 2030 yılında dahi elektrik talebini karşılayabilecek kaynaklara sahiptir. Türkiye`nin bugün içine düşürüldüğü dışa bağımlılıktan kurtarılması için iddia edildiğinin tersine nükleer santrallere değil, kamusal planlamaya ve yerli kaynaklarını değerlendirmeye ihtiyacı vardır. Elektrikte yüzde 20`leri aşan düzeydeki kayıp-kaçak oranının, OECD ortalaması düzeyine çekilmesi durumunda bile nükleer santralden sağlanacak enerjinin birkaç katı rahatlıkla elde edilebilecektir.

Nükleer santral kurarak, nükleer teknolojiye sahip olacağı iddiası ise Türkiye`nin bugün izlediği teknoloji politikalarına bakıldığında bir hayaldir. Tüm mühendisliği ve teknik detaylarını yurtdışından almak durumunda kalacağımız göbekten ulus aşırı tekellere bağımlı olacağımız bir proje ile teknoloji sahipliği mümkün değildir. Dahası nükleer santrallerden vazgeçilen dünyada daralan pazar baskısıyla şirketlerin eski nükleer teknolojileri satma arayışları, ülkemizin nükleer bir çöplük haline getirileceğini göstermektedir.

Nükleer santrallerin kurulum, üretim, işletim ve güvenlik maliyetleri çok yüksektir. Dünyada bugün pek çok ülke nükleer enerji kullanımını terk etmektedir. Nükleer enerjinin yıllardır çözülememiş atık sorunu için Türkiye gibi ülkeler atık çöplüğü olarak aday gösterilmektedir. Nükleer santrallerin temiz ve güvenli olduğu yalanına, bu felakete maruz kalmış insanları görenlerin inanmaları mümkün değildir. Deprem kuşağında olan ülkemizde nükleer santral kurulması ise radyoaktif bir tehlikeyi daha da olası kılmaktadır.

Kamusal denetim üzerindeki baskılar nedeniyle mevcut durumda bile çevresel denetimlerin ne kadar yetersiz olduğu, İskenderun, Sinop, Tuzla`daki zehirli atık felaketleriyle ortadayken, Türkiye`nin nükleer santral kurulumunda ve işletiminde etkin bir denetim gerçekleştirebilmesi mümkün görünmemektedir. Zaten iktidar sahiplerinin bu tür denetimleri gerçekleştirme niyeti de bulunmamaktadır. Çevre Bakanlığı, var oluş amacını bile yok sayarak bu sorumluluktan kaçmaktadır. Son olarak kabul edilen Çevre Yasası`nda yapılan değişiklikle, "Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevre sorunlarının çözümüne yönelik gerekli teknik, idari, mali ve hukuki düzenlemeler Bakanlığın koordinasyonunda yapılır. 2690 sayılı Türkiye Atom Enerji Kurumu Kanunu kapsamındaki konular Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yürütülür" denilerek, olası bir nükleer santral kurulumu sırasında çevresel bir denetimin önü kapatılmıştır.

Nükleer santral kurulması için dünyada ve ülkemizde lobi faaliyetleri kapalı kapılar arkasında  yürütülmektedir. AKP Hükümeti, kendinden önceki iktidarların yürüttüğü nükleer santral arayışını ihale bile yapmadan, çevresel ve idari anlamda tüm denetimlerden uzak bir şekilde gerçekleştirme arayışına girmiştir. Bu durum nükleer santrallere karşı çıkanların haklılığını kanıtlamaktadır. Yerli ve yenilebilir kaynaklar için bugüne kadar yaratılamayan kamu kaynağının nükleer santraller için seferber edilmesi arayışı da kabul edilebilir değildir.

Halka rağmen, tehlikeli, pahalı, dışa bağımlı nükleer santral kurma projeleri yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Sinop`ta 29 Nisan`da gerçekleştirilen mitingle Türkiye`nin dört bir yanından gelen binlerce kişi ne ülkemizde ne dünyada nükleer santral istemediklerini ortaya koymuşlardır. Bu kararlılık, Akkuyu`da, İğneada`da, Sinop`ta devam ettirilecektir. Nükleer Karşıtı Platform, ülkemizde bir nükleer santral kurma girişiminden vazgeçilinceye kadar etkinliklerini ve eylemlerini sürdürecektir.

 Bir kez daha nükleer santrallere hayır diyoruz.

Küresel sermayenin kalkınma senaryoları adı altında yarattığı tüketim çılgınlığına karşı sesimizi  Mersi/Akkuyu Mitinginde yükseltelim!

                             NÜKLEER KARŞITI PLATFORM

 

 

 

 



TMMOB BAŞKANI EMİN KORAMAZ`IN ÜYELERİMİZE SESLENİŞİ

11.05.2020
 


Çok Okunanlar


EMO-GENÇ MEZUNİYET YEMEĞİ DÜZENLENDİ

AKDENİZ EDAŞ MANAVGAT VE ALANYA MÜDÜRLERİNE ZİYARET

14. EIF DÜNYA ENERJİ KONGRESİ VE FUARI`NDA BULUŞALIM

ŞUBEMİZDE ÇEVRİMİÇİ MİSEM ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ DÜZENLENDİ

EMO 47. DÖNEM 1. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI

EMO ANTALYA ŞUBESİ 14. DÖNEM 3. KOORDİNASYON KURULU TOPLANTISI DÜZENLENDİ

18 EYLÜL DÜNYA TEMİZLİK GÜNÜ ETKİNLİĞİ

AKDENİZ EDAŞ DOĞU BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ`NE ZİYARET

TMMOB HEYETİ İLE ANTALYA İKK BİLEŞENLERİ ORTAK TOPLANTISI YAPILDI

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ÇELENK SUNMA TÖRENİ`NE KATILIM SAĞLANDI

Okunma Sayısı: 3887


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2021 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18


 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.