MERKEZ ADANA ŞUBE ANKARA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE DENİZLİ ŞUBE DİYARBAKIR ŞUBE ESKİŞEHİR ŞUBE GAZİANTEP ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KOCAELİ ŞUBE MERSİN ŞUBE SAMSUN ŞUBE TRABZON ŞUBE

   · ŞUBE Giriş Sayfası

 ANKARA ŞUBE

   · 

ŞUBE TARİHÇESİ

   · 

ŞUBE YÖNETİM KURULU

   · 

ŞUBE DENETÇİLERİ

   · 

ŞUBE ÇALIŞANLARI

   · 

KOMİSYONLAR

   · 

ÇALIŞMA PROGRAMI

   · 

ÇALIŞMA RAPORU

   · 

TEMSİLCİLİKLER

   · 

HABERLER

   · 

DUYURULAR

   · 

GÖRÜŞLER-RAPORLAR

   · 

BASIN AÇIKLAMALARI

   · 

YAZILI BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

GÖRSEL BASINDA ŞUBEMİZ

   · 

BASINDAN SEÇTİKLERİMİZ

   · 

YİTİRDİKLERİMİZ

   · 

EVLİLİK DUYURULARI

   · 

YENİ DOĞAN DUYURULARI

   · 

İŞ YAŞAMI DUYURULARI

   · 

MİSEM EĞİTİMLERİ

   · 

EĞİTİMLER

   · 

IBAN DUYURUSU

   · 

AİDAT ÖDEME

   · 

İSTATİSTİKLER

 
Şube Kapsamındaki İller:

 AFYONKARAHİSAR   ANKARA   ÇANKIRI   ERZİNCAN   ERZURUM   KASTAMONU   KAYSERİ   KIRŞEHİR   KONYA   NEVŞEHİR   SİVAS   TOKAT   YOZGAT   AKSARAY   KIRIKKALE 
 

 
HUKUKİ DESTEK
 

EMO Ankara Şubesi
Haber Bülteni
SAYI: 2019.4

Tüm Sayılar

· 

GENEL

· 

SMM

· 

ÜYELİK İŞLEMLERİ

· 

MİSEM

· 

EMO E-POSTA

· 

FERDİ KAZA SİG.

· 

İMZA YETKİSİ

· 

ENERJİ VERİMLİLİĞİ

· 

SORUN SÖYLEYELİM

· 

ENERJİ KİMLİK BELG.

· 

ENAZ (ASGARİ) ÜCRETLER

· 

YAPI DENETİM

· 

E-İMZA

· 

MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI

· 

LPG SORUMLU MÜDÜRLÜK

· 

EMBK

`SURİYE`DE NELER OLUYOR?` SÖYLEŞİSİ DÜZENLENDİ



 
EMO Ankara Şubesi her ayın son perşembe günü düzenlenen Lokal Söyleşileri`nde bu ay eğitmen ve yazar Hamide Yiğit ile `Suriye`de Neler Oluyor?` başlıklı söyleşi 31 Ekim 2019 Perşembe günü EMO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Hamide Yiğit söyleşisinde Suriye savaşının arka plânında Doğu Avrupa’ya uzanan doğalgaz pazarının paylaşımında yaşanan hegemonya mücadelesi olduğunu söyledi.
 

Söyleşinin açılışında konuşan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömürhan Soysal şunları söyledi; "Lokal Söyleşilerinin 13.`cüsünü gerçekleştiriyoruz. Biliyorsunuz her ayın son Perşembe`si güncel konular üzerine bir konuğumuz oluyor. Aslında geçtiğimiz ay Suriye`deki savaşı konuşmayı düşünüyorduk. Fakat davet etmeyi düşündüğümüz konuşmacıların programı uymadı. Hamide Hanım sağ olsun bizi kırmadı.

Hamide Yiğit son dönemlerde Suriye`de yaşananlara cesurca kafa yoran bir isim. Kendisine de bu konularla ilgili açılmış davaları var. Hamide Yiğit`in 3 tane yanınlanmış kitabı var.

15 Mart 2011`de başlayan Suriye`deki savaş üzerine konuşalım istedik. Türkiye`nin Suriye ile 911 km`lik sınır hattı var. Hemen komşumuz olan bir ülkenin iç işleyişine müdahale ettik ve sonunda Ankara`nın göbeğinde IŞİD bombacılarının kendilerini patlaması sonucu 103 arkadaşımızı kaybettik. Antep`te bombalar patladı. Burnumuzun dibinde yaşanan savaştan kendimizi izole etme şansımız yok. İnsani olarak bunlara duyarlı olmanın ötesinde can yakıcı bir problem olarak, bizzat içinde yaşadığımız süreç olduğu için bugün bu konuyu konuşalım istedik. Hepiniz tekrar hoş geldiniz."

"Önümüzdeki savaşlar enerji savaşları üzerine olacak!"

Ömürhan Soysal`ın açılış konuşmasından sonra söz alan Eğitimci-Yazar Hamide Yiğit, Suriye`de yaşanan savaşın arka plânı hakkında geniş açıklamalar yaptı. Hamide Yiğit şöyle konuştu; "Teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Aranızda olmaktan son derece mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Suriye`de Neler Oluyor? konusunu konuşmak üzere toplandık.

2011 Mart ayından bu yana Suriye savaşına dönük anlatılacak, söylenecek çok şey var. Bir savaş var. Bu savaş nasıl tanımlandı ona değinmeden başlayamayız. Libya`ya NATO müdahalesi gerçekleştiği kanlı bir emperyalist zamanda bile Suriye`de olup bitenlere ‘Bahar` nitelendirilmesi yapıldı. Arap Baharı. Suriye`deki halkların baharı oluyormuş gibi tanımlandı. Suriye yönetimi baştan beri yok sayıldı. Adı rejim oldu. Suriye yönetimine ‘rejim` ismi verildi. Dünyanın dört bir yanından gelen bizzat kendilerinin ifade ettiği gibi ‘Suriye cihatında savaşmak için` akın akın oraya taşınan cihatçılar ‘muhalif` olarak isimlendirildi. Dolayısıyla böyle bir kategorileşme olduğu için Suriye savaşına dönük bilgileri sadece savaş medyasının süzgecinden alabiliyoruz. Esas kritik kısmı budur. O savaş medyası açıkça söyleyebiliriz savaş medyası bu savaşların kamuoyu ayağını oluşturmak için özel olarak oluşturulmuş bir orduydu. Örneğin bu savaş medyası Tunus`ta başlayan ve Mısır`a sıçrayan halkların haklı taleplerini bir süre işledikten sonra başka bir algıyı yürüttü ve orada özgür seçimlerin olduğunu ilan ettiler ki o özgür seçimler meydanlarda bedel ödeyen halkların istemediği tepeden inmeci bir İHVAN ideolojisine dayalı iktidarlar yarattı. Müslüman Kardeşler iktidarlara taşındı. Buralar Arapların Baharı denilerek bu bahar propagandası ile Libya`ya çok ciddi kanlı müdahale gerçekleştirildi. Libya`daki senaryonun birebir taklidi Suriye`ye taşındı. Yok edilmiş bir Libya, çölleri çocukların kanıyla sulanmış bir Libya varken bile Suriye`deki olayları objektif okumalarından ne yazık ki hep uzak bırakıldı.

Bu savaşların tabi ki bir arka planları olduğunu söylemek zorundayım. Dünya emperyalist kurumları, emperyalist ağaları birden bire  akıllarına Beşar Esad`ın diktatörlüğü gelmedi. Suriye savaşına bu kanı taşıyan bu  ateşi taşıyan Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve dahi Türkiye`de demokratik ülkeler olmadığını çok iyi biliyorlardı.  Ama böyle bir algı üzerinden dünya kamuoyuna ‘diktatörlere karşı halkların özgürlük talepleri var bu talepleri belirten halkların yanında olacağız mesajı` verildi. Örtülen bir arka plân var. Her zaman her savaşın mutlak suretiyle siyasi arka plânı olduğunu biliyoruz. Dünya savaşlarından sonra en büyük savaş bugün gözümüzün önünde izlediğimiz savaş olduğunu da söylemek zorundayız. Bütün bir coğrafyayı hedefleyen, genişletilmiş BOP dediğimiz Asya`dan Ortadoğu ve Kuzey Afrika`yı kapsayan bir alanın savaşını projelendiren bir şey. Elbette ki küresel hegemonya krizinden kaynaklı bir arayış var, elbette ki kapitalizmin yapısal krizinin derinleşmesi sonucu hegemonya krizi açığa çıkıyor. Bütün bunlar tek kutuplu dünyanın hâkimi rolüne bürünen ABD`nin aslında gücünün sınırlılığının gösterdiği zamanda patlak verdi. ABD  kendini Afganistan`da ve Irak`ta sınamıştı. Afganistan ve Irak`ta bu sınavdan güçlü ve bütün dünyanın imparatoru ülke olarak çıkmadı. Onu gördüğü için ABD kendisine yönelik tehditlere yönelik ayrı bir savaş plânı öne sürdü. Hegemonya krizini açığa çıkartan şeyler var tabi. Ne gelişmeler oldu da harekete geçti? Bir kere önümüzdeki savaşların enerji savaşları üzerine olacağını söylüyoruz ama bu petrol değil doğalgaz. Tek başına doğalgaz kaynaklarına erişim de değil. Doğalgazın taşınma ve pazarına nüfuz etme savaşları. Hegemonya savaşlarının bunun üzerinde yürüyeceğini söylüyoruz. Aslında enerji savaşlarının direkt adresini veren KYOTO Protokolü oldu. Doğalgaz savaşları.  Bilindiği gibi ABD kaya gazında doğalgaz çıkartabiliyor. Başka her yerlerde doğalgaz var. Sorun tek başına doğalgaz kaynaklarına sahip olmak sorunu değil. En küresel doğalgaz pazarı (eski)  SSCB`nin elindeki Gazprom şirketidir. SSCB`nden kalma bu şirket küresel bir ticari şirket haline dönüştürüldü, ortaklarını genişletti. Doğu Avrupa`yı büyük anlamda kendine bağlayan Rusya Asya ve Ortadoğu`ya açılmaya başladı. Geleceğin dünya ticaretini elinde bulunduracak güçlü iktidarlar Çin ve Hindistan sayılıyordu. Rusya, Çin ile ilişkilerini geliştirdi. Yine Rusya, İran ve Suriye ile ilişkilerini çok önemli anlaşmalarla stratejik noktaya taşıdı. Bunun üzerine ABD başka bir proje ile karşısına çıkmaya başladı. Hazar ve Basra doğalgazının altını mutlaka çizmemiz gerekiyor çünkü bütün kavgalar onun üzerine.

ABD harekete geçtiğinde yıl 2001 idi. Gazprom küresel bir şirket olarak dev anlaşmalarla kendini ispatladı. Bir yıl sonra 2002 yılında Nabucco projesi devreye girdi. ABD`nin projesi Hazar doğalgazının Türkiye üzerinden Doğu Avrupa`ya taşıyacak projedir. Rusya`nınki Karadeniz üzerinden Doğu Avrupa`ya taşıyacak. Rusya`nın Türkiye ile hiçbir ilişkisi yok. Müttefiklik ihtiyacı duymadığı bir projeyi geliştiriyor. ABD tümüyle 2002`de Türkiye üzerinden bu projeyi hayata geçirmeye başladı. 2002 yılı AKP`nin iktidara geldiği yıl. NATO ilk kez Türkiye`de toplantı yaptı. NATO toplantısında çıkan deklarasyon kararı BOP`un birebir aynıdır. Sonraki olacaklar İstanbul`da deklere edildi aslında.

Bir de bunun karşısında bir proje daha var. Bir de Hazar doğalgazı var. Esas hegemonya savaşı bunun üzerinden yürüyor. Paylaşım savaşı bura üzerinden yaşanıyor. Önümüzdeki doğalgaz savaşları Doğu Akdeniz havzası olarak gösteriliyor. Coğrafi açıdan baktığımızda  Basra Körfezi`nde İran ve Katar doğalgazı var. Rusya; Irak, İran ve Suriye projesinde Türkiye`yi dahil etmek istedi ancak Türkiye bu konuda yavaş kaldı. Çünkü AKP iktidara gelirken ABD ile anlaşma yapmıştı. O yüzden buna yanaşmadı. Bu hattın Türkiye`den geçmesine gerek yok ama ABD`nin çizgisine eşleştirebiliyorlar. O zaman Davutoğlu Ortadoğu turuna çıktıktan sonra Hillary Clinton ile bir araya gelip "Hayır biz Suriye ve İran`ı bitireceğiz biz kazanacağız` yönlü açıklama yaptılar. 2002 yılında başlatılan doğalgaz boru hattının 2 aşaması var. Birisi Azeri doğalgazının taşınması ikincisi Katar doğalgazının taşınması. Burada tek engel olan İran`dır. Çünkü aslına bakarsanız o dönem Suriye`de hiçbir şey yok. Petrol kendine ancak yetiyor. Ama stratejik müttefiklikleri önemlidir. Her bir proje için Akdeniz`e açılmanın kapısı Suriye`dir. Burada Suriye ile birlikte Doğu Akdeniz rezervi için kıyıdaş olan ülkeler, Yunanistan, Türkiye, Lübnan, İsrail, Mısır ve Libya. Aslında bu kıyıdaş ülkeler kendi aralarında bir masaya oturup kendi ekonomik bölgelerini belirleyip BM`ye bildirme şansları var. Kendi kıta sahanlığının alanında sondaj çalışmalarını yapabilirler. Suriye bir şey yaptı, Türkiye başka bir şey yaptı. Suriye daha bu kriz yeni başlamış, başı cihatçılarla beladayken bile Rusya ile kendi kıta sahanlığı hakları konusunda anlaşma yapmıştı. Türkiye ise kendi kıta sahanlığını bildirmek, ekonomik bölgesini belirlemek sondaj alanını tarif etmek yerine ABD`nin projesinin eş başkanlığını yürütmekle yetindi. Şu anda görüyoruz ki Türkiye sondaj çalışmaları konusunda ‘korsancılıkla` suçlanıyor. Türkiye kendine çok fazla güveniyordu. Kendini BOP eş başkanlığı biçtiğinde Suriye hükümetine 3 aylık bir ömür biçmişti. Böylesi bir özgüven zehirlenmesiyle hareket edildi.

Suriye`nin, Doğu Akdeniz`de sondaj yapabileceği 90 millik bir alanı var. Bu konuda 2012`de tamamen bu yükümlüğümü Rusya`ya vermiş oldu. Lübnan 107 millik alanda hiçbir çalışma dahi yapamıyor. İhtilaflı bölgeler var. İsrail`le halen şu anda hep tartışması yapılan medya tarafından hiçbir zaman dillendirilmeyen bir blok var. O blok Lübnan için çok önemlidir. İsrail`de ısrarla orayı istiyor. Fakat orada en atak davranan İsrail oldu. Bizim İsrail ile Davos`ta başlayıp sözde mücadelemiz vardı. Filistin halkını ve bütün Arap halklarının gönlünü okşayan Türkiye`nin bir çıkışı olmuştu. Sanki, Filistin`in kurtuluşuna kapıyı aralayacak bir çıkıştı. One munite çıkışı. Arkasından Mavi Marmara olayı. İster olay deyin, ister şov deyin, ister senaryo deyin hâlâ ne olduğu belirsizdir. Mavi Marmara olayından bir ay sonra İsrail, Güney Kıbrıs`ta sondaj çalışmalarına başladı. Üstelik de Mavi Marmara`ya müdahale edilen yerde. Türkiye`nin buna dair söylediği bir söz yok. En sonunda kan parası alındı Mavi Marmara işi bitti."

"Doğu Akdeniz üzerinde paylaşım savaşı yaşanıyor"

Hamide Yiğit konuşmasında enerji kaynakları ve Doğu Akdeniz üzerinden paylaşım savaşı yaşandığının altını çizerek, ikinci siyasi ayağın İsrail`in güvenliğinin sağlanması olduğunu söyledi. Hamide Yiğit sözlerini şöyle sürdürdü; "İkinci siyasi ayak İsrail`in güvenliği meselesi BOP`un temel hedeflerinden birisidir. İsrail`in güvenliği için şöyle bir kurgu var. İsrail için tehdit oluşturan Lübnan`daki direniş örgütü Hizbullah, Suriye ve İran üçgeninin kuşatılarak alanının daraltılması mümkünse bu ülkeler parçalanarak istikrarsızlığı sürüklenmesi. Yani hedef koyuyorlar. Neden? Bunlar İsrail için en büyük tehdit bunların temas halinde olmalarıdır. İsrail güvenliği için Suriye`nin hedef olarak seçilmesi İran`ın önünün kesilmesi düşüncesidir. İran ile Suriye arasında bir tampon bölgesi oluşturup İran`ın Akdeniz`e ulaşması engellenmek istenmektedir. Esas hedef İran`dır. ABD yanında AB ülkeleri de bu projenin içinde destekleyicidir. İsrail`in güvenliği için sınırların yeniden belirlenmesinden çok -evet o da var hedefte-, daha önemli olan hedef İHVAN ideolojisi üzerinden şekillenen İslamcı iktidarlar kurmaktır. Bu İslamcı iktidarlar Selefi ve Vahabi ideolojisiyle oluşturulma kurgusuyla hareket edildi. Eş başkan olarak tercih edilen Türkiye, Selefileşme sürecine ondan sonra başladı. Türkiye`de bütün kurumsal alanlar tamamen dinsel ögelerle donatılırken buradaki gericileşme ideolojisini oluşturan İhvan Müslüman Kardeşler ideolojisidir. 2012 yılında Suriye için en tehlikeli yıllardı. Suriye paramparça olmuş durumdaydı. O zamanda İsrail Savunma Bakanı şu demeci vermişti; ‘Bizim İran gibi, Rusya gibi, Hizbullah gibi komşularımız olacağına IŞİD gibi komşularımız olsun.` IŞİD`i ilk kez o zaman telaffuz ettiler. IŞİD Irak İslam devletiydi. Irak ve Şam İslam Devleti adıyla henüz ortaya çıkmamıştı. O zaman İsrail Savunma Bakanı öyle söylemişti.

Türkiye tarafında ne kuzeyde ne batıda Suriye`nin hiçbir kentinde isyan bile yoktu. O dönem çok soldan da bildiğimiz isimler ‘sınıf temelli hareketti, sınıfsal talepler bir devrime kapı açıyor ve devrim kaçınılmaz ‘ diyordu. İsyanlar selefi karakterliydi çünkü o isyana halk katılmamıştı. Ürdün`den gelen bir grup El Ömer Cami`ye gidiyorlar, Cuma çağrısı yapıyorlar. Cuma`dan sonra ciddi bir kalabalık o camiden silahlı olarak çıktı. O caminin altı Ürdün`den getirilen silahlarla doluydu. İsrail, ABD, Suudi Arabistan menşeili silahlar vardı.

Kısaca sahada savaşanlar için sadece öne çıkartılabilecek şemsiye isim Özgür Suriye Ordusu Suriye ordusundan ayrılan subaylardan oluşturuldu. ÖSO`da sağdan soldan toplanan muhalif isimler İstanbul`da bir araya getirilip Suriye Ulusal Konseyi oluşturuldu böylece tamamen altı boş Suriye Hükümeti kuruldu. Suriye ordusuna alternatif Suriye ordusu kurulmuş oldu. Ondan sonra gelsin cihatçılar. 112 ülke vatandaşı Suriye cihadına katıldı.

Nusra Cephesi ve IŞİD Irak menşeilidir. Irak El Kaidesi olarak orada varlıklarını sürdürüyordu. 2012 yılında Cephetül Nusra Türkiye`ye taş atımlık yerde emirlik bayrağını astı. 2014`te cihatçı koalisyon , 2015 yılında Fetih Ordusu kuruldu. Yüzün üzerinde çok büyük gruplar 30`un üzerinde küçük gruplar var. Bütün cihatçı gruplar şemsiye altında toplandı. 2014 Musul işgali ardından 2015 yılı IŞİD`e karşı koalisyon kuruldu. Suriye`nin gücü çok zayıflatılmıştı. 2015 yılında IŞİD karşıtı koalisyon kurulunca Suriye`nin daveti üzerine Rusya sahaya indi. İki küresel güç sahada karşı karşıya geldi. İki küresel gücün hegemonya paylaşım savaşlarını açığa çıkartan Suriye`nin ömür biçilen süre içinde düşmemesidir. İki kutuplu küresel güç karşı karşıya geldi. Bu sahaya iniş çok farklı amaçlarla gerçekleşti. ABD IŞİD gibi canavarı beslenmesinde büyümesinde çok emek verdi. IŞİD`in Musul`u işgal etmesi seyredildi, Musul çanakla sunuldu. Kobani`ye saldırtıldı. Kobani`nin düşmesine ramak kala müdahale edildi. Sahadaki insanlar IŞİD ile sınandılar ve ondan sonra fiili olarak sahada yer aldılar.

ABD bu dönemde Irak ve Suriye`nin doğusuna yoğunlaştı. Eğitilip donatılan cihatçı unsurları kendi haline bıraktı. Rusya`nın sahaya inmesiyle dengeler değişti. Rusya diplomatik ataklarla sahada savaşı kazanmayı tercih etti. Bir cihatçı grubun alanını kuşatıyor bombalıyor, teslim olmaya zorlayıp tahliye ediyordu. Rusya`nın savaş taktiği bu şekilde gerçekleşti. ABD sürekli olarak IŞİD hedeflerini bombalıyorum diyerek kendi müttefiklerine alan açtı. IŞİD`in bombalanması olayı ABD Meclis`inde sürekli tartışmalara yol açan bir şey, IŞİD`e savaş için ayrılan bütçe sürekli tartışılıyor. O oranda IŞİD`ci eleman yok. Ölüsü yok, tutuklananı yok.

Ardından Rusya`nın sahadaki askeri üstünlüğü ispatlanmış oldu. Rusya bir çok süreçten geçtikten sonra Türkiye`yi kendi tarafına çekmeyi başardı. Soçi görüşmesi ve Astana mutabakatında Türkiye ile yürüttüğü mücadele diplomatik zaferi anlamına geliyordu. Cihatçılarla sahada çatışmalara girmeden tahliyelerle oradan taşıdı. Suriye aynı anda 50`den fazla cephede savaşmak zorundayken sonuç itibariyle bugün tek bir cephede savaşıyor. O da İdlib cephesi. Buradaki cihatçılar Suriye`nin bir çok alanından buraya toplandılar. Hepsi şu anda bizim komşumuz!

Sahadaki el üstünlüğü Rusya`ya geçti ve Suriye hükümeti nefes aldı.  Farklı ülkelerin desteklediği cihatçılar, birbiriyle çatışma halinde olan cihatçılar hepsi tek bir çantada toplantılar o çantanın adı Türkiye garantörlüğü. Türkiye`nin garantörlüğüne girdiler hepsi. Bütün bunlar olurken ABD`nin odaklandığı tek yer Fırat`ın doğusu. Fırat`ın doğusuna yönelik bu hamle Türkiye`nin bütün müttefiklerini ayağa kaldırdı. Arap ligi Suriye savaşında anahtar roldeydi. Suriye`ye müdahalenin kapılarını aramak için uğraşan bir lig idi. İlk defa Suriye aleyhine değil Türkiye aleyhine toplandı. Hepsi Türkiye aleyhine deklarasyonlar yayınladılar.

ABD`nin iki temel çıkarı var. İki müttefikiyle birlikte yol alarak bu koridorla korumaktır, Akdeniz`e açılan enerji koridoru. Irak ve Suriye arasını tampon bölge olarak tutmak istiyor. ABD çekiliyorum derken gerçekten ‘Suriye savaşından artık bir beklentim yok, IŞİD`i de yendik bitirdik bizim işimiz IŞİD`e karşı savaştı hadi eyvallah gidiyoruz`a inanmak mümkün değil. ABD`nin hiçbir kazanım henüz elde edilmemişken 8 sene sonra her şeyi terk edip gideceğini sanmak büyük saflık olurdu. Bu tamamen başka bir stratejiydi."

Hamide Yiğit konuşmasının ardından katılımcıların Suriye`de yaşanan savaşla ilgili sorularını yanıtladı.  Söyleşinin ardından Hamide Yiğit kitaplarını imzaladı.

 



NKP: SİNOP İNCELEME VE DEĞERLENDİRME KOMİSYONU TOPLANTISI MEŞRU DEĞİLDİR!

12.12.2019
 


Çok Okunanlar


EMO ANKARA ŞUBESİ BELEDİYELERİN ÜYELERİMİZDEN TALEP ETTİĞİ MÜELLİFLİK ÜCRETLERİ HAKKINDA UYARI YAZISI GÖNDERDİ

PCB VE ŞEMATİK TASARIM KURSU DÜZENLENECEK

BİLGİSAYAR DESTEKLİ MATEMATİKSEL MODELLEME KURSU DÜZENLENECEK

MÜHENDİSLİK GELİŞTİRME EĞİTİMLERİ 2019 ARALIK AYI PROGRAMI BELLİ OLDU

EMO ANKARA ŞUBESİ BÜLTENİ YAZARLARI ÜYELERİMİZE TEŞEKKÜR BELGESİ VERİLDİ

NEŞE AKKOÇ TV 5’E DOĞALGAZ TOPRAKLAMA ÖLÇÜMÜ VE BİNALARDA ENERJİ TASARRUFUNU ANLATTI

`6284 SAYILI KANUN’U VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ KONUŞUYORUZ` BAŞLIKLI ETKİNLİK GERÇEKLEŞTİ

EMO KAYSERİ İL TEMSİLCİLİĞİ’NDE ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMA EĞİTİMİ DÜZENLENDİ

TORBA KANUN ZEHİR SAÇIYOR!

MÜGE KAPSAMINDA DOĞALGAZ TESİSATINDA TOPRAKLAMA SEMİNERİ DÜZENLENDİ

Okunma Sayısı: 71


Tüm Haberler

Sayfayı Yazdır



 
Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME
 

COPYRIGHT © 2005-2019 TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ
IHLAMUR SOKAK NO:10 KIZILAY/ANKARA
TEL: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - FAKS: +90 (312) 417 38 18


 
 
KEY İnternet Hizmetleri