MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 İSTANBUL ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU TOPLANTILARI

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

İŞ VE ELEMAN ARAYANLAR

   · 

SMM NEDİR?

   · 

ÖLÇÜM VE BİLİRKİŞİLİK İÇİN BAŞVURU

   · 

YAYIN SATIŞ VE KİTAP LİSTESİ

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 EDİRNE   İSTANBUL   KIRKLARELİ   TEKİRDAĞ 
 

 
MİSEM EĞİTİMLERİ
 

EMO İstanbul Şubesi
Haber Bülteni
SAYI: 74

Tüm Sayılar

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

EMO 48. OLAĞAN GENEL KURULU BAŞLADI


GÜNDEM

 
EMO 48. Olağan Genel Kurulu çalışmalarına başladı. Genel Kurulun açılış konuşmalarında, uzun süredir yaşanan ekonomik ve siyasi krize dikkat çekilerek, barış, huzur, istikrar ve güvenin sağlanması için mücadele vurgusu yapıldı.
 

Elektrik Mühendisleri Odası  (EMO) 48. Olağan Genel Kurulu, TMMOB Teoman Öztürk Öğrenci Evi ve Sosyal Tesisi`nde 9 Nisan 2022 Cumartesi günü çalışmalarına Divan Başkanlığı`nın oluşturulmasıyla başladı. Divan Başkanlığına Nedim Bülent Damar seçilirken, Mükremin Zülkadiroğlu ve Sıdıka Özel başkan yardımcıları, Hatice Eryiğit, Vedat Esen, Abidin Avcı ve Banu Akın yazman üyeler oldular. İlk olarak Genel Kurul gündemi oylanarak, kabul edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı`nın okunmasının ardından Anıtkabir Çelenk Heyeti belirlendi.

 

EMO 47.Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Pala açılış konuşmasında, tüm dünyayı saran salgın tehlikesi, yangınlar, sel felaketleri ve cumhuriyet tarihinde görülmemiş orandaki zamlarla hayat pahalılığının zirve yaptığı bir dönemin yaşadığına işaret etti. Kriz koşullarının üzerine Rusya`nın Ukrayna`ya askeri müdahalesiyle başlayan savaşın da eklendiğini, yaşanan olumsuzlukların ülkemizi olduğu gibi, mühendisleri ve EMO`yu da derinden etkilediğini anlatan Pala, olağanüstü zor koşullarda kamu yararı için çalışmaya devam eden, ülkemiz ve mesleğimiz için mücadele etmekten vazgeçmeyen tüm EMO yöneticilerine teşekkür etti.

 

Elektrik fiyatlarına 1 Ekim 2020`de yüzde 5.75, 1 Ocak 2021`de yüzde 6.2, 1 Temmuz 2021`de yüzde 15 zam yapılmasının ardından, 1 Ocak 2022`de tüketim miktarına göre yüzde 50 ile 125 arasında fahiş oranlarda zam uygulandığını anımsatan Pala, şunları söyledi:

 

"Zamlar tüm sektörlere pahalılık ve fiyat artışı olarak yansırken, elektrik faturaları ödenemez rakamlara yükselmiştir. Yurttaşlar ve esnaf binlerce lirayı bulan faturalara isyan ederek, sosyal medyada faturalarını ilan etmiş, işyerlerinin camlarına asmışlardır.  Buna karşılık iktidar elektrik üretim ve dağıtım şirketleriyle görüşmeler yapmış ancak şirketlerin geri adım atmaması üzerine tüketim limitleri ve vergi oranlarına yönelik düzenlemelere gidilmiştir. Önce meskenlerde düşük tarife tüketim limiti aylık 150 kWh`ten 210 kWh`e, daha sonra da 240 kWh`e çıkarılmıştır. Ticarethane statüsündeki elektrik abonelerinin günlük 30 kWh, aylık 900 kWh`e kadar tüketimi olan ilk dilimine yüzde 25 indirim yapılırken, meskenler ile tarımsal sulamada kullanılan elektrikten alınan KDV`de indirime gidilmiştir. Elektriğin birim fiyatı ile dağıtım bedelinde ise herhangi bir indirime gidilmemiştir."

 

Bu düzenlemelerin şirketlerin karına dokunulmadan, kamu tasarruflarıyla faturaların düşürülmeye çalışıldığını gösterdiğini anlatan Pala, "Söz konusu şirketlerin zararına çalışmadığı ortadayken, iktidar temsilcileri elektrik maliyetlerinin yüzde 50`sini de devletin ödediğini söylemekte, bu durum şirketlerin devlet tarafından da sübvanse edildiklerini göstermektedir" dedi.

 

Özelleştirmeler ile mevcut kaynakların etkin kullanılacağı, hazine üzerindeki yükün kalkacağı ve bu işletmelerin sübvansiyonlara ihtiyaç duymayacak konuma geleceklerinin iddia edildiğini anımsatan Pala, gelinen noktada bu iddiaların tümünün gerçekdışı olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. "Sonuçta her yeni güne zamlarla başladığımız, iğneden ipliğe her ürünün fiyatının olağanüstü düzeylere tırmandığı, vatandaşın alım gücünün ise giderek düştüğü bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz" diyen Pala, yükselen döviz kurları, artan fiyatlar ve enflasyonun; işsizlik ve yoksulluğu giderek tırmandırdığını, halkın çoğunluğunun açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini vurguladı. Krizin mühendisleri de derinden etkilediğini belirten Pala, "Çok sayıda meslektaşımız kriz ve salgın sürecinde işini kaybetmiş, pek çoğunun ücreti düşmüş, kimisi de iş yükünün artmasına ve düzenli olarak maaş alamamasına karşın işsizlik tehdidi altında çalışmaya devam etmek zorunda kalmıştır" diye konuştu.

 

"Elektrikte bütüncül yapı bozuldu"

 

AKP iktidarlarında, özelleştirme ve serbestleştirme uygulamalarıyla birlikte elektrikteki bütüncül yapının bozulduğunu, elektrik üretim ve dağıtımındaki özelleştirmelerin olumsuz sonuçları ortadayken şimdi sıranın iletime geldiğini ve TEİAŞ`ın da özelleştirme kapsamına alındığını ifade eden Pala, şunları söyledi:

 

"TEİAŞ`ın özelleştirilmesi halinde elektrik sisteminde yeni çökmelerin olması kaçınılmazdır. Ülke çıkarları, güvenlik ve geleceğimiz açısından çok önemli ve kritik bir kurum olan TEİAŞ`ın özelleştirilmesinden derhal vazgeçilmelidir. Son 20 yılda özelleştirilen elektrik üretim ve dağıtım sektörü bugün borç batağı içindedir. Şirketlerin kredi borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi nedeniyle enerji fiyatlarına zam üstüne zam yapılmakta, artışlar tüketicinin sırtındaki yükü her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır. Enerji alanı gizli ya da açık şirketlerin kuralsız, iktidarla kurdukları ilişkiler dahilinde diledikleri gibi at koşturdukları bir alan haline getirilmiştir."

 

İktidarın çözüm için derhal harekete geçmesi gerektiğini belirten Pala, öncelikle elektrik fiyatlarına yapılan zamların geri alınmasını istedi. Konutlarda elektrik, doğalgaz ve su faturalarında KDV oranının düşürülmesi ve maddi olanaksızlık nedeniyle faturalarını ödeyemeyenlerin kamu kaynaklarıyla desteklenmesini öneren Pala, köklü çözümünse kamusal hizmetlerin kamu eliyle verilmesi olduğunun altını çizdi. Özelleştirme ve serbestleştirme politikalarının oluşturduğu vahşi piyasa yapısına işaret eden Pala, dağıtım ve ticaret faaliyetlerinin ivedilikle kamusal alana çekilmesi gerektiğini söyledi.

 

"İktidar ders almıyor"

 

Özelleştirme ve serbest piyasa uygulamalarının elektrik hizmetini pahalılaştırdığı gerçeği ortadayken AKP iktidarının ders almadığını vurgulayan Pala, Tekirdağ Marmara Ereğlisi Doğalgaz Çevrim A ve B santrallarının satışa çıkarıldığını anımsattı. "Bir yandan EÜAŞ özel şirketlerden elektrik satın almak için ihaleye çıkarken, EÜAŞ`ın kapasitesinin yüzde 4.5`ini oluşturan santralların özelleştirilmesi kararı alınması akıl dışıdır" diyen Pala, kısa vadede sıcak para arayışındaki iktidarın, günü kurtarma amaçlı öngörüsüz kararlar aldığını ve enerji alanında büyük sorunlara yol açtığını kaydetti. Bülent Pala, şöyle konuştu:

 

"EMO olarak daha önce de defalarca söylediğimiz gibi, özelleştirmeler ve serbest piyasa; ucuz, kaliteli ve sürekli elektrik değil, tam tersine pahalı, kalitesiz ve büyük kesintilere yol açan karanlığı Türkiye`ye getirmiştir. Son olarak Şubat ayı başında Isparta`da yoğun kar yağışının ardından 50 saate varan kesintiler olması bunun canlı örneğidir. Olağanüstü mevsim koşullarının sonucu diyerek açıklanamayacak denli büyük bir skandal olan kesintiyle ilgili sorumlu kurumlar suçu birbirine atarken, olan vatandaşa olmuş, hasta, yaşlı ve bebekler dahil soğuk ve karanlıkta çaresiz kalmışlardır. 

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı konuyla ilgili soruşturma başlatıldığı ve gereken yaptırımların uygulanacağını açıklamış olsa da, olayın üzerinden 2 ay geçmesine rağmen kesintilerin sebebi ve sorumlulara yönelik net bir sonuç ortaya konulamaması, bu açıklamaların da sözde kalacağını göstermektedir. 

 

Soğukları donarak geçirmek üstelik bunun için üste para vermek halkımızın kaderi olamaz. Isparta elektrik kesintisi olayı, elektrik şebekelerinin özelleştirilmesinin sonucudur. Bu ve benzeri vakaların tekrar yaşanmaması için acil önlem alınmalı ve TEİAŞ`ın özelleştirilmesinden vazgeçildiği derhal kamuoyuna ilan edilmelidir."

 

"Türkiye enerji bağımlılığına sürüklendi"

 

Türkiye`nin son 20 yılda "enerji ihtiyacı" söylemi ile gittikçe derinleşen bir enerji bağımlılığına sürüklendiğini ve daha fazla üretim, daha fazla tüketim sarmalına itildiğini anlatan Pala, ülkemizin bugün enerji ihtiyacının yüzde 80`den fazlasını fosil yakıtlardan karşılar hale geldiğini kaydetti. Enerjide temel politika verimlilik yerine ithal fosil yakıt tüketimi olunca, enerji arz güvenliğinin de yurt dışında bir vanaya ve o vanayı tutan ele muhtaç kılındığını vurgulayan Pala, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"2022 Ocak ayında İran`ın teknik arıza gerekçesiyle Türkiye`ye gaz akışını belirli bir süre durdurmasıyla yaşanan kriz, sanayi kuruluşlarının günlük gaz çekiş miktarının sınırlandırılması ve hatta bazı kuruluşların birkaç günlüğüne kapanması da bu bağımlılığın bir sonucudur. EMO her fırsatta temel enerji politikamızın enerji verimliliği ve enerji yoğunluğumuzun düşürülmesi olarak kurgulanması gerektiğini söyledi, söylüyor. Ülkemizin esas sorunu enerji arz güvenliği değil, ithal kaynak bağımlısı aşırı tüketim politikalarıdır. Artık enerji tüketim miktarıyla övünme yaklaşımı bırakılıp, enerji verimliliği politikalarının bir an önce uygulanması gerekmektedir."

 

Türkiye`nin elektrikteki kurulu gücünün Şubat 2022 sonu itibarıyla 98 bin 890 MW olduğunu belirten Pala, kurulu gücün en fazla yarısı puant güç olarak kullanılırken, kar, yangın, kuraklık vb. her bahaneyle kesinti olduğuna işaret etti. Pala, "Kurulu gücümüz tüketimin üzerinde bir kapasiteye sahip olmasına rağmen yaşanan bu kesintiler, beceriksiz yönetim ve siyasal baskı sorununun bir sonucudur" dedi.

 

Nükleer Santrallar

 

Türkiye`de plansız bir kurulu güç artışına gidilirken, kullanılmayan dolayısıyla da ekonomik olarak verimsiz bir kapasite ortaya çıkarıldığını, piyasacı, yandaş sermayeyi gözeten teşvikçi politikalarla elektrik üretimine gereksiz yatırımlar yapıldığını ve kamu kaynaklarının boşa harcandığını kaydetti. Enerjide arz fazlası olmasına rağmen iktidarın, tehlikeli, pahalı ve dışa bağımlılığı daha da artıracak olan nükleer santral ısrarından vazgeçmediğine dikkat çeken Pala, Mersin Akkuyu`da 2023 yılında faaliyete geçirileceği duyurulan nükleer santral inşaatının zeminde çatlaklar ve su sızıntıları oluştuğu iddialarına rağmen hızla sürdürüldüğünü anımsattı. Kamuoyunun itirazlarına; meslek odaları, uzmanlar ve bilim insanlarının uyarılarına kulaklarını tıkayan iktidarın, dünyada yaşanan nükleer santral facialarını da görmezden geldiğini belirten Pala, şunları söyledi:

 

"Akkuyu`da atık yönetiminden tutun, deprem olasılığı dahil olası tüm risklerde nasıl bir yöntem izleneceği belirsizdir; açık, net hiçbir önlem alınmamıştır. Sıradan bir bina yapılıyormuş gibi özensiz, alelacele yürütülen bir inşaat ile hem ülkemiz, hem çevremiz, hem de tüm dünya büyük bir tehdit altına itilmektedir."

 

Nükleer santralların barındırdıkları riskler ve maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle dünyanın nükleerden vazgeçerek, yenilenebilir enerjiye yatırım yaptığını anlatan Pala, "Dünyada başka bir ülkenin devlet kuruluşuna kendi topraklarında nükleer santral kurma ve işletme yetkisi veren ilk ülke ise Türkiye`dir. Ülkemiz nükleer santrallara mecbur değildir. Hatta nükleer santralları tercih etmemek için fazladan sebepleri vardır" dedi.

 

Türkiye`nin yenilenebilir enerji kaynakları alanında oldukça sahip olduğu potansiyele dikkat çeken Pala, "Nükleer ve kömürün yanında, güneş ve rüzgarın maliyeti daha düşüktür. Ancak nükleer ve kömüre yönelik teşvikler, alım ve fiyat garantileri yenilenebilir enerji alanının gelişmesini engellemektedir" diye konuştu. 

 

Pala, toplumsal hiçbir yararı olmayan, aksine büyük yaşamsal riskler taşıyan nükleer güç santralından vazgeçilmesi çağrısını yineleyerek, çok geç olmadan santral inşaatının durdurulmasını istedi. Pala, "Sadece nükleer santral değil, termik santral ve HES`ler dahil, insana, çevreye ve doğaya zarar verecek tüm yatırımlardan vazgeçilmelidir" dedi.

 

Türk Telekom

 

Konuşmasında, Türk Telekom`un (TT), özelleştirildikten 17 yıl sonra; içi boşaltılmış, aşırı borçlandırılmış, yatırımları ihmal edilmiş, sorunlar yumağı haline getirilmiş halde 10 Mart 2022 tarihinde Türkiye Varlık Fonu`nca (TVF) satın alındığına işaret eden Pala, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"Hatırlanacağı üzere AKP iktidarı tarafından 14 Kasım 2005 tarihinde TT`nin yüzde 55 hissesi ‘en başarılı özelleştirme` balonuyla Oger Grubu`na 6.55 milyar dolara satılmıştı. OTAŞ`a kasasında yaklaşık 2 milyar dolar nakitle devredilen TT, kötü yönetildiği gibi sahip olduğu birçok gayrimenkul ile bakır altyapısı ve teçhizatları satılmış, oluşan tüm nakit varlığı olağanüstü oranlarda temettü ödenerek boşaltılmış, yetmemiş şirket büyük oranda dolar cinsi borçlandırılmış ve OTAŞ milyarlarca doları Türkiye`den kaçırmıştır. Özelleştirme bedelini TT`nin hisselerini rehin göstererek aldığı krediyle ödeyen, kurumdan 5.7 milyar kar payı alan ancak kredileri geri ödemeyen OTAŞ`ın sahip olduğu hisseler, 2018 yılında alacaklı bankaların kurduğu Levent Yapılandırma Yönetimi A.Ş.`ye (LYY) devredilmişti. Özelleştirme koşulları gereği zaten 4 yıl sonra 2026`da Hazine`ye bedelsiz olarak iade edilecek olan Türk Telekom için milyonlarca dolar ödeme yapılması yurttaşın sırtına yeni yükler bindirilmesine neden olacaktır."

 

Pala, TT`nin özelleştirilme kararı, satış süreci, temettülerle içinin boşaltılması, bankalara devri ve TVF`ye satışının tamamında hata, şeffaflık noksanlığı, usulsüzlük ve neticesinde açık kamu zararı bulunduğunu söyledi. Sürecin başından beri yaşanan tüm yolsuzluk ve usulsüzlüklere göz yuman, denetim ve müdahale yetkisini kullanmayan siyasi iktidar başta olmak üzere kamu adına TT`de yöneticilik yapan tüm sorumluların bu konuda hesap vermesi gerektiğini bildirdi. Pala, "EMO olarak baştan beri söylediğimiz gibi faturanın halkın sırtına yüklenmesi doğru değildir. Siyasi çıkar ve rant kavgasından uzak kamu yararını ön planda tutacak yapılanmaların acilen gündeme alınması gerekmektedir" dedi.

 

Ülkemizde geçen yıl tarihinin en büyük yangın ve sel felaketlerinin yaşandığını anımsatan Pala, ormanlarımızı korumaya ve geliştirmeye yönelik kamucu ormancılık politikalarının hayata geçirilmesi ve afetlerde zararın azaltılması için yanlış su yönetimi ve HES politikalarına son verilmesi gerektiğini anlattı. Pala, "Bilim ve tekniğe aykırı, ranta dayalı, doğa ve yaşam düşmanı projelere geçit verilmemelidir" dedi.

 

Bülent Pala, konuşmasında İstanbul Sözleşmesi`nden çıkılmasını da eleştirerek,  şunları söyledi:

 

"İstanbul Sözleşmesi`nden vazgeçmek demek, kadına ve çocuğa yönelik şiddet, cinayet, istismar ve tecavüzle mücadele etmekten vazgeçmek, şiddete uğrayanları güvenceden yoksun bırakmak anlamına gelmektedir. Kadına ve çocuklara yönelik şiddetin, taciz ve tecavüzün her geçen gün arttığı ülkemizde, sözleşmenin gereklerini yerine getirmek yerine sözleşmeden çekilmeyi tercih eden siyasi iktidar, bundan sonra kadınlar ve çocukları hedef alan tüm şiddet ve cinayetlerin de sorumlusudur. Tarihimize kara bir leke olarak düşen bu karardan derhal vazgeçilmeli, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa etkin şekilde uygulanmalıdır." 

 

Rusya-Ukrayna Savaşı 

 

Uluslararası gelişmelere değinerek, Rusya`nın Ukrayna`ya saldırısı sonucu çok sayıda ölüm ve ağır yıkımlar yaşandığını belirten Pala, "Bizler biliyoruz ki, savaşın kışkırtıcısı, sömürgeci ve yayılmacı emperyalistler bu süreçte kasalarını doldurmaya bakarken, savaştan en çok bölge halkı zarar görecektir. Savaş, sadece ölüm, acı ve gözyaşı getirir. Dünyamızı, ekosistemi, doğayı tahrip eder; daha fazla açlık, yoksulluk ve göçe yol açar. Rusya`nın saldırıları derhal durdurulmalı, uluslararası kamuoyunun baskısıyla halkların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını sağlayacak politikalar devreye sokulmalıdır. Dünya ölçeğinde silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalardan vazgeçilmelidir" diye konuştu.

 

67 yıldır mesleki ve toplumsal mücadelesini sürdüren EMO`nun çalışmaları hakkında bilgi veren Pala, konuşmasını şöyle tamamladı:

 

"Rant ve talan düzeni; kentleri, kırları, madenleri, sularımızı kuşatmıştır. Hukuka ve kamu yararına aykırı projelere karşı dava açan; haklılığı da yargı kararlarıyla kanıtlanan odalarımız hedef gösterilmektedir. Yurttaşlarımız her gün bir öncekinden daha güvensiz bir ortamda yaşamaya ve daha fazla umutsuzluğa sürüklenmektedir. 

 

Artık yeter diyoruz. 

 

Kuşatılmış medya iktidar tarafından propaganda aracı olarak kullanılırken, halka ulaşacak araçları bulmak zorundayız. Bize düşen sorumluluk, kentlerimize ve kırlarımıza sahip çıkmak; rant ekonomisine karşı kamunun çıkarlarını savunmak; özgürlük, barış, demokrasi ve laiklik mücadelesini her daim her ortamda sürdürmektir. Bu kadar yalan, dolan, baskı ve zorbalığın olduğu yerde her türlü direniş haktır. Biz işte haklılığımızın verdiği güçle demokrasi, emek ve barış mücadelemize yılmadan devam edeceğiz.  

 

Yaşasın Eşit, Özgür ve Demokratik Türkiye mücadelemiz!

 

Yaşasın EMO ve TMMOB örgütlülüğü!"

 

"Dünyanın en büyük gücü barış yanlıları"

 

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, sözlerine "Sizler gibi direngen, mücadeleci dostlarımızın, yoldaşlarımızın olması ve sizinle aynı çatı altında mücadele etmek bizler için büyük bir onur" diyerek başladı. Her genel kurulun ülkede çok daha kötü koşullar altında yaşandığını belirten Koramaz, darbe girişimi ve OHAL sürecinde yaşananlara değinerek, "Cumhurbaşkanlığı sistemi adıyla, parti devleti rejimi altında yaşamaya çalışıyoruz" dedi.

 

Pandemi süreci normalleşirken Karadeniz‘ın karşı kıyısında savaşla karşılaşıldığını ifade eden Koramaz, şunları söyledi:

 

"Bu savaş emperyalistlerin sınır tanımaz saldırganlığı NATO‘nun yayılmacılığı ve Rusya‘nın zorbalığının bir üründür. Bir yandan savaşın yarattığı trajediye üzülürken, diğer yandan gelecek nesillerin yaşamı için kaygı duyuyoruz. Bizler yıllardır barışı, halkların kardeşliğini savunuyoruz. Yurtta barış, dünyada barış temennisi ile silahların susması, anlaşmazlıkların da karşılıklı görüşmeler yoluyla uluslararası zeminde sonuçlanmasını diliyoruz. Unutulmamalıdır ki dünyanın en büyük gücü milyonlarca kişiden oluşan barış yanlılarıdır. Bizler barışın sesini her ortamda yükseltmeye devam etmeliyiz."

 

Yalnız barışın değil, aynı zamanda emeğin de sesi olduklarını belirten Koramaz, emekçinin emeğinin karşılığını alabilmesi için, insanca yaşanabilecek bir ücret ve çalışma koşuları için Türkiye‘nin dört bir yanında direnen, mücadele eden, sokaklara çıkan emekçilere genel kurulun dayanışma mesajını gönderdi. Koramaz, "Mücadele ile edinilen her kazanım ortak kazanımdır. Bu kazanımlarla geleceğimiz şekillenecek. Emeğin gücü ile kurulacak dünyada ne açlık olacak, ne sefalet, ne emperyalist boyunduruk olacak, ne kapitalist sömürü... Bu dünyada demokrasi, özgürlük, barış, bağımsızlık, laiklik, gönenç ve huzur olacak. Bizler buna yürekten inanıyoruz ve bu doğrultuda mücadele etmeye devam edeceğiz" diye konuştu.

 

 

 

Tek adam rejimini eleştiren Koramaz, "Cumhurbaşkanının sözleri ve eylemleri tüm hukuk kurallarının üzerinde tutuluyor; sözüne ve eylemine karşı çıkanlar düşman ilan ediliyor. Huzur, istikrar, güven olmaz böyle bir ülkede. Bu ülke yönetilemiyor. İnsanlar artık bu yönetim altında yaşamak istemiyorlar. Peki bu insanlar ne istiyor? Bizler bu ülkenin mimarları, mühendisleri, şehir plancıları olarak üreten, sanayileşen, kalkınan, tarımda kendi kendine yeterliliği sağlayan ve hakça bölüşen bir ülke istiyoruz. Bilimi ve teknolojiyi esas alan, ARGE ve inovasyona ağırlık veren, dış girdilere bağımlı olmayan, sosyal refah ve huzur anlayışını benimseyen bir ülke" diye konuştu. 

 

"Ülkemizde çoklu kriz yaşanıyor"

 

KESK ESM Genel Başkanı Cemalettin Sağtekin, özelleştirme ve sermayeden yana politikaların sistemi tıkadığını, siyasal, ekonomik, toplumsal ve ekolojik bir kriz yaşandığını belirterek, bunu "çoklu kriz" olarak niteledi. Türkiye‘nin şu anda ekonomik anlamla dünyanın 5. kırılgan ülkesi olduğunu kaydeden Sağtekin, "Bütçe büyük oranda savaş ve güvenlikçi politikalara ayrıldı. Ülkede yatırıma, istihdama yeterince bütçe ayrılmamasından kaynaklı işsizlik rakamları 10 milyona yaklaştı. Açlık sınırı ve yoksulluk sınırı yükseldi" dedi.

 

Zamlar nedeniyle insanların araçlarına binemez, trafiğe çıkamaz olduğunu, evlerde doğalgazı çok az tüketerek ısınmaya çalıştığını anlatan Sağtekin, krizin nedeninin savaş politikaları olduğunu söyledi. Sağtekin, "İktidar, özellikle Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümünden uzaklaşarak daha fazla militer, güvenlikçi ve baskı politikalarını tercih ediyor. Demokratik siyasete, muhalif kamu emekçilerine, muhalif toplumsal kesimlerine dönük çok yoğun baskı politikaları var. İktidar, hem Türkiye içinde, hem Ortadoğu hem de dünyanın değişik yerlerinde barıştan, demokrasiden yana bir politika geliştirmediği için uluslararası diplomaside de bir yenilgiyle karşı karşıya" diye konuştu.

 

Tek adam rejiminin başarısızlığını, halkı tehdit ederek, en temel demokratik hak ve özgürlükleri yok sayarak, toplumsal muhalefeti şiddetle sindirerek örtbas etmeye çalıştığını ifade eden Sağtekin, toplumun bütün ilerici kesimleriyle dayanışma ve işbirliği içinde demokrasi, özgürlük, barış, bir arada yaşam, evrensel hukuk ve insanlık onuru için mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti.

 

"Odaların yol gösterici çalışmaları çok önemli"

 

Kıbrıs EMO Yönetim Kurulu Başkanı Üner Kutalmış, konuşmasında tüm dünyanın zorlu zamanlardan geçtiğini, pandemi ve savaş sebebiyle hammadde ve petrole erişimin her geçen gün daha da zorlaştığını ve buna bağlı kaçınılmaz zamların halka büyük zorluklar yaşattığını söyledi. Kutalmış, "İhtiyaç olan yatırımların zamanında öngörülmeyip yapılmaması, dünya gelinde yaşanan olaylar takip edilmeden yapılan hesaplamalar ülkemizde ne yazık ki düzenli olarak elektrik kesintilerine sebep olmakta. Bulunduğumuz çağda kendi insanımıza layık görülmekte olan yönetim şekillerine karşı hiçbir çıkar gözetmeden tamamen toplum menfaatleri için çalışmalarını sürdüren odalarımızın yol gösterici çalışmaları çok önemli" diye konuştu.

 

Sinop NKP Dönem Sözcüsü Ülker Şahin, Sinop`ta yapılmaya çalışılan nükleer santrala karşı yürütülen mücadelede EMO‘nun hep yanlarında olduğunu, güç verdiğini, dayanışmayı hiç eksik etmediğini vurguladı. Samsun 3. İdare Mahkemesi‘nin ÇED iptal talebi davasını reddettiğini bildiren Şahin, bilirkişi heyetinin raporu dikkate alınmadan verilen bu kararın mahkemenin taraflı olduğunu gösterdiğini söyledi. Şahin, nükleere karşı mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayarak, "Her platformda haykırdığımız gibi burada da haykırıyoruz. Nükleer santral istemiyoruz. Nükleere inat, yaşasın hayat" diye konuştu.

 

İyi Parti Kurucular Kurulu Üyesi Sinem Uludamar da Genel Kurul‘da bir konuşma yaparak başarı dileklerini iletti.

 

Genel Kurul`da Konya İl Temsilciliği`nin şube yapılması için öneri verildi. Ancak öneri, bu konuda öncelikle Konya`nın bağlı olduğu Ankara Şubesi`nin Genel Kurulu`nda karar alınması gerektiği ve böyle bir karar olmadığı için reddedildi. 

 

Açılış konuşmalarının tamamlanmasının ardından Genel Kurul gündemi doğrultusunda çalışmalarına devam etti.



TORBA YASA TEKLİFİNİ GERİ ÇEK

17.11.2020
 


Çok Okunanlar


1 MAYIS

GEZİ`YE ADALET

Okunma Sayısı: 29


Tüm Gündem

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2022 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18

KEP ADRESİ :

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.