MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 İZMİR ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

YENİ ÜYELİK

   · 

YAYIN SATIŞ LİSTESİ

   · 

İNDİRİM YAPAN KURULUŞLAR

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 AYDIN   İZMİR   MANİSA 
 

 

EMO İzmir Şubesi
Haber Bülteni
SAYI: 432

Tüm Sayılar

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

· 

KVKK

ÇERNOBİL’İN 40. YILINDA NÜKLEER SANTRALLER PANELİ - VİDEO HABER


GÜNDEM  - 21.05.2026

 
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi tarafından Çernobil felaketinin 40. yılı dolayısıyla düzenlenen panelde, nükleer enerji mühendislik, sağlık, hukuk ve çevre boyutlarıyla masaya yatırıldı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali`nin yaratacağı tahribata ve İzmir’de yaşanan radyoaktif atık krizine dikkat çekilen etkinlikte, nükleer santrallerin temiz bir enerji alternatifi değil, ekolojik dengeyi ve halk sağlığını tehdit eden dışa bağımlı bir tehlike olduğu vurgulandı.
 

EMO İzmir Şubesi tarafından, Çernobil felaketinin 40. yılı dolayısıyla düzenlenen "Çernobil`in 40. Yılında Nükleer Santraller ve Etkileri" konulu panel, 15 Mayıs 2026 Cuma günü gerçekleştirildi.

EMO İzmir Şubesi Hizmet ve Eğitim Merkezi‘nde yapılan etkinlikte, nükleer santrallerin mühendislik, halk sağlığı, hukuk ve çevre boyutları ele alındı. Kolaylaştırıcılığını EMO İzmir Şubesi‘nden Mükremin Zülkadiroğlu‘nun üstlendiği panele; EMO`dan Teoman Alptürk, İzmir Tabip Odası`ndan Prof. Dr. Ali Osman Karababa, İzmir Barosu Çevre ve Kent Komisyonu`ndan İpek Sarıca, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi`nden Efem Bilgiç konuşmacı olarak katıldı.


"Felaketin Etkileri Sürüyor"

Panelin açılışında konuşan EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Gülhan Gürler, insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan Çernobil‘in üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen toprağa, suya ve insan sağlığına bıraktığı yıkıcı etkilerin halen sürdüğüne dikkat çekti. Mühendisler olarak enerji üretimini bir gelişim aracı olarak gördüklerini belirten Gürler, uygulanması gereken enerji politikalarına yönelik temel yaklaşımlarını şu sözlerle ifade etti:

"Enerji üretimi; insana, doğaya ve yaşama rağmen yapılmamalıdır. Enerji politikalarında megavatlar, kapasiteler veya ticari kârlar değil; halk sağlığı, ekolojik denge ve her şeyden önemlisi gelecek nesillerin yaşam hakkı merkeze alınmalıdır."

Türkiye‘de mevcut durumda yürütülen nükleer enerji projelerini de sert bir dille eleştiren Gürler, bu sürecin geçmişteki acı deneyimlerden ders çıkarılmadan, şeffaflıktan uzak ve bilimsel itirazlar göz ardı edilerek yönetildiğinin altını çizdi. Nükleer santrallerin, temiz ve yenilenebilir alternatifleri bulunmasına rağmen bir "kurtuluş" projesi gibi sunulmasına tepki gösteren Gürler, Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile ilgili endişelerini de dile getirdi. Gürler, bilimin ve aklın ışığında nükleer tehdide karşı yürütülen mücadeleye katkı koyan panelistlere ve duyarlı katılımcılara teşekkür ederek sözü panelistlere bıraktı.

Mükremin Zülkadiroğlu panelistlere söz verirken, insanlığın nükleer gücü ilk olarak silah yani bomba yapımında kullandığını ifade ederek, "Sonrasında ise elektrik enerjisi üretimi için de kullanılmaya başlandı. Ülkemizde de ‘ucuz enerji‘ argümanıyla nükleer santraller pazarlanmaya çalışılıyor ancak verilen alım ve fiyat garantisine bakıldığında ise büyük bir garabet olduğu ortaya çıkıyor" diye konuştu.

"Dışa Bağımlılığı Artırıyor"

Zülkadiroğlu ilk sözü mühendislik süreçlerini ve enerji politikalarına ilişkin detayları aktarmak üzere Teoman Alptürk`e verdi. Geçmişte Türkiye Elektrik Kurumu‘nda (TEK) sistem yöneticiliği ve Planlama Dairesi Başkanlığı yapan Teoman Alptürk, konuşmasına elektrik üretimindeki "planlama faciasına" dikkat çekerek başladı. Alptürk, nükleer santrallerin ucuz ve güvenli olduğu iddialarını resmi verilerle çürütürken, Akkuyu projesinin Türkiye‘ye maliyetini şu sözlerle anlattı:

"Şu anda Türkiye‘de elektrik üretecek kurulu güç 125.000 megavat (MW) civarında. Merak edip sisteme baktım; 12 Mayıs‘ta pik güç, yani sistemin en fazla kullandığı güç 43.598 MW olmuş. Bunun yüzde 60‘ından fazlası güneş, su ve rüzgârla karşılanmış. Ülkede su var, kömür var. Bunları düşünmeden yaparsanız sonuç hüsrandır. Son yıllarda hiçbir planlama eseri kalmamıştır. Bu da ölü yatırım yaptığınızı veya eksiye düştüğünüzü gösteriyor. Akkuyu‘nun yapıldığı yeri gördünüz mü? Cennetten bir köşe... Buraya nükleer santrali kurduğunuz andan itibaren deniz suyu sıcaklığı artacak ve atıkları bir şekilde defedecek, bu atıklar Türkiye‘de kalacak."

Geçmişteki nükleer santral denemelerini ve 1980‘li yıllardaki rüşvet iddialarını hatırlatan Alptürk, nükleer enerjinin Türkiye için bir zorunluluk değil, dışa bağımlılığı artıran bir tehdit olduğunu belirtti. Kamuoyunda sıklıkla dile getirilen "enerji açığımız var" söyleminin gerçeği yansıtmadığını sistem verileriyle ortaya koyan Alptürk, özelleştirmeler sonrası Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kültürünün yok edildiğine dikkat çekti.

Sanayisizleşme tehlikesine de vurgu yapan Alptürk, nükleer santrallerin 24 saat kesintisiz çalışması gereken "baz yük" santralleri olduğunu ancak Türkiye‘de imalat sanayisinin Mısır ve Romanya gibi ülkelere kayması nedeniyle baz yükün düştüğüne ve böyle bir kesintisiz güce olan ihtiyacın da temelsiz kaldığını ifade etti. Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘ne ilişkin değerlendirmelerinde projenin yerlilik ve millilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını belirten Alptürk, projenin toplumsal maliyetine de dikkat çekti. Santralin bulunduğu bölgenin adeta bir yabancı askeri üs statüsünde olacağına dikkat çekerek, şöyle devam etti:

"Akkuyu‘nun yapıldığı yeri gördünüz mü? Cennetten bir köşe... Buraya nükleer santrali kurduğunuz andan itibaren deniz suyu sıcaklığı artacak. Atıkları bir şekilde defedecekler ve bu atıklar Türkiye‘de kalacak. Üstelik, Rosatom‘la yapılan anlaşmalar gereği siz çok uzun bir süre elektriği 12,35 sent gibi fahiş bir fiyattan almak zorundasınız. Türk halkını iki kat fiyatla elektrik kullanmaya zorlayamazsınız. Almazsanız devlet bunu dolaylı yollardan ödeyecek. Ayrıca santralin yapıldığı yer adeta bir üs. Türk vatandaşı olarak sizin oraya girmeniz mümkün değil. Ancak orada çalışırsanız size bir kart verecekler ve o saatlerde girip çıkacaksınız. Bu santral benim santralim değil; ama riskleri benim, pahalılığı benim."


"Güvenli Doz Yok"

İzmir Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi adına panele katılan Prof. Dr. Ali Osman Karababa ise nükleer enerjinin halk sağlığına etkilerini çarpıcı tarihi örneklerle anlattı. Karababa, radyasyonun anne karnındaki fetüsler üzerindeki yıkıcı etkisini şu sözlerle anlattı:

"Radyoaktivite insan sağlığını, daha canlı oluşmadan sperm ve yumurta düzeyinde etkiliyor. Bütün her şeyimizi tanımlayan DNA sarmalındaki adenin, timin dizilimlerinde kırılmalara, kopmalara neden oluyor. Bebek anne karnındayken ilk 10 günde bu etkilenim gerçekleşirse ölüme, ilk 6 haftada gerçekleşirse doğumsal anomalilere ve organ işlev bozukluklarına neden olur. Şunu net söyleyeyim: Radyoaktivitenin zararsız bir dozu yoktur. Tanımlanan eşik değerler ve limitlerin gerçek yaşamda arkası boştur."

Türkiye‘nin geçmişte nükleer atıklarla yaşadığı acı tecrübelere de değinen Karababa, İstanbul‘da yaşanan hurdacı kazasını hatırlattı:

"Kanser tedavisinde kullanılan kobalt çekirdeği, işlevi bitince zararsız hale getirilmesi gerekirken bir hurdacıya gitti. Hurdacı ve ekibi o kurşun kaplı çekirdeği açtılar. Orada çalışan tam 11 kişi akut radyasyon sendromu tanısıyla hastaneye kaldırıldı. İçlerinden biri çok ciddi sağlık sorunları yaşadı. Türkiye‘nin ilk radyoaktif kazasıdır bu."

Gaziemir‘deki eski kurşun fabrikasında bulunan atıkların kaynağına dair şüphelerini de dile getiren Karababa, "İzaydaş‘a giden atıklar Çekmece Nükleer Araştırma Enstitüsü‘ne gönderildiğinde, nükleer santral çekirdeklerinde bulunan Europium 152 ve 154 izotopları saptandı. Türkiye‘de nükleer santral yokken bu atıklar o fabrikaya nasıl geldi? Bunun yanıtı yok. Tek ihtimal Aliağa‘daki gemi söküm tesislerinden nükleer denizaltı ya da gemilerin yasa dışı sökümüyle bu çekirdeklerin getirilmiş olmasıdır," diyerek olayın boyutuna dikkat çekti.


"Atık Problemi Çözülemez"

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi adına konuşan Efem Bilgiç ise nükleer enerjinin "karbon ayak izi düşük ve temiz enerji" olarak pazarlanmasının ardındaki ekolojik felaketleri anlattı. Bilgiç, nükleer atıkların depolanmasının imkansızlığını şu çarpıcı kıyaslamayla vurguladı:

"Nükleer atıklar çözülemez bir baş belasıdır. Radyasyon yayılımı, maddenin doğasına uygun bir şekilde, suyun akıp yolunu bulması gibidir. Kararsız bir çekirdeği insan eliyle kararlı hale getiremezsiniz. Almanya, terk edilmiş madenlerine atıkları koyup ‘çözdüm` dedi. Madende çökmeler oldu, su girdi, atıklar ekosisteme karıştı ve bugün Almanya o madeni temizlemek için milyarlar harcıyor. Dünyada 1945‘ten beri üretilen atıkların sadece yüzde 10‘u kalıcı olarak depolanabilmiştir, yüzde 90‘ı geçici depolardadır. Bir nükleer atığın doğal radyasyon seviyesine inmesi için 50 bin yıl geçmesi gerekir. Eğer Göbeklitepe‘de bir nükleer santral olsaydı, o günkü atıklarla insanlık bugün hâlâ uğraşıyor olurdu."

Nükleer santrallerin yarattığı "termal kirlilik" sorununa da değinen Bilgiç, "Soğutma süreçleri alıcı ortamın su sıcaklığını ortalama 4-5 derece artırır. Bu durum mikroorganizmaları, yumuşakçaları ve mercanları yok eder. Besin piramidinin altındaki bu parçayı yok ettiğinizde, onlarla beslenen canlıları da yok edersiniz" ifadelerini kullandı.


"Zehir Tüm Şehre Yayıldı"

İzmir Barosu Çevre ve Kent Komisyonu`ndan İpek Sarıca ise Gaziemir`deki eski kurşun fabrikasında ortaya çıkan nükleer atıklarla ilgili süreçleri anlattı. Atıkların taşınmasına ilişkin hukuki süreçleri anlatan Sarıca, denetimsizliği belgeleri ve örnekleriyle anlattı. Sarıca, son dönemde sahada yaşananları şöyle aktardı:

"Temmuz ayında ‘atıklar temizleniyor` haberiyle uyandık. Aslında bir temizleme değil, taşıma faaliyetiydi. Sahada birer metrekarelik ızgaralar oluşturup, toprağı serip yüzeysel ölçümler yaptılar. Eğer değer 80 nanosievertin altındaysa bunu ‘kirli toprak` kabul edip hafriyat kamyonlarıyla Bilecik ve Aydın‘daki beton santrallerine yakılmak üzere gönderdiler. Üstünde olanları ise radyoaktif atık diyerek İstanbul Büyükçekmece‘deki TENMAK tesisine yolladılar. Sahadan alınan o kirli toprağı taşıyan kamyonların tekerlerinden dökülen atıklarla zehir, bütün büyükşehrimize, yollara yayıldı."

Kurumların şeffaflıktan uzak tutumunu ve iş güvenliği ihlallerini sahada bizzat tespit ettiklerini belirten Sarıca, sahadaki durumu şöyle anlattı:

"Sahada radyoaktif atıkları taşıyanlar hariç, işçilerin elinde ne bir eldiven, ne bir maske, ne de baret vardı. Güvenlik görevlileri sivil kıyafetlerle 7/24 o zehirli alanda bekletildi. Kurumlara, ‘İstanbul‘a giden bu atıkları nasıl depoluyorsunuz, test yaptınız mı, atıkların cinsi ne?‘ diye sorduğumuzda, ‘Bunlar milli güvenlik meseleleridir, bilgi veremeyiz‘ dediler. Depolama kapasitelerini sorduğumuzda dahi aynı cevabı aldık."

Etkinlik, sunumların ardından katılımcılardan gelen soruların panelistler tarafından yanıtlandığı interaktif soru-cevap bölümüyle sona erdi. Panelde, güvenli, temiz ve sürdürülebilir bir gelecek için nükleer santrallerin bir seçenek olamayacağı vurgulandı.


 

 

Bağlantılar

https://youtu.be/Kd3kEQ1Rze0
 


HALK ŞARKILARI KOROSU 2025-2026 DÖNEMİ BAŞLIYOR - KAYIT

25.09.2025
 


Çok Okunanlar


PANEL: ÇERNOBİL`İN 40. YILINDA NÜKLEER SANTRALLER VE ETKİLERİ

SEMİNER: TOPRAKLAMA ÖLÇÜMLERİ

YAŞAR ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ PROGRAM BAŞVURULARI

EMO İZMİR ŞUBESİ VE GDZ ELEKTRİK DAĞITIM A.Ş ORTAK TOPLANTISI

BİTİRME PROJELERİ SERGİSİ`NE BAŞVURULAR DEVAM EDİYOR

EMO İZMİR ŞUBESİ’NDEN SELÇUK BELEDİYESİ’NE ZİYARET

EMEK VE BİLİMLE KURULACAK YENİ BİR TÜRKİYE İÇİN:
YAŞASIN 1 MAYIS!


MÜHENDİSLER 1 MAYIS MEYDANI`NDA ON BİNLERLE BULUŞTU!

GENÇ MÜHENDİSLERE YÖNELİK PCB TASARIM EĞİTİMİ DÜZENLENDİ

STAJ HAKLARI ÇALIŞTAYI DÜZENLENDİ

Okunma Sayısı: 27


Tüm Gündem

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2026 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18

KEP ADRESİ : emo.merkez@hs01.kep.tr

 
 
Key Yazılım Çözümleri A.Ş.